Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

‘Ah! biz eşekler...’

  • 24.06.2013 00:00

 Sene 1958. Tekirdağ’da, İnönü İlkokulu’nun arka sokağında, şimdi artık yerlerinde yeller esen, büyüdüğüm o ahşap evlerden birindeyim ve henüz ilkokul dörde gidiyorum.


Teksas
Tommiks’le birarada okuduğum siyasal içerikli ilk kitaplar, Aziz Nesin’nin Gıdı Gıdı’sı ileAh Biz Eşekler’i olmuştu.

En iyi okuma arkadaşım olan babaannemin beni dizi dibine oturtarak huşu ile Ahmediye’den, benim de ona kıkırdayarak Aziz Nesin’den karşılıklı hikâyeler okuyup kâh hüzünlenip kâh gülüştüğümüz yıllardı.

Eşekler de bir vakitler senin benim gibi konuşurlarmış.

Ama bir gün çayırda otlarlarken, hem de güpegündüz, ta uzaklarda beliren bir karaltı görmüşler. Akıllarına gelmesine gelmiş ama kurt olabileceğine ihtimâl vermemişler.

Ne işi var kurdun burada bu gündüz vakti, demişler.

Yaklaştıkça giderek büyüyen karaltının kulağı kuyruğu yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamışsa da, onlar gene, hayır mümkün değil, olmaz öyle şey diyerek, otlamayı sürdürmüşler.

Kurt iyice diplerine sokulana kadar umursamazlarken, kaba etlerinden ısırılınca can havliyle birden dilleri tutularak, ancak o zaman “aaa, o imiş!” diyebilmişler.

Ne ki, “aaa, o imiş!.. aaa, o imiş!” diye diye de, ağızlarından çıkarabildikleri tek ses “aaa, iii!.. aaa, iii!”den öteye gitmeyen iki heceli bir anırtıya dönüşmüş.

İşte o yüzden eşekler, o gün bu gündür konuşamazlar, yalnızca anırırlarmış.

Sanırım bilmeyen yoktur ama ben gene de anımsatayım istedim.

Hem, 9-10 yaşlarında okuduğum öyküsünün, 65 yaşımda da tazeliğini sürdürmesi, Aziz Nesingülmecesinin ne denli turfanda olduğunu gösteren, mizah içinde bir mizah değil mi?

Ben, bireylerin de toplumun da, kayıtsız koşulsuz, alabildiğine engin bir özgürlükler ortamı içerisinde gelişeceklerine ve mutlu olacaklarına inanırım.

O nedenle, özgürlükleri kısıtlayan her türlü siyasal anlayışa cephe alırım.

Asla olmadıkları hâlde Batıcı imiş gibi görünen askersel ve yargısal odaklı oligarşik Kemalist vesayete ve onun ürettiği askerî darbelere bu yüzden karşı çıktım.

Müminlerin dinsel değerlerinin baskı altına alınmasına hoş bakmadım.

İnançlı kadınların başlarını örtmek istemelerini, doğrunun bu olduğuna inandığım ve tasvip ettiğim için değil, onların özgürlükleri olduğu için savundum.

Cumhuriyet tarihi boyunca mengenede tutarak yaratılmış mağduriyetlerin böyle gitmeyerek toplumsal bir tepkiye dönüşeceğini ve dinsel değerlere önem verdikleri için horlanmış olan halk çoğunluğunun bir gün yasama ve yürütmeye egemen olacağını görebiliyordum.        

Bütün ezilmişlikler, mağdurluğa değgin sorunların ele alındığı safhalarda özgürlükçüdürler ve o dinamizmler, bu sırada ilerici ve devrimci bir işlev görürler.

Ne ki sosyopolitik yaşamın da, tıpkı “taarruzî harekâtta olduğu gibi”, “işgal” ettikten sonra kapasitesi gereği duraklayarak, ele geçirdiklerini muhafaza altına almak için “tahkim” etmek suretiyle “savunmaya” geçeceği ve böylece statikliğe evrileceği tutucu bir noktası vardır.

İşte itilip kakılmış o mütedeyyin kitlelerin temsilcisi AKP’nin ve giderek tekleşen kült liderleri Erdoğan’ın, on küsur senelik siyasal hayat öyküsü de bu çerçevede seyretmiştir.

Başbakan, bu toplumun yararına olabilecek verimliliğini tüketmiş, tekrar eski dinsel paradigmasına dönüş yapmıştır. Bundan sonra o artık, kaşıkla verdiğini sapıyla çıkartacak ve toplumsal yaşamı geriye götürecek olan bir misyon yüklenecektir.

Olaylar ve son olarak da “Gezi” tecrübesi bize göstermiştir ki, esasen AKP diye bir parti de yoktur! Devasa bir teşkilâtmış görüntüsü altında, tek adamdan ibaret bir bakkal dükkânı vardır.

Bu durumda, Erdoğan’ı 2002 sürecinde desteklememek nasıl ki büyük bir aymazlık idiyse, 2012 sonrası süreçte desteklemeyi sürdürmek de aynı şekilde bir aymazlık sayılmalıdır.

Toplumlar, an gelir bıktıkları iktidarın yerine kimin konacağına aldırmadan, varolanı reddederler.

Her konjonktür kendi çözümlerini ve ilerici koşullarını, mümkünü yok, yaratacaktır.

Erdoğan’ın monologlarından başka seslerin yükselmesine şiddet uygulayan bu devletçi düzene, her şey denir de, bir tek demokrasi denemez.

Demokrasi, devletin lütfedeceği değil, halkın inşa edeceği bir sistemdir.

Gece 4:00’te çalınan tava tencere seslerinden rahatsız olan Başbakan, aynı şeyi, eğer insanı yatağından sıçratan hoparlörleri sonuna kadar açılmış ezan sesi için de söyleyebilirse makbuldür.

Dün kendilerine yapılanları haksızlık sayan AKP yandaşlarının, bugün başkalarının yaşama biçimine reva görülenlere sessiz kalmaları utanç vericidir.

Günümüzün rezilliklerine sıra geldiğinde, lâfı dolandırıp, ortaya dökülmedik kirli çamaşırları kalmamış bulunan 27 Mayıs ve 28 Şubat’lara getirmek de bir başka ahlâksızlıktır.

Erdoğan’ın miadı dolmuştur.

Bunu görmeyeni kurt yer!



[email protected]

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar