Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

İki ateş arasında

  • 26.07.2013 00:00

 İlkin şu meseleyi bir hâlledelim istiyorum:

Bu ülkenin uzun yıllar kışla ile cami arasında sıkışıp kalması ve o nedenle de bocalaması yüzünden, ey başka seçenek düşünemeyenler, bıkmadınız mı hâlâ bu ikisi arasında gidip gelmekten?

Birbirleri için aynı fotoğraf karesinin negatifi olan ve birbirlerini besleyip üreten bu kesimler bakımından okuma- yazma problemi çözülmüşse de, okuduğunu anlama hususu korkarım henüz olduğu gibi duruyor yerli yerinde.

İster darbeci generalleri eleştirmiş olayım, ister dincilerin içyüzüne değineyim, ne zaman kışla- camiikilemine dair bir şeyler yazsam, hemen kulakları dikiliyor bu düşman kardeşlerin ve aralarında üleşiyorlar beni o günlük, yazının durumuna göre.

Geldin mi lâfımıza nihayet” diyor meselâ Kemalistler, eğer Erdoğan’a yüklenmişsem.

Yahut bu berikilerin vermişsem ağızlarının payını, bir sevinç, bir sevinç ki görmeyin, diğerlerinde.

Oysa jakoben mühendisliklerle veya dinsel metotlarla toplum biçimlendirmeye kalkışan bu iki cenahın her ikisini de reddedeceğimi hiç mi kesmiyor akılları, bilmem ki?

Kendilerinden değilsem, diğer taraftanım öyleyse, onlara göre.

Hayır arkadaş!

Ne sizden yanayım, ne de sizden.

Değiştirin artık bu kafayı.

 


Terbiyesizden mümin olur mu

Bir de, küfrün, hakaretin, hattâ iftiranın ve hedef göstermenin gırla gittiği kimi internet haber siteleri ve sosyal medya alanları var ki, benim için aklın alacağı işler değil bunlar.

Nihayet bütün yaptığım, düşüncelerimi yazmak, söylemek alt tarafı.

Beğenirsiniz beğenmezsiniz, çıkar karşı fikirler söylersiniz, olur biter. Düşmanlık da neyin nesi?

Sözüm ona, bir de dinibütün değerlere ve yüce duygulara dayandırmıyor musunuz tüm o edepsizliklerinizi, ahlâksızlıklarınızı, zorbalıklarınızı; yanarım ona yanarım.

Yazıklar olsun, hiç utanmanız da yok sizin!

O taraklarda bezim olmadığı hâlde, sizden daha saygılıyım ben dine.

Politik çıkarlara, tutkulara ve bu düzeyin kaçınılmaz çirkefliklerine alet edilen dinin, böyle hâllerde terbiye edemediği görülüyor insanları.

Siyasetle iç içe geçmiş inanca dayalı değerlerin, bu koşullarda toplumu iyiye doğru biçimlendiremediğine en esaslı örnek ise, sizlersiniz.

Zaten benim de anlatmaya çalıştığım bu değil mi?

    


Halktan mı yanasın, devletten mi

Günümüz dünyası, statükoların değil, bireysel ve toplumsal bazdaki özgürlük taleplerinin daha da yoğunlaşacağı ve genleşeceği bir çağdır.

Bu akışın önünde durmaya yeltenen siyasalar, kaybetmeye mahkûmdurlar.

Halk adına devleti ele geçirenler, halk adamlığından vazgeçip devlet adamlığına heveslenirlerse, yok olacaklardır.

Buna en iyi örnek “Halkçı Ecevit” olup, güç aldığı halk yerine devlet adamlığı baskın geldiği için, bir zamanlar Merve Kavakçı’ya Meclis’te “Burası devlete meydan okunacak yer değildir” demiş, fos çıktığı için de yok olup gitmişti.

Hâlbuki meclis, halk temsilcilerinin tam da o devlete meydan okuyacakları yegâne yerdir.

İşte şimdilerde de, halkın büyük teveccühü ile işbaşına gelmiş bulunan Erdoğan, başta polis teşkilâtı olmak üzere devlet bürokrasisine övgüler yağdırmakta; böylece o da tıpkı Titanik gibi, aynı kaderin buz dağına doğru hızla yol almaktadır.

Zira devleti koruma güdüsüyle ne Kürt sorunu çözülür, ne de halkın ekmeği büyütülür.

Her iki alana da sadece seçkinler yerleşirler.

Bütün problemlerin hâlli, eninde sonunda ancak bireyin ve toplumun özgürleşmesi vezenginleşmesiyle gerçekleşecektir.

Tohumları buna gebe kalmayan, tomurcukları o renkte açmayan hiçbir politikanın kıymet-i harbiyesi olamaz.



[email protected]

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar