Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Silivri’nin ibresi demokrasiye mi faşizme mi

  • 9.08.2013 00:00

 Bugün bayram.

Başbakan’ın “mensubu olduğumuz medeniyet” diyerek gururlandığı, benimse zül duyduğum İslâm âlemi, sürdürüyor mutat kan banyosunu, bayram mayram dinlemeden.

Çünkü dünyanın ana arterleri modernizme evrilirken, barbar kalmış buraları.

Gidememiş daha öteye, kul ve köle kültüründen.

O yüzden, semtine bile uğramamış, ne hukuk ne demokrasi.

En iyileri biziz işte, varın siz hesap edin!

Biz ki, örneğin “doksan yıllık vesayetçi cumhuriyeti, demokrasiden ve hukuktan yana dönüştürebilir miyiz”in niyetine kalkışmışken, sonunda geldiğimiz şu noktaya bakın da, çıkın çıkabilirseniz içinden.

Gerçekte amaç, demokrasi ve hukuk muydu, yoksa intikam mıydı? Siz karar verin.

Diyor ki Başbakan’ın akıldanecibaşısı Yalçın Akdoğan:

Tüm askerî darbeler Silivri kararlarıyla topyekûn mahkûm edilmiştir.


Bu dava, sembolik açıdan 27 Mayıs’tan, 12 Mart’tan, 12 Eylül’den, 28 Şubat’tan, 27 Nisan’dan süzülüp gelen bir ruhun yargılanmasıdır.


Tüm cuntacılardan, darbecilerden, ihtilâlcilerden bu davayla hesap sorulmuş; vesayetçilik, çetecilik, komitacılık tedavülden kaldırılmıştır.

Hiç olur mu?

Hiç pozitif hukuktan giderek, bu ülkenin doksan yıllık siyasal ve toplumsal hayatıyla tarihsel olarak hesaplaşılabilir mi?

Mahkemeler, suçun ve cezanın şahsiliği prensibinden hareketle, ancak suç karşısında bireysel sorumlulukların ele alınabilecekleri yargı yerleridir.

Mahkemelerde somut insan yargılanır, tarihin ruhu ve süreçler değil.

Türkiye’nin bütün kadim sorunlarını, hâkim karşısına çıkarılmış sanıklara yükleyerek hâlledeceğini zanneden aklını yitirmiş bir siyasal irade, bu ülkeye hangi çözümü nasıl bir barışla getirecek?

Kendilerinden önceki vesayetçi egemenler, geri kalmışlığın nedenini dinde görmüşler ve kurdukları mahkemelerde yargılayarak tarihsel faturayı dindarlara çıkarmışlarsa; bugün yapılanların, ne farkı var o dünkü yapılanlardan?

Diyelim, o hükümlüler temyiz safhasında beraat ettiler; doksan yıllık Cumhuriyet süreci pirüpak mı sayılacak, bu sefer de?

Ülkenin siyasasında herhangi bir vesayetin yaşanmadığına delil mi olacak, böyle bir karar?

Pekiyi, bu kirli tarihle nasıl ve nerede hesaplaşılacak öyleyse?

Başından beri şunu söyledim durdum ben:

Türkiye’nin bütün bu sorunlarını esas olarak, siyaset yoluyla Meclis’te, demokrasi bilincini pekiştirerek de toplumsal vicdanda çözebilirsiniz ancak.

Ceza davaları da sınırlı kalır, şimdiki gibi öç alma aracına çevrilmezlerdi o vakit.

Devletin kılcallarına kadar işlemiş bu anlayışların tasfiyesi, üç kişilik bir mahkeme heyetine kakalanarak değil, yapısal reformlar olmadan ve demokrasiye duyarlı kılınmış kamuoyundaki itibarları bütünüyle sarsılmadan gerçekleşemez.

Türkiye’nin yasaları, ordunun günü gelince siyasete el koymasına imkân sağlayan plânlar yapılmasını öngörmektedir ve üstelik bunlar hâlâ yürürlüktedirler.

Çünkü o yasalar elli yıllık darbe süreçlerinde ihtiyaçlara göre biçimlenmiş ve henüz hiçbirisi değiştirilmemiştir.

Yer yokluğundan sadece en basitine değineyim:

Örneğin yeni değiştirilen 35. Madde popülist bir göz boyamadan ibarettir.

Zira, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının “toplumun huzuru ve güvenliği” ile ilgili olarak kararlar aldıkları ve ne yapılacağını hükümete dikte ettikleri MGK, anayasal bir vesayet kurumu olarak orada capcanlı duruyor iken, artık ordunun “Cumhuriyeti koruyup kollamak” işlevinden alıkonduğu nasıl söylenebilir?

Sonuç itibariyle, demokratikleşmenin adımlarından biri olacak yerde, bu davalar, Kenan Evrenkızlarının “asmıyoruz da besliyoruz” fütursuzluğuyla ele verdikleri, “dinsel faşizan bir dönüşüm”e simge olacağa benzemektedirler.



[email protected]

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar