Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

‘Gelasius’un Kılıçları’

  • 30.08.2013 00:00

 “Din- Devlet- Demokrasi” konularına değindiğim son birkaç yazıma, hiç de yabana atılmayacak ilginçlikte bilgilerle katılan donanımlı okuyucularım oldu, bu ara.

Bana kalırsa bu ilgi, günümüz siyasal ilişkilerinde belirleyiciliği bir hayli artan din kurumuna değgin tartışmaların, medyada, sivil toplumda ve hemen her yerde, bilimsel içerik itibariyle sığ tarzda geçiştirilmesine ve böylelikle gündelik hayatın giderek “maymunlar cehennemi”ne çevrilmesine karşı duyulan bir tepkinin de işaretiydi, aynı zamanda.

Müsaadesini almadığım için adını vermeye mezun olmadığım değerli bir okurumun, yazıma başlık yaptığım “Gelasius’un Kılıçları”ndan yola çıkarak söylediklerine geçmeden önce, biraz şu metafordan bahsedeyim:

5. yüzyılda yaşamış Papa GelasiusTanrı’nın İsa’ya iki kılıç verdiğini, bunlardan birinin ruhanî yani dinsel, diğerinin maddî yani dünyasal olduğunu; dinsel olan kılıcın “uhrevî bir erk” olarak Kilise’nin, dünyasal olan kılıcın da “siyasal bir erk” olarak Monark’ın payına düştüğünü söylemişti.

Ne ki, Hıristiyan Dünyası’nın bu iki kılıcı çatışacak ve yüzyıllar boyu süren din savaşlarıyla, Avrupa’yı kan ve gözyaşına boğacaktır.

Sorunu çözerek toplumsal yaşamı dinginleştiren ise, “Aydınlanma” ile birlikte gelişecek olan “demokratikleşme süreçlerinin laiklik ögesi” olacaktır.

Buna karşın İslâm’da durum neydi?

Hıristiyanlıktan farklı olarak, İslâm Peygamberi’nin elinde tek kılıç vardı.

Ve bu kılıç, Gelasius’un tanımlamaya çalıştığı “iki erk”in ikisini birden içeriyor ve kabzası aynı el tarafından kavranıyordu.

Ruhanî hayatla maddî hayatın toplumsal yaşama birlikte nüfuz ederek müdahalesinin sakıncası, İslâm’da bir türlü görülemeyecek ve bu nedenle Batı karşısında geri kalınacaktır.

İşte sözünü ettiğim okurum da, bu iki dinin birbirinden farklı doğuş koşullarına vurgu yaparak giriyordu meseleye:


Hıristiyanlık
, yerleşik düzene geçmiş Roma İmparatorluğu’nun bağrında, “devlet dışı” bir kurum olarak doğmuştu. O yüzden “sivil bir karakteri” vardı.


İslâmiyet
 ise, göçebe Arap kabilelerin biraraya toplanarak devlet hâline gelmelerinin çimentosu olmak için ihdas edilmişti ve dolayısıyla dinin devletten ya da devletin dinden ayrışamayacağı bir nizama tekabül ediyordu.

O yüzden bence hiçbir Müslüman toplum, siyasal ve sosyokültürel yaşamın odağına hem dini hem de devleti aynı anda koymadıkça, hiçbir vakit İslâm’ı doğru dürüst yaşayamayacaktır.

Yeri gelmişken ifade edeyim ki, 10. yüzyıldan itibaren Anadolu’ya peyderpey giriş yapmış göçebe Türk kavimlerinin, aslında daha önce Hıristiyan Bizans halklarıyla karşılaşmalarına rağmen onların dinini değil de Araplarınkini seçmeleri, bugünkü nesil bakımından Anadolu’dan İstanbul’a göçerkenHaydarpaşa Garı’nın merdivenlerinden kenti şöyle bir süzüp, Etiler yerine Bayrampaşa’nın yolunu tutmalarıyla aynı olan bir “tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş” hikâyesidir.

Netice olarak din, devlete özgü bir enstrüman olunca, Şeyhülislâmlık Sultanların, şimdiki Diyanet de Cumhuriyet hükümetlerinin, din üzerinden üretecekleri siyasetlerine yarayışlı bir cihaz işlevi görecektir.

Ve şu sıralar epey kimsenin çıkarına uygun düşecek pozisyonu alabilmek için tetikte izlediği benzer bir mesele de, Fethullah Gülen Hareketi ile Erdoğan hükümeti arasında süregelen gerilimli güç ilişkisidir.

Acaba zaman zaman şakırtısını duyduğumuz sesler, iki tarafın elindeki Gelasius’un birbirine çarpan kılıçlarından mı gelmekte, yoksa demokrasinin değil de vesayetin paylaşılmasındaki sürtüşmeden mi doğmaktadır?

Malûm, eski vesayetçilerin bir vakitler pek revaçta olan bir “iç hizmet” mevzuatları vardı.

Bunlarınki de adını gene benzer şekilde böyle bir “hizmet” ten almıyor mu şimdi?

Ve hükümet de sık sık, biz halka efendi değil “hizmetkâr” olmaya geldik, demiyor mu?

Bu hizmet lâfından öyle işkilleniyorum ki, sormayın!



[email protected]

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar