Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Dincilik ve milliyetçilik köylüler içindir

  • 2.09.2013 00:00

 Ne yapar müflis bir tüccar?

Karıştırmaz mı eski defterleri, acaba ben nasıl bir halt yedim, diye?

O hâlde dilerseniz biz de sürdürelim üzerinde düşünmeyi, neden müstahakız bu dertlerle boğuşmaya.

Çünkü uygarlık yolunda alınan ve alınmayan mesafeler, birkaç yüzyıllık gelişmeler gibi görünseler de, doğum yaptığı ya da yapamadığı yerler bakımından, genetik yeteneği yahut yeteneksizliği çok eskilere ve derinlere dayanan süreçlerdir, aslında.

Meselâ şu köylülük!

Köylü oldukları için mi tarım yapar, köylüler; yoksa tarım yaptıkları için mi köylüdürler?

Düne kadar kerpiç duvarların sıvasındaki saman ve çamura karılmış “manda tersi” kokularıyla büyüyeceğiniz o onbeş- yirmi hanelik sefilliğin loş odalarında dünyaya gelmiş bir kadersiz idiyseniz, daha plasentadayken “çiftçi” diye kazınarak belirleniyordu alınyazınız da.

Zoraki memurun yaptığı işten hayır gelmez ve zoraki müteahhitin diktiği bina nasıl çürükse, zoraki yargıç adalet dağıtmaz ve zoraki öğretmen nasıl tıntınsa, zoraki rençperin biçtiği ekin de doyurmayacaktır toplumu.

Bir zamanlar pek revaçta bir lâf olan “kalkınma köylüden başlamalıdır”, aslında “tarım kapitalistleşmelidir” demenin kavranamamış versiyonudur.

Çünkü, tıpkı Osmanlı Tımarlı Sipahisinin yaptığı gibi, hane başına bir çift öküzle ekip biçeceği kırk dönüm kadar arazi dağıtmayı “toprak reformu” sanan cahil solcuları ve arsız sağcıları olmuştur, bu ülkenin.

Verimlilik” değil, “pazar için üretim” hiç değil; uzun yıllar “geçimlik ev ekonomisi”ne mahkûm bir toplumdan bir karış öteye gidilememiştir.

O yüzden de köylü yabanıldır, tutucudur ve değişime dirençlidir.

Bugün itibarıyla köy yaşamı nispi olarak azalsa da, kasaba ya da kente sıçrayan köylülük bütün canlılığıyla sürmektedir.

Nasıl ki demokrasi denince sadece “sandık” anlaşılıyor ve onla yetiniliyorsa, uygarlık denince de sadece cep telefonu veya tablet bilgisayar anlaşılmakta, gerisi savuşturulmaktadır.

Günümüz Türkiye’sindeki etnik ve dinsel hareketler bile birer özgürlük talebi gibi görünseler dahi, sosyokültürel olarak iyi huylu kapitalizmden neşet eden liberal bir demokrasiden değil de, daha baskın olan feodal tutuculuklardan ve köylülüklerden beslene geldikleri için, onların da sonundaOrtadoğu’nun hurdalık ve köhneliklerine teşne birer direnç noktası olacağı gözardı edilmemelidir.

Örneğin Kenan Evren’in yapamadığını, “KCK Sözleşmesi” bağlamında bir gerici düzen tahayyülüyle, korkarım Öcalan becerecektir, dağların doruklarında sürmesini istediği kart-kurt yaşamlara müstahak görerek Kürtleri.

Ve alışmadık bedende don durmaz misâli, başlangıçtaki Batıcı hevesleri bir çırpıda sönüverip,Brüksel’den Adeviye Meydanı’na avdet eden AKP’nin bu tavrı da, neticede bir nevi köylülük galebesidir, bilesiniz ki.

Zira köylülüğün ayırt edici özelliği, içine hapsolacağı kozayı kendisi örerek, fukara bir yalnızlığa dörtnala heveslerle koşmasıdır.

İşte o köylülüğün en birincil yakıtı ise, “din”dir ve hemen arkasından hamaset soslu bir “milliyetçilik” gelir.

Şükürler olsun(!) bunların her ikisinden de fazlasıyla var Erdoğan’ın dağarında.

Başka da bir şey yok zaten.

Her gün mesir macunu gibi saçarak, besliyor kullarını, daima gürbüz ve seferî kılmak için.

Ama tasarruflarının sonu nereye varır, zerrece düşünmüyor.

Hâlbuki, her yaptığını bir güzel fişleyip andıçlıyorCebrail.

Anlamlı anlamlı sırıtarak, hem de.



[email protected]

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar