Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Haber değeri bile kalmayan Atatürk

  • 11.11.2013 00:00

 Dün “10 Kasım”dı.

Çoğu gazete Atatürk’ün ölüm yıldönümü olduğunu şöyle kenarda köşede olsun yazmaya gerek bile görmemiş, adını dahi anmaya değer bulmamıştı.

Doğrusu çok üzüldüm.

Sadece ölümü şu günlerde yeniden haber yapıldığı için söylüyorum, başka şeyler aranmasın; meselâAhmet Kaya!

Değersiz biri miydi?

Elbet de ki değerliydi.

Ama Atatürk’ün Ahmet Kaya kadar değeri kalmadıysa, bu ülke ne hâllere düştüğünü durup düşünmek zorundadır.

Onun eylemlerinin tabii ki eleştirilecek bir sürü yanı vardır.

Bunu yapmaktan bir kere en başta ben geri durmadım ve kaçınmadım.

O güzelim askerî kurtuluşu bize armağan etmesine karşın, Türkiye’nin sivil siyasal demokratik fidesini sulamaya ağırlık vermeyi akıl edememiştir, dedim.


Anadolu
’nun, Mondros sonrası kendiliğinden yeşeren yerel sivil siyasal gayretlerine, demokratikleşme yolculuğuna çıkma potansiyeli barındıran bir parkurda kalarak omuz verecek yerde, bundan çok daha farklı olan şu bildik askersel yapılanma yöntemi ile, toplumun kendi kendini yaratmasını değil, önder eksenli merkeziyetçi ve jakoben bir marifetle yaratılması yolunu seçtiğini söyledim.

Fakat, Atatürk’ü eleştirmekle, tarihsel varlığını hiçe saymak, aynı şeyler olamaz!

Aslında ömrü, doksan yıllık sürecin ancak ilk on beşine tekabül eden tarihsel bir şahsiyetin, günümüz sorunlarından bu denli sorumlu tutulması dahi başlı başına bir komedi sayılmaz mı?


Kemalizm
 ya da Atatürkçü Düşünce Sistemi adı altında, toplumsal yaşamın sadece ondan neşet eden anlayışlarla yürüyüp sürdürüleceğini dayatan ve otokratlıktan oligarşiye doğru evrilen bir düzenin hedef tahtasına konmak, nasıl olur da 75 sene önce ölmüş bir adama bu ölçüde bir fatura getirir?

Yaşasaydı Kemalist olur muydu, doğrusu bunda bile bir hayli kuşkum var.

Demokrasiye yönelmek yerine tepeden inmeci kolaycılıklara kaçmış bir sürü mirasyediyi talileştirerek ve bir sürü vesayet kurumunu da adeta gizleyerek, netice itibariyle bu memleketin kurtuluşunda harcı olan birini bu ölçülerde itibarsızlaştırmak, akıl alacak, içe sindirilecek bir şey midir?

Dünyanın hiçbir halkı, tarihin derinliklerinde kalması gereken onursal bir figürü, usulünce gömmek yerine, günlük siyaset arenasında böylesine hak etmeyeceği bir pespayelikle, sanmam ki meydan meydan dolaştıradursun!

Üzerine eklene eklene kaçak inşaata çevrilmiş Kemalizm’in tüm o ceremesini Mustafa Kemal’in şahsına yüklemek, vicdansızlığın dik âlâsı değilse nedir peki?

Kişiliğine yönelik manasız saldırılar, havaalanının yürüyen bandındaki sahipsiz bavullar gibi dönüp duruyor orta yerde.

Eğer demokrasiyi ileriye götürmek için değil de, saklı amaçlarda rahat etmek için yapıyorsanız, kimse yemez bunu, bilmiş olun.


Kemalizm
’i geriletmek, yerine demokrasi konacaksa anlamlıdır; dinsel bağnazlıkları değil.


Kürt
 davasını yahut diğer etnikçilikleri “milliyetçilikler bağlamında” güdenler de, bir zamanlar “ben kazanayım da gerisi ne olursa olsun” denen, havanın şimdiki gibi estiği ve herkesin domuzdan kıl koparmaya baktığı 1908’deki “Hürriyetin İlânı”nı ve sonrasında neler olduğunu da unutmasınlar ama!


Türk
’e dair bir söylem, sanki “gâvur”dan kurtulmak gibi bir sevince taşınıyor ve Türk olmak iğrenç bir şeyi temsil eder hâle geliyorsa, hiç milliyetçilik yapmadığım için bilmediğimden soruyorum; söyleyin lütfen, eğer durum buysa ben de vazgeçeyim.

Harpten önce Yugoslavya’yı şöyle bir kolaçan ettiğimde, gündelik tanıklıklarımdan giderek, “bunlar birbirini boğazlar” demiştim.


Ağzından yel alsın 
demekle olsaydı, Balkanların sert rüzgârları herhâlde bi’ işe yarardı.



[email protected]

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar