Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Nerde o seyirlik eski şimendiferler!

  • 25.11.2013 00:00

 Venedik- Viyana- Hamburg hattının batısında kalan coğrafyalarda, 16. yy’dan itibaren kapitalizm gelişirken, köylülük ve senyörlük ilişkilerinde muazzam değişimler yaşanıyordu.

Günümüz modernizminin temellerinin atıldığı Avrupa’nın kalbindeki kırlarda, senyörlük sistemierkenden silinmeye başlıyor, toprak alanındaki serflik düzeni giderek boşluğa düşüyordu.

Artık toprak, bizde olduğu gibi üzerindeki malları hayvanları insanları ve bütün takım taklavatıyla, barışta vergi yükümlülüğü savaşta da asker tahsisi karşılığında devletin yerel zorbaya peşkeş çektiği mirî sistemin bir sömürü aracı değil, özgürce tasarruf edilen “bireysel mülkiyet hak ve hukuku”nun öznesi hâline geliyordu.

Böylece tarımsal mülklere kapitalizm ve müteşebbis girmiş, kapalı ev ekonomisinin yerini pazar için üretim almaya başlamış, ücretli emek istihdamı ortaya çıktıkça da proleter bir sınıf doğmaya yüz tutarak, sanayi devrimine gelinmeden önce onu hazırlayan bir tarım devrimi yaşanmıştı.

Yeryüzünün bugünkü egemen hayat tarzının, topraktan başlayıp içten içe büyüyecek bir kapitalizmle kurulması sözkonusuydu.

Bu ise ileride yani bugün, efendi-köle ilişkisinin bir argümanı olan “kul hakkı” yerine “bireyin temel hak ve özgürlükleri”ni; kitlelere reva görülen haksızlıkları tanrının adaletine bırakmak demek olan dinin argümanı “helâlleşme” yerine de, birikmiş artı değerin hakkaniyetle üleşilmesini gözeten kurumların yaratılması kültürlerini üretecek; ve toplumları, birbirinin zıttı anlayışlarla bezeli bir şekilde, doğudakiler ve batıdakiler diye farklılaştıracaktır.

O yüzden bugünün toplumsal sorunlarını, modernist gidişattaki yerlerine koymadan ne anlamak mümkündür, ne de çözmek.

Meselâ bunu kavramak bakımından, İngiltere başbakanını bizimkinden ayıran siyasal kültür, herhangi bir kaynaktan yetki almaya gerek dahi duymaksızın, senyörlükten yansıyan keyfî bir eda ile “hadi gelin bizi de Şanghay topluluğuna alın” diyesi olacağı bir espriye bile cüret edemeyecek kadar tasarruf gücünün demokrasi ile sınırlanmış olmasıdır.

Bizde ise böyle şeylere hiç ihtiyaç yoktur.

Ne ki böyle kararlara ancak bakkal dükkânlarında rastlanabilir.

Hattâ işletme biraz büyükse, müdürler vardır, idareciler vardır; onlarla teati edilmeden bu dahi yapılamaz.

Gerçek demokratik toplumlar, kendileri hakkında alınmış yaşamsal kararları TV ekranlarından rastgele öğrenecek kadar ilkel olamazlar.

Çünkü, madem seçilmişlerdir, bizdekiler bir sonraki sandığa kadar tepemizde boza pişirmeyi hak kesbetmişlerdir. Anbean demokratik olunacağı varsayımı buralarda işlemez.

Dilediklerini yapmakta serbesttirler.


Diyarbakır
’da etnikçi, falanca açılışta mezhepçi, Meclis grup toplantılarında da milliyetçi kesilerek, toplumu “bir büyük” içmiş kadar sarsalamakta bir beis görmezler.

Gene bir örnek vermek gerekirse, tıpkı Suriye’deki gibi, sabah akşam Mısır’ın iç meselelerine karışarak; sonunda iş, köprülerin atılmasına kadar vardırılmıştır.

Yabancı bir ülkenin içişlerine bu denli müdahil olmanın ülkemize getireceği külfetlerin hesabını şimdi kim verecek?

Size ne Mısır’ın ya da bir başka ülkenin iç sorunlarından?

Size mi kaldı onları düzeltmek?

Kim verdi burnunuzu her yere sokma yetkisini size?

Uluslararası anlaşmalarda parlamento onayı arandığına göre, tırmanan gerginlik hâllerinin de aynı şekilde görüşülmesi icap etmez mi orada?

Pek âlâ, pek güzel söylüyorsun da; yürütmeyasamayargı artık tek kişilik bir siyasal iradeden ibaret değil mi de, kimden neyi bekleyeceksin?!

Baksana, kendi partisinden gelen en sağlıklı eleştirileri dahi çatlak ses sayıp tasfiye ediyor.

Herkes de, sadece bakıyor.



[email protected]

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar