Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Her yer düşman, her yer ihanet

  • 27.01.2014 00:00

 Bu nasıl bir güçlenmedir ki, 75 milyonluk bir halkı dünyanın gözü önünde, öfkesini çıkaracağı bir oyuncak gibi canının çektiği yere fırlatarak, yerden yere vuruyor, sarsalıyor, silkeliyor, haşlıyor.

Ne hukuk ne guguk; böyle şeylere ihtiyaç dahi duymadan hallaç pamuğu gibi atıyor herkesi.

Artık siyaset yapmakla falan ilgisi kalmadı, başımıza gelenlerin.

Çoktan aştık bunları.

Onurumuzu kurtarmak gibi, çok başka bir yerdeyiz şimdi.

Ezikliğin, kulluğun, aşağılanmanın tadını çıkarmayı öneren yandaşların kakofonik cayırtılarından başka, nasıl mümkün olacak, onu durdurabilen farklı bir ses?

Zaten fren sistemi hiç düşünülmemiş.

Başbakanınkilerle karışmasını istemediğimden, af buyurun, “âkil adamlar” diyemeyeceğim; lâkin gerçekten aklı başında olup da, kim çıkar şimdi “ey arkadaş, gidilen bu yol, yol değildir” der ona, bu koşullarda?

Ama demeli!

Her şeye rağmen, göze almalı ve demeli.

Hepimizi çok rahat tehdit eden, hiçbirimizi adam yerine koymayan bu nobran dil, sadece muhalefet edenlerin değil, bence AKP’nin de sorunu olmalı.

Haksız ve saygısız bir güç karşısında sinmek ve baş eğmek, çok aşağılayıcı geliyor bana çünkü.

Sandık aşağı, sandık yukarı!

Sandık da kötüye kullanılıyor; din de, ahlâk da, dürüstlük de.

Mahallenin çocukları olsa, oyundan atarlar böylelerini.

Ne lâf dinliyor, ne hâlden anlıyor.

Alt tarafı üç günlük ömrümüz var şunun şurasında, hepimize zehir ediyor.

Cadı kazanını karıştıra karıştıra, birbirimize düşman etti hepimizi sonunda.

Bu mudur yahu maksat?

Bunun için mi geldik yeryüzüne?

Nedir bu hınç, bu sevgisizlik, bu nefret?

Politika yapmak, giderek estetik ve saygıdeğer olacakken, çıfıt çarşısının en rezil ve pespaye gözdesi olup çıkıverdi, daha da.

Devletin ve toplumun bütün müesseselerine savaş açmış, mitolojik bir anti-kahraman gibi önüne çıkanı doğruyor, elinden düşürmediği palasıyla.

Ne yapalım, ne edelim de kurtulalım, belki yarın bugünleri dahi aramak zorunda kalacağımız başımızdaki bu felâketten, bir an önce?

Bu da geçer elbet.

Ama durup dururken değil!

Böyle seyirci kalırsak, delip de geçeceğe benziyor çünkü.

Başkalarını istediği kadar suçlasın varsın. Benim gördüğüm, ortalığı ateşe veren hep o. Tüm toplumu riske edecek kadar gözünü karartmış, ama bu hayatların bizim hayatlarımız olduğu umurunda bile değil besbelli.

Doların artması demek, yerli parada duran zenginlerin kapağı döviz sığınağına atmasıyla, ekonominin radyasyonuna sadece sokaktaki kitlelerin maruz kalması demektir.

Dolara hücum”un tercümesi, en kestirme bir deyişle, TL’den kaçamayacak olanları daha fazla bir yoksullaşmanın beklediğidir.

Yani olan yalnızca bizedir.

Ne yapalım bu durumda, susalım mı?

Devletin, kişinin beden salgılarına göre yönetilmesine katlanalım mı?

Kuyruğumuzu altımıza kısıp köşemize mi büzülelim, yahut kaplumbağa gibi kabuğumuza mı çekilelim?

Oysa ihanet şöyle dursun, gerçekleri söylemek “vatan borcu” olmak gerekmez mi?

Bundan kaçınalım mı?

Sadece kendisinin doğru ve haklı olduğu bir hastalığa yakalananların değer yargılarına terk edecek kadar az mı seviyoruz bu ülkeyi ki, kulak asmayalım yapılanlara?

Bu konuyu hâlletmeliyiz.

Memleketimize şu sıralar en çok zarar veren kimdir deseler, vicdanlı olun, kimi gösterirsiniz?

Bir kişinin hiddeti yüzünden mum gibi eriyip gidiyoruz.

Zinhar, haklıdır demiyorum; ama tut ki haklı oldu, sorunların çözümü böyle mi olur?

Devlet böyle mi yönetilir?

Demokrasi antikorları bir hayli zayıflamış olan bu toplum, gidişatın sorumsuzluklarına daha ne kadar dayanır?



[email protected]

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar