Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

İyiye atanla, fesada atan yürek

  • 21.02.2014 00:00

 Başımıza daha nice çoraplar öreceği konusundaki mütereddit çizgiyi epeyi zaman önce aşmış olduğum bu otoriter çılgınlık; bana şimdi yıllar önce okuduğum, az bilinen ama kara mizahın da şahikası saydığım bir Aziz Nesin öyküsünü hatırlatıyor.

Uçun kuşlar uçun” adlı hikâyedeki kahraman, en yakınındakiler de dâhil olmak üzere hiç kimse tarafından anlaşılamadığı için öylesine dertlidir ki, kendinde var olduğuna inandığı doğaüstü güçleri nedeniyle hak ettiği takdiri göremediğinden yakınmakta; hattâ bu yüzden deli ya da aptal yerine konmak, onu yaralamakta ve mutsuz etmektedir.

Oysa kurtla kuşla, kelebekle arıyla, arpayla darıyla, toprakla yaprakla, tüm canlı ve cansızlarla konuşmakta...

İsterse dur deyince devinen her şeyi durdurabilmekte; trenler o git dediği için gitmekte, uçaklar o uç dediği için uçmakta...

Rüzgârları bir buyruğuyla estirip, gemileri bir üflemeyle yüzdürüp, yağmurları bereketin çağrısına uyarak, hep o, ama hep o yağdırmaktadır.

Gel gör ki, etrafta alay konusu olmaktan kurtulamayıp, ne karısı ne çocukları ne de torunları onu saymaktadırlar.

Ne vakit kuşlarla balıklarla, denizlerle bulutlarla konuştuğunu söylese...

Hızla giden otomobilleri ve kamyonları istese durdurup, işleyen fabrikaların makinelerini istop edebileceğini anlatsa...

Dünyaya dön diyorum, o da dönüyor dese...

Hemen üstüne atlayıp...

Yeter artık! Madem öyle, uçma de uçağa da görelim. Yağmura yağma de, rüzgâra esme de de görelim.


İspatla bize gücünü!


Şimdiye dek hiç, bir trene dur dedin de durdu mu?


Hangi gemi, sen bat dedin de battı?


Hangi fırtına dindi, dinmesini istedin de?
” deyiveriyorlar.

Ama ben gücümü yalnızca iyilik için kullanırım. Kudretimi size göstermek için, bana hayran kalmanız için, ille de kötülük mü etmem gerekiyor insanlara?

Nasıl isterim düşmesini uçakların, çarpışmasını trenlerin, yağmuru engelleyip kuraklaşmasını toprağın?

Varsın bilmesinler kıymetimi, varsın deli sansınlar.

İstemeyin bunu benden.

Kötü olana kapalıyım çünkü ben!

...

Şimdi bir böylesi var değerli dostlarım, iyiye programlı, düzgün, altın kalpli; bir de tepemizde alıcı kuş gibi dönenen, “ben varsam varsınız, ben yoksam yoksunuz” diyen bugünün felâketçisi var.

Ben gidersem eski günler geri gelir” safsatalarıyla korku salarak var olmaya çalışan, ama birazcık bilinçle baktın mı da, o eski kâbuslardan aşağı kalır yanı olmayan nobran bir endişe üreticisiyle yüz yüzeyiz, yazık ki.

Biri, analık iddiasıyla huzura çıkan iki kadından, bebeği ikiye bölerek üleştirmeyi öneren Süleyman Peygamber’in teklifi karşısında feragati seçen gerçek anayı temsil ediyor, diğeri de toplumu pervasızca bölebilen umarsız bir üveyliği.

Hayatı kuran milyonlarca adsız kahraman, biri; her sözünün tercümesi “benden sonra tufan”, öteki.

Öyledir bu meret güç tutkusu!

Bütün dikta heveslileri, diktatörlüklerini meşrulaştırmak için ne denli elzem olduklarını vurgulaya vurgulaya sürdürebilmişlerdir ancak iktidarlarını.

Toplumun bölünmesi ve birbirine düşmanlaştırılması, proteini yüksek bir besin kaynağıdır müstebitler için.

Çağdaş devlet nedir, onu ilgilendirmez. Gelenekselin yanı sıra bir de paralel bütçe yapar ki, memleketi kafasına göre yönetebilsindir.

Kendisini asla denetletmez. Lâfı bile yeter çileden çıkmaya.

Parlamentonun yasa yapması dahi iki dudağının ucundadır. Milletvekilleri, adeta sofrasına yemek hazırlayan aşçılara ve halayıklara dönüşmüşlerdir.

Şimdi de aynı şey, 17 Aralık’tan beri yargı erkinin başına gelmektedir.

Sonunda esas icra organı, MİT olup çıkmıştır.

Ne ki, bu tahribatın mutlaka bir bedeli olacaktır. Fokurdayan magmanın dışarıya fışkıracak yol bulamadığına hiç rast gelinmiş değildir.

Sadece jeoloji değil, tarih de bunu böyle söyler, sosyoloji de böyle yazar.



[email protected]

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar