Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Kim kazandı kim kaybetti

  • 4.04.2014 00:00

 Seçimlerin mutlak galibi, artık Bakanların bile ancak arka fonda yer bulabildikleri o balkon fotoğrafından da anlaşılacağı üzere, eşi, oğlu, kızı ve damadının simgelediği “Erdoğan ve Hanedanı”dır.

Kaybeden ise bütün Türkiye’dir.

Erdoğan gibi birinin yönetim tarzının tasvip görmesi, demokrasimizin geleceği bakımından büyük bir düş kırıklığıdır.

Hiç kimse, demokrasi çağında otoriter birini seçtiler diye kazanmış olduklarını sanmamalıdırlar.

Zira demokrasi yerine otoriterizmi esas alan bir iktidar erkinin eninde sonunda toplumu götüreceği yer, ancak acılı bir yer olabilir.

Gözlerinin önünde tecelli ettiği hâlde, ne kadar hırsızlık ve yolsuzluk iddiası varsa hepsini ellerinin tersiyle iterek tarihsel bir yanılgının batağına dalmayı seçenler, nasıl bir hataya düştüklerini hemen o gün anlamayabilirler.

Meşru olmasına meşrudur ama halkın her yaptığı doğrudur diye bir kural yoktur.

12 Eylülrejimine yüzde 92 evet diyerek, bizi otuz iki senedir hâlâ kurtulamadığımız bir cendereye mahkûm eden bu halktır.

İyi kötü bir birikimi de varken, İslâm dünyasında Batı değerlerini temsil ederse parlayan bir yıldız olabilecekken, Ortadoğu’nun haydut devletler kervanına katılmayı meziyet sanan ve yeryüzü ilişkilerindeki faturası bakımından bunun ayırtında olamayan da gene bu halktır.

Bu durum bizi, Kemalistlerin yaptığı gibi onu tepeden inmeci yöntemlerle dizayn etme hakkına götürmez. Ama aklını başına toplaması için, popülizme sapmadan korkusuzca eleştirmemize dayanak sağlar.

Zira kaotik “Arap Ligi”nin bir üyesi gibi olmaya çalışmak ve dünyada öyle bir algı uyandırmak, bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür.

Monarkın iyisi olmaz.

Monark, monarktır.

Despotik siyasal rejimlerde geniş halk kitlelerinin rahat ettikleri de hiç görülmemiştir.

İnsanlık, katılımcı ve özgürlükçü demokrasiyi lâf olsun diye bulmamıştır.

Demokrasi, otoriter birine yetki vermek değil, tam tersine onun elindeki o tarihî buyurganlıkları geri almaktır.

Monark kahraman da değildir.

Rolü gereği öyle görünür ama tahtta kalmak için yalnızlaştıkça el altından her türlü tavize de hazırdır.

Halkını sopayla yönetmeye kalkan bir iktidar, onu kullanmak isteyen dış güçler bakımından en elverişli partner adayıdır.

Mısır’daki İhvancılar yahut Suriye’deki çoğu terörist gruplar için cayırtı koparanlar, Kırım Tatarlarına gelince trafoya girmiş kedi hâllerinde iseler; onların bu siyaset yapma biçimi, tribünlere oynamaktan ibaret olunduğunu gösterir.

Buralarda ilkeler değil, çöl rüzgârlarıyla bir gecede yer ve şekil değiştiren kum tepeleri oynaklığındaki tavırlar geçerlidir.

Peki, Erdoğan kaybedip CHP ve MHP kazansalardı, her taraf güllük gülistanlık mı olacaktı?

Tabii ki hayır!

Zaten buranın tarihsel handikabı da budur.

Bu ülkede hiçbir siyasal grubun demokratik değerlerin esasına değgin kaygıları olmamıştır.

Ya CHP gibi özlemi depreştiğinde kokusu burnunda burcu burcu tüten eskinin o askerî vesayet düzeniyle arasına bir mesafe konmamıştır, ya da AKP gibi aynı imkânlar bu defa kendi kurmak istediği şark despotizmi için kullanılmaya kalkılmıştır, yahut MHP ve BDP gibi eski çağlar milliyetçilikleriyle bir yerlere varılabileceği sanılmıştır.

Bunların hepsi çıkmaz sokaklardır.

Ancak şu anda ülkeyi en şedit yöntemlerle Erdoğan yönetmektedir ve temel sorun en önce demokratik iklimin yeniden tesis edilmesi meselesidir.

O yüzden bıkmadan usanmadan, neden Erdoğan’la olamayacağı, onun üslubuyla sorunların daha da çetrefil hâle gelerek barışın zorlaşacağı, çözümün değil çözülmelerin başlayacağı bu topluma sürekli anlatılmalıdır.

Şu anda yeryüzünde oksijen bakımından en zengin atmosfer AB coğrafyasındadır. Soluk alınacak tek yer orasıdır. Kum fırtınalarını önerenlere aldanmamak gerekir.

[email protected]

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar