Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Bir kez daha Kürt Sorunu

  • 11.04.2014 00:00

 Biliyorum; hep aynı meseleleri yazıp çizmek ve okumak yüzünden, sıkılmayan kalmadı ülkede.

Lâkin yeni sevdaların, yeni umutların ufuksuzluğunda yeni şiirler yazmak, yeni şarkılar bestelemek nasıl mümkün olsun ki?

Bir sonraki karesine geçemediğimiz hayat filminin donakalmış resmi önünde, sanki tanrısal cezalandırmayla, dönmüşüz bir papağana.

Üstünden geçe geçe kalemin kâğıdı yırttığı, bıçağın yarayı kanattığı şu “Kürt Meselesi”ne, bir kez daha bakalım gene de.

İlkin ifade etmeliyim ki, nereye doğru gidildiğinin bilinmemesine neden “Çözüm Süreci” dendiğini hâlâ anlayabilmiş değilim ben.

Öcalancıbir avuç Kürt’le Erdoğan’ın tayin ettiği birkaç adamı arasında geçen, adına “Barış Süreci” de dedikleri ama başkaca bir cümle kurmayıp gerisini getirmedikleri, hattâ herhangi bir anlaşma yapmadıklarını ileri sürerek neler olup bittiği konusunda bizden farklı değillermiş izlenimi veren, ama bu belirsizlikten hoşnut kaldıklarını da saklamadıkları, benimse kişisel olarak yadırgadığım böylesi bir tablodur, görünen.

Tek olumlu argüman, kimsenin ölmemesi.

İyi hoş da, bunun sağlam ve sürdürülebilir bir esasa dayandığını kim söyleyebilir?

Bu yüzden, sanki her şey kotarılmış, yoluna rayına oturtulmuş gibi bir duygunun yaratılması doğru mu?

Her şeyden önce bilmeliyiz ki, öldürme araçlarının masada tutulduğu bir zeminde kurulan ilişki, savaş ilişkisidir.

Koşullarına bağlı olarak bu da mümkündür elbet.

Ama bizimkisi öyle midir?

Analizi düzgün mü yapılmıştır?

Türk halkıyla Kürt halkı mı savaşmışlardır, yoksa bir sürü yanlışı olan antidemokratik devletle, bir sürü yanlışı olan ayrılıkçı Kürt örgütü mü?

Bu ikisinin sonuçları farklı yerlere varır çünkü.

İki halk dövüşselerdi, ben bu yazıyı böyle yazmazdım.

Ayrılmalarının doğru olacağına inansaydım, bunu dahi önerirdim.

Niye olmasın ki?

Önemli olan insanın mutluluğu değil midir?

Ne ki artık halkın öylesine bir noktaya doğru sürüklendiğini görüyorum ki, gelişmeler neticesinde nasıl pay edileceklerini giderek tevekkülle karşılayacakları, âdetâ vaktin dolmasını melül melül bakınarak bekleyen kurbanlıklara benziyorlar.

Taraflar sahte gülücükleriyle tebessüm ediyor gibi yapsalar da, alttan alta birbirlerinin karaciğerine karaciğerine çalışmaktan geri durmuyorlar.

Hiç böyle barış olur mu?

Bakış açılarının perspektifi de bozuk.

Öcalan’ın bir tutam Stalinci, bir çimdik Maocu, bir çorba kaşığı din, göz kararı demokrasi; yani hapishanenin dört duvarı arasında biraz oradan biraz buradan apararak uydurduğu saçma sapan projelerinin, sonu hüsranla bitecek maceralarına, başta Kürt halkı olmak üzere tümTürkiye’yi atmaya kalkmak akıl işi mi?

Devletin ise, kitleleri din şemsiyesi altında toplayabileceğini umduğu Ortadoğu’da, galiba artıkbiz de dahil, ilaç için bir tane olsun dingin bir İslâm topluluğuna rast gelinebilir mi?

Bırakın Diyarbakır’ı, Edirne’yi bile Selanik’e Sofya’ya Budapeşte’ye değil de, bundan böyleŞam’a Kahire’ye ve Bağdat’a benzetmek, ne yarar sağlayacak?

Batı ilişkilerinde nispeten mesafe almış bir ülke olarak, toplumsal sorunlarımızı Şark’a duyulan özlemlerle ve bugün için miadı dolmuş ulus-devlet hayalleriyle mi çözeceğiz?

Herkesin kendi yöresinde hem kendi kültürü, hem de çağdaş tecrübe ve ihtiyaçları ışığında,Ankara’nın her şeye burnunu bu kadar çok sokamayacağı bir katılımcılıkla, fakat bütün sorunları ancak ve ancak “insan hak ve özgürlükleri” bağlamında ele alarak, AB rotasında metotlarla hâlletmeyi neden seçmeyiz ki?

Eğer bölünürsek kaotik bir Ortadoğu toprağı olarak kalacağız.

Ama enerjimizi Türkiye’nin demokratikleşmesine harcarsak, uygar dünyaya katılacağız.

İnsan, bu kadarını da mı göremez?

[email protected]

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar