Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Utanmaz arlanmazın tekine

  • 2.05.2014 00:00

İnanın, sizlerden utana sıkıla ele alıyorum bu konuyu, değerli okurlarım.

 

N’olur kusuruma bakmayın.

 

Biliyorum; neden muhatap oluyorsun, neden onun seviyesine inerek kendine zarar veriyorsun, diyorsunuz; dağarında yazacak bir şeyi kalmamış, yitip gitmiş birisi için.

 

Size hak vermiyor değilim.

 

Lâkin, sürdürsem, sizlere mahcup düşüyorum; sussam, arsızlığı galebe çalıyor.

 

Kaldı ki, ta en başında geldi o bana sataştı.

 

Küçümseyici, aşağılayıcı, çirkin bir yazı kaleme aldı.

 

Ben de tuttum yanıtladım.

 

Hızını alamadı, kalktı bunun üstüne iki yazı daha yazdı.

 

Aşı olmadan okunacak gibi durmayan yazılardı bunlar.

 

Küfretmeye bayılıyor ve doymuyor.

 

Tadında bırakıp gitmesini de bilmiyor.

 

Şimdi “hoşt” desem olmayacak.

 

Nihayet yaşını başını almış, yetmiş beşinde eski bir kaşar. Onun yaşındakiler “erdem” timsali çağlarının idraki içindelerken, bu henüz kişiliği oturmamış ergen gibi yalpalayıp duruyor.

 

Yaşamış ama belli ki kaplumbağa gibi yaşamış.

 

Bir de, yapış yapış ki, sormayın.

 

Son yazısında bana “köpek” diyebilmek için uydurduğu mizansenin önünü arkasını hesap edemeyecek kadar da zekâ yoksunu.

 

Yağmur Atsız’la ben, meğerki Kemal Tahir’in roman kahramanlarından ikisi olsa imişiz, denk yere geldiğinde onun bana orta Anadolu ağzıyla “köpoğlusu” diye sesleneceği bir diyaloga yer vermesi işten bile olmazmış; öyle buyuruyor.

 

Yahu arkadaş, Kemal Tahir gibi sol çizgide bir adam, romanında ikimizi konuşturacak olsa, Köy Enstitülerinden yetişmiş emekçi bir öğretmenin oğlu olan bana yönelik olarak mı “köpoğlu” diye yazardı, yoksa Türkiyenin gelmiş geçmiş en namlı kafatasçılarından birinin oğlu olan sana yönelik olarak mı “köpoğlu” diye yazardı?

 

Küfürlerin bumerang gibi senin. Bana değil, dönüp sana çarpıyor.

 

Hadi tartışayım da, öyle cevap vereyim diyorum.

 

İyi de neyi tartışacağız?

 

Üç yazı yazdı, ortada fikrin zerresi görünmüyor.

 

Ne düşünür, neyi savunur, merak etseniz bulamazsınız.

 

Sadece şu kadarı açık ki, siyasal güçlünün davulunu çalmada üstüne yok.

 

Oysa yazar olmak demek, egemene eleştiri getirmek demektir.

 

Çünkü güçlü, kendi yaptıklarını iyi göstereceği ve öveceği bir sürü araçlara sahiptir.

 

Yazar, bu araçlardan biri olamaz.

 

Olursa, artık o yazar değil, egemenin mutfağına memur edilmiş, yapılanları aldatıcı garnitürlerle süsleyen, kokuşmuşlukları uyduracağı soslarla örtmeye çalışan bir aşçı yamağıdır.

 

Örneğin Başbakan’ın yarın ne söyleyeceğini bilmiyoruz. Ama ne söylerse söylesin, Yağmur Atsız gibiler tarafından doğru ve haklı bulunacağını şimdiden biliyoruz.

 

Bu durum utanç verici değildir de nedir, Allah aşkına?

 

Böyle yazar olunur mu; ayıp ve günah değil mi?

 

Neymiş, doruklarda oturan o siyasilerle tanışmıyormuş. Ne fark eder; aşçı yamakları da patronlarını tanımaz etmezler.

 

Kime hizmet ettiğindir önemli olan; yalancı dolmaları kimin için sardığındır.

 

Kırıkkale piyade tüfeği zamanından kalma üç-beş aylık yanaşık düzen eğitimi görmüş ya, şimdi sorsanız generalinkinden fazla askerlik hatırası anlatır size.

 

Bir insan için taytay diye ayakta tutulduğu bebeklik dönemi ne ise, aldığı eğitimin askerlikteki yerinin de o olduğunu bir bilse “hakıykaten” utanır mı bilmem, ama yeri gelmişken beni aşağılamaya çalıştığı bir başka yanlışını daha düzelteyim:

 

Ben ordudan kıdemli yüzbaşılığımın son senesinde istifa ederek, “izzet ü ikbal ile çekilmiş biriyim, bab-ı hükümetten”.

 

Yani senin şu gülsem mi ağlasam mı “ben senden üstünüm” triplerin yok mu; tıpkı “bakbenim ne kadar çok misketim, ne kadar çok karamela kâğıdım var” demene benziyor.

 

Ya, git işine be adam!

 

Torunlarınla mı oynarsın, ne yaparsın!

 

[email protected]

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar