Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Dikte edene tavır almayan özgürlükçü değildir

  • 28.07.2014 00:00

 Bugün bayram!

Ve bayramlarda, gönlümüzün ne tasası varsa bir yana bırakıp iyi şeylerden konuşmak âdettendir.

Ama ya silme hüzünse anılarınız; numara mı yapmalı, gene de?

Takvimlerin, bu birkaç günlük “ateş kes”lerde yapay sevinçleri nöbete kaldırarak hayatın gailelerine istirahat vermelerine ve her şey yolundaymış gibi davranmayı önermelerine oldum olası kanasım gelmezdi hiç.

O yüzden olan bana olmuş; herkes eğlenirken, köşede bir ben somurtup durmuşumdur.

Çocukluğumun bayramları, zaten benliğimin yapışık ikizi gibi bir yalnızlığı, artık onunla iyice baş başa kalarak iliklerime kadar hissetmek demekti, benim için.

Selimiye’nin, Erzincan’ın, Kuleli’nin, hattâ Harp Okulu’nun kışla binalarını şimdiki değer yargılarınızla değil, avlularına taş soğuğu sinmiş o kasvetli yapıları on bir yaşından beri evi bellemiş bir çocuğun avuç içi kadarki ruhundan giderek anlamaya çalışırsanız, belki kavrarsınız.

Örneğin siz korku sinemasının ürpertili şatolarını seyreder, ardından hiçbir şey yokmuş gibi mini minnacık ve şirin evlerinize dönerdiniz.

Bense izlediğim o filmin bir sonraki dehşet sahnelerini kendi içimde sürdürüp büyütmek üzere,Transilvanya’nın şatolarından bile beter, devasa ve gizemli bir kışlanın yolunu tutardım.

On bir yaşlarındaki çocukların Selimiye Kışlası’na yuva diye sarılmaları ve giderek kanıksamaları, sonraki yıllarda bana hep yadırgatıcı gelmiştir.

Ne zaman minimalist çizgide rengârenk bir çocuk yuvası görsem, çocukluğumun suç işlemeden yatılmış bir sübyan mahpushanesinde geçtiğini farz ederim.

Ya da yoksul olmanın, bu memlekette doğuştan edinilen bir suç sayıldığı düşer aklıma.

Zaten bayram geldi mi “Evci”ler evlerine, parası olan “Bekâr”lar memleketlerine dağılırlar, sizse böyle dönemlerde daha da azan gurbet sancınızı, migreni tutan bir hasta gibi zonk zonk, taa yüreğinizde duyarsınız.

Bir yerlerden borç harç, üç beş kuruş uydurmuşsanız ya da sizden hâllice bir arkadaşınızın cebindeki akrebe bir hâl olmuş da ısmarlamışsa; günübirlik çarşı izninde, İstanbul’daysanız, yaşıtlarınızdan önce keşfettiğiniz Ingmar Bergman’ın “Sessizlik”i, ya da Erzincan’daysanızHalit Refiğ’in “Gurbet Kuşları”, hiç değilse nispeten bir bayram şölenidir size de.

Yahut da, “orta son”dan beri sular seller gibi ezberleyip özümsediğiniz “Melâl’in ŞairiHaşim”in akıl almaz duyarlıktaki dizeleriyle avunursunuz.

Hele bir de, hani bulutlar aniden kirişi kırarlar ve güneş yaşamın her zerresine dolar ya; kaderiniz de tıpkı böyle bir anda değişir de, Erzincan’ın Sivas Caddesi’nde paranın ancak ucu ucuna denklenebildiği sıradan bir lokantanın yavan sofrasında bile olsa, ilk kez içtiğiniz “Buzbağ Şarabı”yla içiniz dışınıza çıkarak okula dönmüşseniz, bundan daha iyi bir bayram başka nasıl olur ki, diye de düşünebilirsiniz.

Fakat bu gamlı baykuşluğu bir an için kenara koyup, bu tarzda yaşamış ruhlardaki mizah ve hiciv duygusunun yoğunluğuna da dikkat çekmek isterim.

Aziz Nesin ustanın geçtiği yol da, tam tamına bu yoldur.

Nasıl ki her şeyin elektriklenmeye yol açan artı-eksi kutupları varsa, yalnızlığın da eksisi kadar artısı da vardır.

Daha çocukluğumuzdan itibaren bizi kendisine benzetmek isteyen bu baskıcı düzeni işte o yalnızlığımıza danıştığımızda, ya bizi bıçak sırtında gibi durduğumuz bir hayatın özgürlükçü ve sorgulayıcı muhalif tarafına sevk edecektir; ya da uyumlu bir kölesi olacağımız konformizmin yaşayan ölüler mezarlığına gömecektir.

Biat ehli kölelerin mevcudu her zaman için daha fazla olacak; azınlığa düşmenin bedeli olarak, bu da sizin isyankârlığınızı kamçılayacaktır.

Ruhu kokuşmuş olanlar bunu anlayamazlar.

O nedenledir ki, fırsatını yakalamaya görsünler, en acımasız zalimler bu köle ruhluların arasından çıkar.

[email protected]

[email protected]

 

 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar