Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Yazık değil mi bu ülkeye

  • 26.12.2014 00:00

Çok mutsuzum dostlarım, çok!

Bu gidişatı artık kaldıramıyorum.

Böyle olmaz!

Herkes yanındakine çimdik atsın!

Uyarsın!

Uyandırsın!

Batı uygarlığına en yakın bir Doğu toplumu iken, dünyanın gözü önünde çöken İslâm âleminin sorunlarını üstlenerek aynı yıkımın taliplisi ve parçası olmak, nasıl bir aklın ürünüdür; herkes bir kere daha ele alsın!

Hollanda gibi, İngiltere, Fransa, Almanya gibi olmak varken; nedir bu Irak’a, Suriye’ye, Mısır’a özenmek?

Üstelik, dünya seni oraya doğru iteklemediği hâlde!

Batı ailesinin bir ferdi olma yolunda, ite kaka da olsa epeyi mesafe almışken, hem de!

Manevi çürüme safhasını tamamlamış Arap toplumlarının devlet yapıları maddi yıkıma uğrarken; onlarla aynı safta olmayı seçtiğimize göre, bizim de sanırım henüz ilk aşamanın hengâmesini çektiğimiz görülüyordur herhâlde.

Baksanıza şu yaşadıklarımıza!

Bir hırsızlık şaibesini örtmenin bedeli, bunca tahribat mı olmalıydı?

Yerlerine çağdaşlarını değil yandaşlarını ihdas etmek suretiyle, bütün hukuk ve yargı düzeni allak bullak edilmiştir.

Bütün polis teşkilâtı hallaç pamuğu gibi atılmış, okulları bile tasfiye sürecine girmiştir.

Muhalif basın, özellikle kamu maliyesi baskılarıyla ekonomik olarak çökertilirken, gazeteciler ve yazarlar hapis tehdidi altındadırlar.

Ekonominin daralması dahi göze alınmış, uygar dünya ile ilişkiler bozulma evresine sokulmuştur.

Ortada doğru dürüst ne bir meclis kalmıştır, ne etkin siyasal partiler, ne de özgür bir sivil toplum.

Artık buranın demokratik bir ülke olduğundan da bahsedilemez.

Peki, bütün bunlar ne için?

Hepimizin gözleri önünde tecelli eden yolsuzluk ve hırsızlık şaibelerinin üstünü örtmek için!

Hepimizi ateşe atmakta zerre kadar tereddüt göstermeden öyle akla ziyan işler yapılmakta ki bu uğurda; insan, üyesi olduğu toplumdan, düşündükçe ürküyor.

Bu kadar rezalete müstahak olmak, nasıl bir sosyolojik karaktere tekabül eder, kimler hak eder böylesini; lütfen herkes saçını önüne döksün de düşünsün.

Her şeyi ya yasaklıyorlar, ya da gizliyorlar toplumdan.

Söylenenlerin çoğu da yalan!

Şimdi de sıra “Çözüm Süreci”ni daha da karartmaya gelmiş olmalı.

Zaten şeffaf değildi.

Ama artık o kadarını bile bilmeyeceğiz, olup bitenin.

Sultan”la yerel “derebeyi”nin arasında yapılacak bir anlaşmayla, bir halktan iki ayrı halk çıkararak, demokratik bir ülke yaratacaklar, akılları sıra.

Ne sağlıksızlığı varsa, aslında “özgürlük, demokrasi ve ademimerkeziyet yoksunluğu”ndan gelen bizimki gibi kozmopolit bir toplumu, etnik ve dinsel kolaycılıklarla kesip biçmeye kalkmak, en hafifiyle gaflet ve dalalettir.

Bu parametreler, insan gruplarını tarifte ve tasnifte yeryüzünün eskide kalmış ölçütleridir.

Çünkü yerel kültürel farklılıklar, rengini üretim ve mülkiyet ilişkilerinden alan sosyolojik iklimlerin içinde soluyan herkes tarafından üretilmiş, kendine özgü hayat tarzı ayrılıklarına dayanır.

Diyarbakırlı bir Kürt’e, Diyarbakırlı bir Türk mü, yoksa İstanbullu bir Kürt mü daha yakındır?

Her neyse, canım…

Olan olmuş zaten.

Bir sultanlık uğruna, ne sözler verilmiş.

Ne diyor Karayılan:

Öcalan’ı nisana kadar bıraktınız, bıraktınız. Bırakmazsanız, gerisini artık siz düşünün!

Adam açıkça, savaşı yeniden başlatacaklarını söylüyor.

Bana sorarsanız, gencecik bir delikanlı öleceğine, bırakın gitsin; hiçbir şey o çocuktan daha değerli değildir.

Ama bundan demokratik bir birliktelik doğacağını da ummayın sakın!

Kaldı ki, Ankara ve Diyarbakır monarklıklarını paylaşmak madem yetiyor, daha ne?

Ya da en iyisi, sürecin yürümesine engel oldular diye kimlerin üstüne yıkacaksanız; şimdiden onun hazırlıklarına da başlayın, bir taraftan.

Sanki çoktan yapmamışsınız gibi, şu bendeki akla da bak!

[email protected]

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar