Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

‘Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi’

  • 13.03.2015 00:00

 Bunlar “büyüme”yi, yedikleri peynirin bir dilimden bir kalıba çıkması olarak anlıyorlar.

Bunlar büyümeyi, koleksiyonunu yaptıkları konutları kiraya verdikleri evsizler üzerinden zenginleşmek olarak görüyorlar.

Bunlar büyümeyi, yandaşların altlarına birer cip çekip AVM AVM dolaşmak sanıyorlar.

Oysa büyüme, toplumun hayatındaki mal ve hizmetlerin çeşitlenmesi demektir.

İnsanın yüz kelimeyle konuşmaktan, sözlüğe (ama Türk Dil Kurumu sözlüğüne değil) bakma ihtiyacı duymaya başlaması demektir.

Okunan kitap sayısının artması, evlere giren gazetenin birden fazlaya çıkması; teknolojinin sadece ulaşıma iletişime girmesi değil, insanların müzik enstrümanı çalmaya, resim yapmaya da heveslenmesi demektir.

Büyüme, insan haklarının gelişmesi, din, mezhep ve ırka dayalı seçiciliklerin ilkel görülmeye başlanarak, bu tür yaşanmışlıklar akla geldikçe utanılması demektir.

Dostluklar kurası geldiğin yabancıların Türk olduğun için senden kaçım kaçım kaçınması değil, insanlık ailesine katkılarından dolayı dünyanın dört bir yanından yağan takdirlere mazhar olunması demektir.

Sana geldi mi ince eleyip sık dokunan konsolosluk kapılarında, âdetâ ülkelerine gitmemen için bin dereden su getiren vize kuyruklarında aşağılanmaman demektir.

Bunları sağlayacak faktörlerden biri de, ülkenin siyasal yöneticileri olmak gerekmez mi?

Ama sorarım size, bu bağnaz adamların hangisinde yüzünüzü kızartmayan bir vasfı, hangisinde övünç duyacağınız bir erdemi bulabilirsiniz ki?

Bizi yeryüzü ölçeğinde itici kılan, güven vermeyen, kaypak, bu sevgisiz riyakârlardan kurtulmayı akıl etme zamanımız gelip de geçmedi mi?

Anlamada ve kavramada bu denli mi foduluz biz?

O kadar yalancılar, o kadar sahtekârlar ki; meselâ büyümeyi bile yıllık, hattâ üç aylık dönemlere indirgeyerek popülist neticeler alacakları bir konu hâline getirmiş durumdadırlar.

Hâlbuki gerçek büyüme, akşamdan sabaha değil, anlamlandırılması ancak nesillerle kaim olabilen bilimsel parametrelerdir.

Nitekim çağdaş dünya, en hakiki büyümeyi “sanayi devrimi”ninden bu yana geçen son üç yüz sene zarfındaki verilerden giderek hesaplamakta, sonuçta en gelişmiş ülkelerin yıllık bazdaki büyüme oranlarının dahi yüzde 1’in altında gerçekleştiğini ortaya koymaktadır.

Gerçekten bu oran dahi, otuz- otuz beş senelik bir nesil döneminde, şaşılası değişimlere yol açacak mahiyettedir.

Zira gıda ürünleriyle yetinilmiş bir tüketici mal sepetinden, endüstriyel ürün ve hizmetler içeren çok daha büyük çeşitlilik barındıran bir tüketim sepetine geçilmiş; yaşam standart ve tarzlarında çok çarpıcı değişimler olmuştur.

Ama bizdeki gibi “her sene yüzde şu kadar büyüdük, on- on beş senede ikiye katladık” şeklindeki martavallar, kırk kilometre maraton koşan birinin ilk başlardaki birkaç yüz metrelik performansını esas alarak tüm koşu hakkında hüküm vermeye benzer.

Bu sizinki olsa olsa kanser nitelikli bir hücre büyümesinden başka şey değildir.

Bir kere büyüme, her şeyden önce “tek adam” monizminin tarihin barbarlık dönemlerinden yansıyan bir kalıntı olduğunun bilincine varmakla başlar.

Kendisini, bireyleri özgür olan üretici bir toplumda belli eder; klânını ya da kendi dar cemaatini yalanlarla üretmiş konik bir toplum hiyerarşisi içinde zora ve ulûfeye dayalı dengelerde tutanların hınzırlıklarında değil.

Hâlâ sokaklarında mendil satmak yerine, müzelerini çilli oğlanlarla sırma saçlı kız çocukların doldurduğu bir ülke olamadıysanız; asıl bölünmenin, tıpkı Çekoslovakya ya da Ukrayna gibi Doğu ve Batı değerlerini baz alan fay hattından ikiye yarılmakla gerçekleşeceğinden korkmalısınız.

Ve bunu kim körüklüyor; ona bakmalı, önce ondan kurtulmalısınız.

[email protected]

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar