• 27.12.2014 00:00

 Avrupa’da 18. yüzyılda yaşanan bilimsel gelişmeler sonucu oluşan iktisadi ve sosyal yapılanmalar kilisenin toplum üzerindeki hakimiyetini kırarak  ‘’İnsanın Özgürlüğüne Ulaşma Çağı’’ olarak ifade edilen   Aydınlanma Çağı’nın başlamasına sebep olmuştur.Aydınlanma Çağı’nın politik yansıması olarak ortaya çıkan liberalizm   bireyi toplumun önüne geçiren ve her türlü devlet kısıtlamasından korumayı amaçlayan sosyal yapılanmayı hedeflemiştir.

18. ve 19. yüzyıllar arasında  ‘’klasik liberalizm’’ olarak adlandırılan dönemde yaşanan dünya savaşları ,faşizm denemeleri,büyüyen işçi sınıfının maruz kaldığı olumsuz hayat koşullarının politik yansıması olarak ortaya çıkan sosyalizmin varlığı, liberalizm de özgürlüğün korunması yönünde bir endişe ortaya çıkartarak sosyal liberalizm döneminin doğmasına yol açmıştır.Bu dönemde devletin ekonomik ve sosyal fonksiyonları anayasalarda  yerini almış ve sosyal refah devleti anlayışı güç kazanmıştır.

 ‘’İstihdam,Faiz ve Paranın Genel Teorisi’’ adlı eseri ile sosyal liberalizm dönemine yön veren Keynes, klasik liberal teorinin işsizlik sorununu çözemediğini tespit ederek bunu yatırım ve talep kıtlığına bağlamıştır.Devletin kamu harcamaları,vergi ve kredi politikaları ile bu sorunu çözmesi gerektiğini savunmuştur.

1970’li yıllar ile  birlikte dünyada etkili olan ekonomik krizler liberal düşüncede yeni bir kırılma yaratarak neo-liberalizm olarak adlandırılan yeni bir dönemin başlamasına neden olmuştur.Küreselleşme etkilerinin hakim olduğu yeni dönemde devletin rolü klasik işlevlerinin yanında eğitim ve sağlık gibi başka alanları da kapsayacak şekilde genişlemiştir.

21. yüzyılda liberal ülkelerde  yaşanan gelir dağılımındaki adaletsizlikler,zengin sermaye sahiplerinin finansal kurumlar ile işbirliği içerisinde ekonomi üzerindeki yetki ve denetimlerini arttırarak toplum üzerinde finansal sömürü kurması ,ekonomik alandaki yatırım ve büyüme oranlarının azalışı,istihdam azalışı,ücretlerdeki durgunluk,yavaş yavaş biriken enflasyon gibi olumsuzluklar sebebi ile neo-liberal politikaların sürdürülemez olduğu iddia edilmektedir. İMF ve Dünya Bankası’nın gelişmekte olan ülkelere dayatması olarak değerlendirilen  yüksek faizli krediler,borçlu toplumlarda yaşayan insanların psikolojilerini tahrip etmekte ve demokratik güçlerini kaybettirmekte olduğu ifade edilmektedir.

Liberalizm tarihi bireylere tanınan özgürlükler ile başlayıp ,sosyal alanda zemin kazandıktan sonra iktisadi tezlerini uygulama fırsatı bulmuştur ve özgürlük kapsamlarını genişletilmek sureti ile tarihsel gelişimi üzerinde uzlaşılmıştır.

19.yüzyılda İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde ki  Self-Determinasyon ilkesi olan; Toplumların kendi geleceklerini belirleme özgürlüğü ,küreselleşme olgusu ile önemini yitirerek küresel sivil topluma ait insanların bireysel geleceklerindeki kısıtlamaların kaldırılması yönündeki  talepler  çözülmesi gereken sorunlar olarak ön plana çıkmaktadır.

21. yüzyılda bilgisayar ve internet kullanımının yaygınlaşması ile teknolojinin toplumsal değişimindeki etkinliği artmıştır  fakat  topluma yıkıcı etkisi olan zararların sorumluluğunu hiçbir üretici şirket üstlenmemektedir.Şirketler gelecekte ortaya çıkacak  toplumsal sorunları  önemsememekte ve riskleri gizlemektedirler.Örneğin internette sörf yahut chat yapan ergenlik çağına ulaşmamış  çocuklar  kaçınılmaz olarak cinsel içerikli görüntülerle karşılaşmakta ve psikolojik olarak olumsuz etkilenmektedirler.’’Chatleşme’’ kültüründen  kaynaklanan çocuk istismarları  sıkça yaşanmaktadır.

Dünya ABD ve AB merkezli küreselleşme olgusuna bağlı olarak ,’’Küresel Nevrosism’’ tehdidi ile karşı karşıyadır.  Nevrosism (nevroz):Ruhsal yapıda ki Ben (ego) ve İd (içgüdülerin kaynağı) arasındaki çatışmalardan kaynaklanan hastalık grubu olarak ifade edilebilir.Ergenlik öncesinde üst-ben(vicdan) yapısı oluşmamış insanın (anne-baba otoritesine tabi olduğu dönemde) küçük düşürücü cinsel travmalardan ve travma yaratan cinsel izlenimler  neticesinde İd’ in  Ego’ya doyurulmasını emrettiği içgüdülerin bastırmaya ve engellenmeye uğraması sonucu içgüdülerin yüceltilememesi sebebi ile oluşan ruhsal hastalıkların tümüne verilen addır.

Bireylerin mutlu ve üretken yaşam sürmeleri için ihtiyaç duydukları psikolojik sağlıkları çocukluk döneminde yaşadıkları izlenimlerin etkisi ile şekillenmektedir.

Teknoloji  ilerledikçe  ve nesiller değiştikçe çocukların uygarlığı benimseyip sindirmeleri zorlaşmaktadır. Teknolojik gelişmelerin kendi dönemlerinde yaşayan kişilere faydasının daha fazla olması yanında getirdiği risklerin gelecek kuşakları kapsaması nedeni ile zararları küçümsenmemelidir.

 Derinlik psikolojisinin  ilk ortaya çıkığı zamanlarda kendisine yöneltilen acımasız eleştiriler  eğitimbilim alanında kullanılmasını  engellemiştir fakat 21. yüzyılda  teknolojik gelişmelerin insanlığın yok oluşuna sebep olacak riskleri beraberinde getirmesi nedeni ile zorunluluk haline gelmiştir. Nevrozizmden önceden  korunma programları eğitimde çocuklara uygulanabilir.Bu sayede gelecekte yeteneklerini daha verimli kullanabilen ,üretken nesiller yetişecektir.

Klasik liberalizmde piyasa ekonomisinin ‘’gizli el’’ işlevi göreceğini ve yoksulluğu ortadan kaldıracağı inancına paralel olarak   Makro-liberalizmde nevrozizmden korunmuş küresel sivil toplum uluslar arası anarşi ortamını ortadan kaldıracak ‘’gizli  el’’ işlevi görecektir.