• 5.01.2015 00:00

  İnsanlığın ideolojik evriminin son noktası olarak kabul edebileceğimiz’’liberal demokrasi’’ ile yönetilen toplumların kronik sorunu olan yaşlı nüfus oranının çoğalması  , küresel sivil toplum olgusuna en çok zarar veren etmenlerden birisidir.Özellikle neo-liberal politikalar uygulayan ,gelişmekte olan ülkelerde yirmi birinci  yüzyılda ortaya çıkan nüfusun yaşlılığı  en derin sosyal problem olarak çözüm beklemektedir.

    Nüfusun yaşlılığı  problem olarak sıkça dile getirilse de sorunu yaratan etmenler ve çözüm önerileri kamuoyunda netlik kazanmamıştır.Bu tür derin sosyal problemleri sosyolojik,psikolojik ve politik  açılardan çözümleyerek küresel sivil toplumda eksik olan özgürlük ve eşitlik ilkelerini  tesis etmek gerekmektedir.

    Özgürlük: İnsanların yaşamı boyunca gösterdiği değişim ve gelişim evrelerinden sonra doğası ile bütünleşen  isteklerin doyurulmasıdır. Küresel sivil toplumun kendisini ilgilendiren kamusal sorunların çözümünde kullanılacak hükümet şeklinin ‘’liberal demokrasi’’ olması gerektiğine dair fikir birliğinin oluşumundaki başat etken; liberal özgürlüklerin bireylerin geçirmiş olduğu sosyal ve psikolojik gelişimler ile örtüşen özgürlük taleplerini karşılamasıdır.

Örneğin   liberalizmin sunmuş olduğu temel özgürlüklerden olan sınırsız zenginleşme özgürlüğünü ele alırsak bu özgürlüğün türemesinin ana nedeni  ;Sigmund Freud ‘un   ‘’Cinsellik Üzerine Üç Deneme’’adlı eserinin ‘’Kişilik ve Anal Erotizm’’bölümünde belirttiği gibi  insanlarda bulunan tutumluluk özelliğidir. Tutumluluk psişik yaşamın ilk evresindeki dürtülerin ileriki dönemde yüceltilmesi ile ortaya çıkmıştır. Eserde bebeklerin anne ve baba sevgisine karşılık armağan olarak dışkılarını sunduğu ve daha sonra  anal-erotik dönemin içgüdülerinin yüceltilmesi ile paranın insan için değer kazandığı açıklanmaktadır.Bireyler yaşadıkları psikolojik süreçlerin sonunda değerli maddelere karşı bir ilgi ve istek kazanmakta ,hayatın diğer bölümlerinde bu arzularının doyumu için çabalamaktadır.

    Liberalizmin sivil topluma sunduğu bir başka özgürlük olarak ‘’din ve vicdan hürriyeti’’  irdelediğinde  ‘’odepüs kompleksi ‘’ile ilgili  ortaya çıkan özgürlük ihtiyacı olduğu anlaşılmaktadır.Odepus kompleksi kavramının dişi ve erkekte ki  psikolojik yansımalarını anlamak için Sigmund Freud’un ‘’Psikanaliz Üzerine’’adlı eserinden aynen alıntılar yaparak anlamak   en pratik yol olacaktır.

    Kız çocuğunda annenin beden bakımı sırasında kışkırtılmış olan iç güdüler anneye bağlılığın oluşmasını beraberinde getirir. Sonra bu bağlanma olayı açık bir düşmanlık belirtisi altında başkalaşma geçirir.Anneye bağlılık ,kin haline dönmektedir.Annenin suçlanmasına yol açan haksızlıkların tarihçe en eskisi ,çocuğuna pek az süt vermiş olması ve böylece onu yeterince sevmediğini göstermesidir.

    İkinci bir çocuğun doğumu çocuğun annesini kınama sebebidir. Anne büyük çocuğunu emzirmek istememiştir çünkü yeni doğan çocuğun bu besine ihtiyacı vardır.Çocuk böylece bu çağrısız konuğa ,rakibe kıskanç bir kin besler.Eğer başka çocuk doğarsa kıskançlık yeniden canlanır ve heyecan her defasında aynı güçle yenilenir.

    Çocuğun cinsel istekleri ,libidonun (cinsel dürtülerin yüklü olduğu enerji) çeşitli aşamalarında değişir.Annesinin kendisini ittiği şehvet kaynağını yasaklaması (annenin erotojenik bölge beden bakımını sonlandırması) çok şiddetli bir hoşnutsuzluk sebebi olur.

Özgürlüğüne vurulan her darbe çocukta isyan ,saldırma eğilimiyle kendini gösteren bir tepki yaratır.Kız çocuk için geçerli olan kıskançlık,vazgeçişler,sevgi aldanışları erkek çocuğunda da bulunur fakat oğlan çocuğunda anne hedefinin terk edilmesiyle sonuçlanmaz.Demek ki ,kız çocukta kendini başka türlü gösteren ya da oğlanda görülmeyen ,ona özgü bir etken vardır.Bu etken hadımlaştırılma kompleksidir.Anatomik bir ayrılığın psişik yansımaları olmasında şaşırtıcı bir şey yoktur. Kızın annesinden , kendisine penis vermemiş olduğu,bu yoksunluktan onu sorumlu tuttuğu için nefret ettiğinin ortaya çıkmaktadır.

Oğlan çocuğunun hadımlaştırılma kompleksi çocuğun kadın üreme organını görerek ,gözünde pek değerli olan erkeklik organını bedeninin gerekli bir parçası gibi  sanmaya başladığı çağda ortaya çıkar.O zaman eliyle oynarken yakalandığında kendisine yapılan tehditleri anımsar ve bu tehditlerin yerine getirileceğinden korkmaya başlar,böylece o andan beri ,sonraki evriminin en güçlü hareket kaynağı olan hadımlaştırılma korkusuna kaptırır kendini.

Küçük kızın hadımlaştırılma karmaşası da öbür cinsin üreme organlarını görmesi ile doğar Aradaki fark hemen göze çarpar ve itiraf etmek gerekir ki ,bunun bütün önemini anlayıverir.Kendisine yapılan haksızlığa karşı pek duyarlı olan kız da ,’’şunun gibi bir şey’’e sahip olmak ister.Penis’e imrenme içini sarar;ileride karakterinin oluşumunda silinmez izler bırakır.En uygun durumlarda ,bu istek büyük bir psişik çaba gösterilmeksizin bastırılamaz.Eksikliğini gören küçük kız kolayca boyun eğmez ;tersine,uzun zaman bir penis sahibi olabileceğini umar ve bu umut bazen çok uzun süre varlığını  korur.Sonunda gerçek ,isteğini yerine gelme iş görme umuduna son verince,analiz ,bu isteğinin bilinçsizliğin içinde canlı bir halde sürdüğünü ve daima hatırı sayılır bir enerjiyle yüklü olduğunu göstermektedir.

Penis isteğinin yadsınmaz  bir önemi vardır .Bu ,kadına verilen ceza,bazen erkeğin bir haksızlık örneği olarak sayılır:Şunu bilmek gerekir ki,hırs ve kıskançlık kadının ruhsal yaşamında erkeğinkinden çok daha büyük bir rol oynar.Kız çocuğunun evriminde hadımlaştırılmanın ortaya çıkarılması kesin bir dönemeçtir.Bu gibi durumlarda küçük kızın karşısında üç yol çıkmaktadır:Bu yollardan birincisi cinsel yasaklamaya ya da nevroza ,ikincisi bir erkeklik kompleksinin oluşmasına ,üçüncüsü normal kadınlığa ulaştırır.Birinci durumda ,o zamana değin bir erkek çocuk gibi yaşamış olan küçük kız kendini klitoris mastürbasyonuna vermiştir.Etkin isteklerin ,çoğu zaman annesi üzerinde merkezileşmiş isteklerini bu yolla sağladığı doyumla birleştirmiştir.

    Penise imrenmenin etkisi altında hazzını, fallus cinselliği içinde bulmayı bırakır.Ondan daha vergili olan erkek çocukla kıyaslanılması onurunu yaralar ve klitoris mastürbasyonu eğlencesini bırakarak ,annesine duyduğu sevgide olduğu gibi çok zaman ,cinsel eğilimlerinin büyük bölümünü bastırmaya gider.Annesinden ayrılması bu atılımla olmaz;çünkü kızcağız bu organ noksanlığını bireysel bir talihsizlik gibi kabul eder;yalnız daha sonra,kendisinin de diğer dişi varlıklar gibi olduğunu görür.

    Onların arasında annesi de  kendisine benzemektedir.Oysa sevgisi falluslu bir anaya yönelmişti ,hadımlaştırılmış bir anaya değil.O andan başlayarak bundan vazgeçmesi ,uzun zamandır birikmiş düşmanca duyguları bırakması mümkün olur.Özet olarak  ,kadında fallus (erkek cinsel organı) bulunmaması ,onu erkek çocuğun gözünde ,belki daha sonra erkeğin gözünde olduğu gibi ,kız çocuğunun gözünde dahi değerden düşürür.

    Penise imrenme ,onanizme (mastürbasyon) karşı şiddetli tepki doğurunca kızcağız bundan vazgeçemese de,şiddetli bir iç savaşa girişir.Sanki ,şimdi tahtından indirilmiş olan annesinin rolünü üzerine alarak ,klitorisin kendisine duymasını sağladığı hazza karşı bir tepkiyle ,bu kadar kötü bir organa sahip olmanın bütün hoşnutsuzluğunu ortaya döker. Hayli yıllar sonra mastürbasyon etkinliği çoktan söndüğü zaman ,bu savaşın izleri ,daima korkulan şiddetli bir isteğe karşı savaşta yeniden görülür.

     Küçük kız kendini mastürbasyona vermeyi durdurarak fallus etkinliğinin bir bölümünden vazgeçer.Bu durumda edilginlik ağır basar ;babaya eğilimi,içgüdüsel dürtülerin yardımı sayesinde üstünlük kazanır ,fallus etkinliği yok edilir.Evrim sırasında çıkagelen böyle bir değişikliğin ,kadınlığa etki etmesi gerekir ve .bastırma aşırılığa kaçmadığı zaman kadınlık normal olur. Kızın babasından istediği şeyin kaynağı,kuşkusuz bir fallusa sahip olma isteğinden başka bir şey değildir.

    Bu fallusu annesi ona vermeyi reddetmişti ,şimdi babasından alabileceğini ummaktadır.Bununla birlikte ,durum ancak bir penis sahibi olma isteğinin yerini,bir çocuk sahibi olma isteği aldığı zaman gerçekten kurulur.Bu çocukça istek daha sonra özellikle yeni doğan bebek ,o kadar istenilen penisi getiren bir oğlan olursa ne mutluluk! Bir çocuk sahibi olmayı isteyen kadın , daha çok ,artık ikinci plana atılmış olan babadan çok,onu düşünür.Böylece eski bir penise sahip olma isteği ,kadınlık iyice biçimlendikten sonra bile yaşamasını sürdürür.Fakat bu penis isteğini özellikle dişil olarak kabul etmek daha uygun değil midir?

    ‘’Çocuk –penis’’  isteğini babası üzerine aktaran küçük kız Odipus durumuna gelmiştir.Annesine karşı olan düşmanlığı o zaman iyice güçlenmiş bulunur.Annesi bir rakip ,babanın kendisine vermesini istediği her şeyi ona bağışladığı bir rakip olur.İşte Odipus Kompleksi’yle hadımlaştırma arasındaki bağlantıyı biz böyle görüyoruz;cinse göre kuşkusuz ki ağır sonuçlu bir ayrılık vardır.Erkek çocuğu annesini arzulamaya ,rakip gördüğü babanın yerini almaya iten Odipus Kompleksi doğal olarak fallus evresi  boyunca gelişir.Fakat hadımlaştırılma korkusu ,Opidus Kompleksi ‘nin yitişine neden olur ki ;daha normal bir durumda  büsbütün silinir .Onun yerini sert bir üst-ben (vicdan) alır.Kız çocukta hemen         hemen tersi olur.

    Odipus Kompleksi anlaşıldığı üzere erkeklerde katı bir vicdan duygusunun oluşmasına ,kadınlarda ise yoğun bir çocuk sahibi olma isteğine ulaşmasıyla birlikte son bulmaktadır.

Özgürlüklerin alt tabanında evrimin insanlarda yarattığı içgüdülerin  bulunması küresel sivil toplumun ilk tercihinin ‘’liberal demokrasi’’olmasını beraberinde getirmiştir.

    Odipus Kompleksi sonrası bireylerin  benliklerinde kurdukları vicdan yapısı ile yaşamak zorunda olması   ‘’ din ve vicdan hürriyeti’’  kavramını  doğurmuştur.Ancak hali hazırda kadınlara yönelik uygulanan sosyal politikalar örneğin ;bebek  yardımı,süt parası,doğum  yardımı gibi uygulamalar liberal demokrasinin eşitlik ilkesini gerçekleştirmeye yetmemektedir.Potansiyel anne olan kadınların devletten almış olduğu sosyal yardımlar doğum sonrası haklar olduğu için eşitlik ilkesine ters düşmektedir.Bu yönde yapılan bazı yardımların çocuk doğurduktan sonra değil potansiyel anne adayının doğumu ile hak olarak tanınması gerekmektedir. Küresel sivil toplum kadınların fizyolojik olarak dezavantajlarının getirmiş olduğu kısıtlamaların bertaraf edilmesi ile güçlenecektir. Örneğin toplum kız çocuklara doğduğu andan itibaren kadın erkek eşitliğini sağlayacak bir miktar gelir bağlayabilir Bu sayede liberal ülkelerde nüfusun yaşlanmasına sebep olan kadın kaynaklı etkiler bertaraf edilebilecektir.Yaşanacak eşitlik algısı ve özgürlük patlaması kadınların sosyal sorumluluğunu artırarak çok yüksek rakamlarda olan kayıt dışı kadın istihdamını da azaltacaktır.Tüm bu gelişmelerden sonra demografik eşitsizliklerden kaynaklanan nüfus planlaması uygulamalarına da gerek kalmadan isteyen istediği kadar çocuk sahibi olabilir.

    Uygarlığın gelişmesinde kilit role sahip olan kadınların annelik özgürlüklerine yönelen kısıtlamaların kaldırılması ile küresel sivil toplum güçlenerek ve makro-liberal kozmopolit devletin temelleri atılacaktır.