• 10.02.2015 00:00

 17. yüzyılda Avrupa’da yaşanan 30 Yıl Savaşları’nı sonlandıran Westphalia Anlaşması neticesinde evrensel imparatorluklar ulus-devletlerin egemenliğini ve  eşitliğini kabul etmek zorunda kalarak  uluslararası alanda yeni bir dönemi başlatmıştır.

Westphalian sistem olarak adlandırılan yeni sistem ülkesel,egemen ve eşit ulus-devletlerden oluşan bir yapıyı ifade etmektedir.

Yeni ortaya çıkan egemenlik ve eşitlik kavramları ulus-devletlerin arasındaki rekabetin artmasına sebep  olmuştur. Egemen ulus-devletlerin güç stratejileri ve güvenliklerini sağlamak amacı ile askeri güçlerini arttırma girişimleri siyasi gerginliklere sebep olarak 1. Dünya Savaşı’nın zeminini hazırlamıştır.

    1. Dünya Savaşı sonrası yaşanan yıkım ve dehşetin sonucunda uluslararası barışın sürekliliğinin bina edilmesine yönelik barışçıl idealist düşünceler ortaya atılmıştır.Bu dönemde ortaya atılan  görüş ve düşünceler zamanla gelişerek 2. Dünya Savaşı sonrası kurulan Birleşmiş Milletler Kurumu’nu hayata geçirmiştir.

    2. Dünya Savaşı sonrasında dünyada yaşanan teknolojik gelişmeler ulus-devletlerin karşılıklı bağımlılıklarını  artırarak varolduğu sayılan sınırların önemini yitirmesini beraberinde getirmiştir.Ulus-devletlerin hukuki yapısının insanların doğal,ekonomik,bilimsel ve sosyal faaliyetlerini kısıtladığı yönünde ortak görüş birliği oluşmuştur.Teknolojik gelişmeye paralel olarak ortaya çıkan ihtiyaçlar uluslararası kurumları ve daha sonra ulusüstü siyasi birliklerin oluşmasını sağlamıştır.

    23 Temmuz 1952 tarihinde Fransa,İtalya,Almanya,Hollanda,Belçika ve Lüksemburg arasında oluşturulan Avrupa Kömür Çelik Topluluğu Avrupa’da uzun zamandır halkların bilinçaltında saklanan Avrupa bütünleşmesi fikrini ortaya çıkartacak ve Avrupa Birliği gibi ulusüstü örgütlenmenin oluşmasını sağlayacak uluslararası örgüt yapılanması olarak tasarlanmıştır.Oluşturulacak ekonomik bütünleşmelerin zamanla siyasi alana sirayet edeceği tezinden hareketle oluşan yapı 7 Şubat 1992 ‘de  imzalanan Maastricht  Anlaşması  sonucunda  Avrupa  Birliği’nin doğuşuna sebep olmuştur.

    Türkiye AB’ye katılma yolunda irade belirterek uzun uğraşlar sonucu tam üyeliğe aday statüsü kazanmıştır. Fakat uluslar arası çıkar odaklarının menfaatleri doğrultusunda yapılan lobicilik faaliyetleri sonucunda AB’ye üyelik mekanizması işletilmemektedir ve  Türkiye’ye karşı ayrımcılık politikası uygulanmaktadır.

    Uluslararası ortamda ulus-devlet formunu geliştiremeyen Türkiye bu sebepten dolayı ekonomik, sosyal ,kültürel daralmalar yaşamakta ve halkının üzerindeki devlet yükünün ağırlığından kaynaklanan  siyasi problemler yaşanmaktadır.

Halkı oluşturan bireylerin üzerindeki ulus-devlet yükünü hafifletmek ve engelleyici unsurlardan kurtulabilmek amacı ile AB’nin kapısını çalan Türkiye amacını gerçekleştirmek için uyguladığı stratejinin değiştirilmesi ve yeni bir form ile yeni kurulan uluslararası sistemde yer edinmelidir.

    İlerleyen zaman içerisinde dünyadaki uluslar arası ortam şartlarının trend formlarından olan ulusüstü siyasi birlik modeli ve bunun vücut bulmuş hali olan AB gibi birçok   siyasi birlik bilimsel ve teknolojik gelişmelerin neticesi olarak tarih sahnesine çıkacaktır.

Yeni uluslararası ortamı oluşturacak ulusüstü siyasi birliklerin makro düzeyde kendi aralarında kuracakları  yeni  birlik ise kozmopolit siyasal düzeni inşa eden Makro-Liberal yapı olacaktır.

    İslam halklarının bilinçaltına itilmiş ve yıllardan beri varolan İslam  Birliği fikrini  , AB’yi oluşturan Avrupa Kömür Çelik Topluluğu modelinde ulus-devletlerden bağımsız özerk ekonomik kuruluşlar ile oluşturulması gerekmektedir.

   Müslümanların  AB gibi geniş coğrafi yapıya sahip olan siyasi bütünleşmeye şimdiye kadar neden ulaşamadığı sorusunu irdelediğimizde karşımıza birkaç cevap çıkmaktadır. Bunlardan ilki olarak  merhum Başbakan  Necmettin Erbakan’ın bu yöndeki girişimlerinin uluslararası aktörlerce engellenmesi ve 28 Şubat darbesi ile iktidardan indirilmesinden kaynaklanan çekingen siyasi tutumlardır.Daha sonrasında ise İslam devletlerinin  siyasi sistemlerinin     birbirinden farklı ve  otoriter oluşudur.Sonuncusu ise devletler arasında ulus-devletlerden bağımsız bilimsel çalışmaları gerçekleştirebilecek ulusüstü kurum ve kuruluşların oluşumunu sağlayacak bilimsel çalışmalara yeterince destek ayrılmamasıdır.İslam devletleri gereksiz ve faydasız kamu harcamaları yapmayıp tasarruf edilen kaynaklar ile atom altı parçacık çarpıştırma deneylerinin gerçekleştirildiği  CERN ve TEVATRON gibi atom altı parçacık hızlandırıcısı inşa ederek halkların zihninde yıllardır korunan İslam  Birliği’nin zemini oluşturulabilir.