• 22.05.2021 07:36

Kovid-19 salgınının tüm insanlığın başına bela olmasından sonra devletler beklenmedik refleksler göstererek halk sağlığını korumak için gerekli gördükleri önlemleri almaya başladılar. Salgın ile mücadele konusunda tarihsel deneyim sahibi olan devlet mekanizmaları geçmişteki yaşanan mücadele deneyimlerinden faydalanarak radikal kararlar aldı ve sokağa çıkma yasakları başta olmak üzere bir dizi tedbirler uyguladı. Toplumlar ve bireyler maruz kaldıkları yasaklamalar karşısında kimi ülkelerde sert tepkiler gösterdi kimi ülkelerde ise sessizce yasaklara katlanmayı seçti.

Kovid-19 salgını ile mücadele sürecinde Türkiye’de halk sağlığı kavramı toplumsal alanlarda odak noktasına yerleşti. Bireysel sağlık kavramı ile birlikte halk sağlığı kavramı da devletin temel görev alanları arasına katıldı ve bazı anlayışlara göre bireysel sağlıktan daha önemli duruma ulaştı.  Bu dönemde halk sağlığının yerini, önemini ve siyasi görüşler ile ilişkisini anlamak uygulanan yasakların da faydalarını anlamak anlamına gelmektedir. Ankara Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşegül Akbay ile konunun detaylarını ortaya koyabileceğimiz bir röportaj yapmanın topluma faydalı olacağını düşünerek kendisine şu soruları yönelttim:

Sizce tam kapanma adı altında sürdürülen sokağa çıkma yasaklarının halk sağlığına etkileri nelerdir?

Kavramın özünden yola çıkacak olursak, Halk Sağlığı alanı, gerçekliğin boyutlarının, bireyin sağlığı kavramının ötesine geçtiği ve topluma tehdit oluşturduğu sosyolojik sağlık tehditlerine çözüm sunmayı hedef edinir. Bu yolda, gerekli durumlarda, toplumsal müdahaleleri, hatta devlet eliyle yapılacak girişim, müdahale ve tedbirleri yönlendirecek esaslar oluşturmayı ilke edinir. Salgın ve acil durum yönetimi, halk sağlığı alanının klasik alt başlıkları arasındadır ve müdahale yöntemlerinin tanımlanmasını içerir.

Küresel covid salgınında, münferit ülkelerin sağlık politikaları, birbirine göre ciddi farklılıklar sergilemiştir. Aslına bakarsanız, Halk Sağlığı’nın babalarının çoğu toplumcudur, ve toplum sağlığı adına önermelerinde sert bile olsa devlet müdahalelerinden kaçınmaktan çekinmemeyi esas edinir. Halk sağlığı literatürüne enine boyuna göz gezdirirseniz, halk sağlıkçıların onda dokuzunun, sosyalist felsefeyi politik yol edinmiş oldukları açıktır. Literatürde, sağlığa liberal yaklaşıma örnek gösterilen liberal parti programları bile, ılımlı devletçi, belki biraz daha ekonomi ve piyasa gerçeklerinin farkında, ama asla minarşist değil, eni konu devletçi kanattadır. AKP hükümetine, sosyalist ya da liberal diye bir yakıştırma yapılabilir mi emin değilim. Kimi yazarlar, neoliberal politikalara atıfta bulunsa da, AKP’nin sağlık alanında anlamlı bir ideolojisi hiç olmadı.

KAPANMANIN MİMARI HÜKÜMET DEĞİL

Peki politikaları kim şekillendirdi?

Salgın sürecinin başladığı günden bu yana Bakan’ın tutumlarını, bakanlıktaki, üç-beş yabancı basını, literatürü ve DSÖ önermelerini yakından takip eden bürokrat şekillendirdi. Küresel salgında, yönergeleri, tavsiyeleri, önermeleri, zamanında ve net olarak ortaya koyan Dünya Sağlık Örgütü, hükümetlerin birçoğunun işini kolaylaştırdı. İngiltere, Brezilya, İspanya gibi daha özgürlükçü ülkelerdeyse, yasak ve kapatmalar uygulanmadı.

Bana sorarsanız, Türkiye’de, salgın politikasına yön veren gerçek güç de, hükümetten ziyade muhalefet ve bilakis muhalif medya oldu. Sağlık politikasında muhalif pozisyonuyla yer edinmiş, çok sayıda sosyalist kanattan halk sağlığı uzmanı ve CHP sempatizanı sağlıkçılar, muhalif medyada fikirleriyle güçlü bir baskı gurubu oluşturmayı başardılar ve kamuoyu ağırlıklı olarak başta CHP’nin savunduğu sosyal yaklaşımdan etkilenerek, devlet müdahalelerinden yana oldular. Margaret Thatcher dönemi İngiltere’sindeki muhalif sosyal politika yanlısı halk sağlığı siyasalarının etkilediği ve güçlendirdiği TTB gibi kurumların alışılagelmiş pozisyonları da bu koşulları destekledi. Ve kapatmaların mimarı aslında hükümet değil, muhalif sosyal baskıyı oluşturan CHP oldu.

Şahsi fikrimi sorarsanız, ben biraz daha özgürlükçü kanattayım. Sağlık Bakanı olsam, Boris Johnson ya da Bolsanaro’nun çizgisinde kalırdım. Unutmayınız ki, Türk hükümeti, salgın politikasında, muhalif baskıyla aldığı kararlarda da eleştirildi ve hem öyle hem de böyle sonuçta oy kaybetti. Bireyi ve piyasa hakimiyetini ön plana almaları, sol baskı sebebiyle zaten güçtü ve yine de halka yaranamadılar. Muhalefet güçlendi…

Tam kapanmaların sert bir siyasi uygulama olduğunu düşünüyor musunuz?

Şimdi, sorduğunuz bireysel pozisyonumsa, ben tam kapanmanın çok sert bir uygulama olduğunu şiddetle savunuyorum. Topluma yeterli sağlık eğitimi verilirse ve güçlü bir sağlık propagandası yapılırsa, zaten bireyler, tehlikenin farkına varır ve kendi sorumluluklarını kendileri alırlar. Unutmayınız ki, bireyin vücudu kendisinindir ve vücudu hakkında takınacağı tutumlara devlet müdahalesi, özgürlük karşıtıdır. Keza, dünyayı piyasa yönetir. Bu sağlıkta da böyledir. Yeni innovatif ürünleri, piyasa bireye sunar ve tanıtır. Piyasa üzerindeki yasaklar, piyasa özgürlüğüne olduğu kadar, bireysel fırsat eşitliğine de aykırıdır. Maskenin ve aşının piyasada bulunmaması ve devlet monopolüne sıkıştırılması, özgürlüklere engel oluşturmuştur ve bana göre yanlış ideolojik yaklaşımdır. Gerçeklerle örtüşmez.

Salgın ile mücadelede daha demokratik mücadele yöntemleri var mıydı?

Yoksul nüfusun kollanmasına karşı değilim. İmkanı olmayıp, devletten destek bekleyenlere, elbette sosyal yaklaşım gerekliydi. Ancak, sıra beklemek istemeyenlerin de zorla sıraya sokulması adil ve demokratik değildi.

Ülkedeki siyasi iklimin salgın ile mücadeleye etkisi nedir?

Rüzgar, sola doğru esiyor. Siyasal iklimi, muhalif medya destekliyor. Ne kadar devletin hışmına uğrasa da, muhalif medya büyük ve etkili ve ideolojide hükümet kanadına göre çok daha deneyimli. Salgını hükümetin ve Bakan Koca’nın değil, muhalif medyanın baskı gücünün yönettiği gerçeğini hiç kimse inkar edemez. Muhalif medyadaki oyuncuların çoğu 5 kuşaktır, İttihat ve Terakki’den, hatta Fransız İhtilali’nden bu yana sol köklerde filiz bulmuş karakterler ve rekabet güçlü. Muhalif medyada köşe bulmak, mikrofon almak çocuk oyuncağı değil. Muhalif medya risk almıyor. Ayan ve beyan…

BİDEN, SALGININ SON NEFESİNİ DE KESTİ

Kamuoyu tarafından bilinen siyasi tercihiniz uyarınca salgın ile mücadelede yapılan yanlışlıklar nelerdir?

Biliyorsunuz öncelikle minarşistim, devletin gücünün, hem oligarşiyi, hem de anarkokapitalistleri yozlaştırdığına inanırım. Ancak, dünyayı yöneten piyasadır ve piyasayı dizginlemeye çalışan kendisi yanılır. Keza özgürlükleri kısıtlamak ve yasaklar tepkiye neden olur. Piyasa salgın döneminde alabildiğine serbest bırakılmış olsaydı, bunca şikayet bunca eleştiri hedef tutmazdı. Merkez siyasette rakamları ortaya çıkaran, sosyal liberalizmin ölçüsüdür. AKP yersiz baskıcıydı ve bir sonraki seçimde bunun cezasını çekecek. AKP, bir daha iktidar olma şansını, salgında uyguladığı bireysel ve piyasa baskısıyla tamamen yitirmiştir. Göreceksiniz.

Dünya üzerinde yeni gelişen siyasi olaylar Progressivizm ideolojisinin lehine midir; yoksa bu ideolojiye zarar mı vermiştir?

Progressivizm, sosyal politikanın ilk adı veya diğer adıdır. Bugünkü küresel gelir eşitsizliği tablosunun kısa vadede değişmesini beklemek fazla iyimserlik olur. O halde, dünya nüfusunun %99’u yoksullardan oluşmaktadır. Evet, yoksullara devlet desteğinin ekonomik tabanını zenginlerden alınan vergiler oluşturur. Ancak, malum ve açık olan şudur ki, 3. Dünya ülkelerinin yoz yöneticileri, devletin kaynaklarını sonuna kadar suistimal etmekte ve kaynaklarını da kapitalist devlere yeniden peşkeş çekerek kendi iktidarlarını sağlamlaştırmak adına kötüye kullanmaktadırlar. Progressivizm, yöneticilerin ve oligarkların değil, yoksul bireyin hakkını savunmak ve sosyal adaleti sağlamaktır. Progressivizmin ne olduğu anlaşılır ve doğru savunacak genç liderlere fırsat verilirse, progressivizm bütün dünyada iktidara gelecektir. Aksi düşünülemez…

Başta ABD’de Joe Biden yönetiminin salgınla mücadelesini başarılı buluyor musunuz?

Joe Biden, aşılanmayı destekleyen, aşı karşıtlığıyla mücadele eden sosyal bilinçlendirme ve propagandada bayraktarlık yaptı. Joe Biden döneminden sonra, Trump’un karşıtlığının aksine, ABD’de aşı olmayan kalmadı ve bunun ödülü de maske kısıtlamalarının geçtiğimiz hafta içinde son bulması ve iki dozunu olmuş her bireyin maskesini atması oldu. Joe Biden, salgının son nefesini de kesti ve ABD normal yaşama dönüyor.

BİREYSEL TERCİHLERE SAYGI, PİYASA SERBESTLİĞİ VE SOSYAL POLİTİKA

ABD ile Türkiye arasında ne gibi ortak sağlık hizmeti mekanizmaları oluşturulabilir?

Öncelikle AR-GE, inovasyon ortaklıkları ve ortak sağlık yatırımları. ABD’nin hastanecilik ve sigortacılık kapitali henüz Türkiye’yi tam olarak keşfetmiş değil. İlaçtaki fırsatlar gibi sağlık sektörünün diğer alanlarında da ABD’nin gücü Türkiye vatandaşlarının hizmetine sunulabilmeli. İşbirlikleri ve ortak yatırımlar özendirilmeli, Türkiye tanıtılmalı.

Gelecek dönemde yeni ortaya çıkacak salgınlara küresel sağlık sistemleri hazır duruma gelebilecekler mi? Bu ne kadar zaman alır?

Salgın yönetimi dersinin alt başlıkları yüzyıllardır sır değil. Ancak, politik insiyatifler iktidarlara bağlı. Sağlık siyasetinin sağı ve solu hala halk içinde anlaşılmış değil. Uzmanlar, politik tercihlerin tabanı, ideolojisi ve sonuçları konusunda daha net mesajlar verebilirse, sağlık sistemlerinin siyaseti de, partizan suistimal kapısı olmaktan çıkacaktır.

Özgürlükçü halk sağlığı sistemi denilince siz ne anlıyorsunuz ve bize bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Tek cümle ile bireysel tercihlere saygı ve piyasa serbestliği ile biraz daha sosyal politika. Bunun bileşenlerini sorgulamak isteyenlere, “Sağlıkta Tek Çözüm Yeniden Serbest Pazar” kitabımı okumalarını öneririm.