• 29.12.2013 00:00
  • (2740)

 İnci tanesi emeğinde, göz nuru havuzunda gecesini gündüzüne katmıştı Mehmet dayım, diğer dayımlar ve babam gibi. Mevsimini bilemediğim bir akşam vakti; Mahmure ablamın nişan mutluluğunda, çocuk kalbimin anlamı yürek sekmesinden çıkıverdiğinde yaşamımdan, ilk boşluk oluşmuştu dünyamda anlayamadığım. Sonra sıralanan yokluklar birer birer.

Doğa dengesini oluşturuyor tabii. Her ne kadar buz tutsak ta, umudun tazeliği o minik parmakların güvenle sarıldığı parmaklarımızda, ışık dolu nefeslerini kucaklarımızda, kokularını içimizde hissettiren yaşam, sırasıyla minik canlar sunar bizlere. Hayatın diyalektiği işte. Umut kelime olmaktan öte biz gelip geçicilerde; dolu dolu sarılmanın aydınlığı bence.

Mavi gözlü can pınarım annem yani. Yaşam sunan niceleri gibi O da benim yüreğimin pas tutmaz köşesinde saklı, babam gibi. Ekmeğin kıtırına, yoğurdun kaymağına, tuzu yerinde tatlarla, kan-ter içinde susuzluk gidermeye özlem duymak gibi; mümkün mü alışmak bu yokluklara.

Yediveren gülleri… Adam boyu kar yağardı o zamanlar. Bahçemizin en görülür yerinden beyazı deler, fer verirdi gözlerimize o tarifsiz kırmızı. Öylesine ki; usta fırçalara yıllarca ilham veriyor olması, mağrur duruşunun önünde bir engel değildir diye düşünmüşümdür. Bolca soluduğumuz hoş kokusu, annemin yapraklarından yaptığı reçel ile de kahvaltı soframızda devam ederdi.

Sokak kapısı girişimizde bir eşik vardı yüksekçe. Meşe ağacından yapılmış sade işlemeli kapı açıldığında, kısa dar bir koridor uzanırdı. Sağ ve sol taraflarda, pencereleri sokağımıza bakan iki oda ve koridor girişinin ortasında gözetleme camı gibi her birinde ayrı ayrı küçük pencereler vardı. Çok sonra, koridor bitimindeki bahçeye bakan kısmı ikinci el ahşap malzemeyle kapatmış, bir küçük salon kazanmıştık. Sol taraftaki odanın içinde banyo yapılacak bir bölüm, bitişiğinde mutfak vardı. Onun yanında da tuvalet oraya dışarıdan, bahçe içinden gidiliyordu. Odaların altı toprak zemin olduğundan toprak-tezek karışımı bulamaç yapılarak, elle sıvanırdı. Her bahar gelişinde kireç söndürülüp çivit katılarak iç-dış badana yapılırdı.

‘Günah’la korkutulmuş çocukluğumuzdan olumlu şeyler de kazandık mutlak. Öyle ki müsrif değilizdir çoğumuz aynı kuşaktan mesela. ‘Nimet’ -her ne kadar kutsal değerler yüklenmiş olsa da- kazanılması zor yoğun emek isteyen, ulaşıldığında uzun süre elde tutulması gerektiği düşünülen; bereket simgesiydi. Ona yüklenen uhrevi korkutmaca, kar paylarını çoğaltan mutlu azınlığın çok sevdiği bir inanç günümüzde hala.