• 6.02.2014 00:00
  • (2760)

 Bursa’nın merkezinde Vakıflar İşhanı’nın üçüncü katına asansörle de çıkılabiliyordu. Ama merdivenleri tercih ederdim çoklukla. Merdiven bitiminden sağa dönüldüğünde tam karşıda “DİSK’e bağlı T.Maden İş Sendikası 13.Bölge Temsilciliği” yazısını görürdünüz. O yıllarda (1978-79-80), yaşamımızın bütününde olunması gereken zaman dilimindeydik. Faşist terörün artık hedef gözetmeksizin, azgınlaşarak, acımasız katliamlarını yaygınlaştırdığı ve 12 Eylül faşist darbesi ile sonlanacak bilinen karanlığa gidişe çeyrek vardı.

Sendika’ya çelik konstrüksiyon bölmenin kapısından girdiğinizde; önünüzde iki sağa, iki sola açılan kapıların olduğu kısa bir koridor uzanırdı. Sağ taraf, lokal ve dinlenme salonu şeklinde dizayn edilmiş olup zaman zaman küçük toplantılara da ev sahipliği yapan bir bölümdü. Karşısı organizatörlere ayrılmış, onun yanı bölge başkanına tahsis edilmişti. En sağdaki oda ise bir bölme ile muhasebe ve hukuk danışmanınca kullanılıyordu.

1978 yılıydı sanırım. Yazdığım bir şiirin sendika dergisinde yer almasıyla birlikte, bu çatı altında ondokuz yaş başlangıcımda YENİ’nin uzun soluklu yelkenine nefes verenler arasındaydım artık.

Sonbaharın soğukla tanışmaya başladığı güneşli bir öğle vaktiydi. Sendika kapısından henüz girmiştim ki, asansör kapısının sert kapanma sesini tok bir ayakkabı sesi bastırdığından gayrı-ihtiyari başımı o yöne çevirdim. Uzuna yakın orta boylu, kumral, düzgün taranmış hafif kırlı saçları olan, sinekkaydı tıraşlı, Hulusi Kentmen bıyıklı, açık renk kaşe paltosu omuzlarında, giyimini tamamlayan uygun renk pantolon ve yumurta topuklu ayakkabıları ile zengin görünümlü bir adam yanımdan sessizce geçerek Bölge Başkanımız Özcan PEKŞEN’in odasına yöneldi. Ardından Av. Ahmet Hilmi FEYZİOĞLU, Faruk ARAL, Mehmet İÇİN’in de yer aldığı sohbet, kahkahalarla devam etmişti. Benim vardiya saatim ise neredeyse kaçıyordu bu manzarayı izlerken. Sonradan adının Hasan ÖZTÜRK ve Marmara Köy-Der Başkanı olduğunu öğreneceğim adamın o gördüğüm ulaşılmaz görünümünü -kısa süre sonra- mütevazı insan sıradanlığı ile nasıl da güzel yoğurduğuna yıllarca tanıklık edecek ve hiç yaşlanmayan ruhuna ‘İHTİYAR’ yakıştırmasını da ben yapacaktım, tıpkı Numan DÖNMEZ’e yaptığım gibi...