• 24.06.2014 00:00
  • (2607)

 1976 Haziranında 17 yaşımda Bursa Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulu BURÇELİK Fabrikası’nda bir yakınım aracılığı ile işe alındım. Meslek lisesi elektrik bölümü mezunu olmam dolayısıyla fabrikanın bakım bölümü elemanıydım artık. Çalışma yaşamımın bu ilk gününde tarafıma verilen çelik burunlu ayakkabıları burun bükerek giymemiş yerine çok havalı bulduğum Adidas ayakkabılarım ile dökümhaneye adım atmıştım. Ki; adım “sorunların efendisi” tanımıyla anılmaya adaydı ve ilk 1. saatte ayağıma batan metal çubuk nedeniyle tetanozdaydım zaten.

“Zaman ne kadar çabuk geçiyor” denir ya, evet. Sanırım yaklaşık altı ay çalıştığım bu işyerinde yıllar boyu çalışanlara taş çıkartacak deneyim(!) elde ettim.

İşte bir bölümü…

Üçlü vardiya elemanı olmuştum bile. Bana güvenip de -yalnız ve deneyimsiz- gece vardiyasına sorumlu bakımcı olarak bırakmaları gurur veriyordu tabii. Ya bu gurur fazlaydı, ya da cesaretim.

Mesela kontrol kalemi sorunumuz vardı. Ambar sorumlusu fazla kontrol kalemi kullandığımıza hükmettiği için ihtiyacımız olduğunda tekrar vermezdi. Yine bir vardiya gecesi taşlama motoru arızalanmıştı ve ben sorumlu bakımcı olarak sorunu çözerek üretimin devamını sağlamalıydım ama kontrol kalemim yoktu tabii. Yeni mezun olmanın avantajlarını kullanmaya karar vererek bize okulda zor durumlar için öğretilen sıcak bilgileri uygulamalıydım. Sol elimi cebime sıkıca soktum, -ayağımda kauçuk ayakkabılar var- sağ elimle trifaze prizin tek tek fazlarını kontrol ettim sırayla. İlk prizde üç faz da sağlam çıktı. Her titreyişim sigortanın sağlam olduğu anlamına geliyordu. İkinci prizde bir faz beni titretmemişti, sorunu bulmuştum, demek ki sigortanın biri atıktı. (O zamanlar buşon tip sigortalar vardı.) Derhal gidererek üretimin devamını sağlamanın mutluğunu yaşamıştım.

Bu işletmede iki ustam vardı, Şaban ve Nezih isimlerinde. Bakım Müdürü’müz de Turan BİLİKTÜ idi.- ATOM TİCARET’in de sahibi. (Yıllar sonra da yanında Satış Müdürü olarak çalışacaktım.)

Bir vardiya gecesinde yine: Bakıma ait depo, Taşlama çalışanlarının yanında bulunuyordu. İhtiyacımız olan üstüpüleri (pamuklu iplik tomarı) çuvallarla depoya taşımış ve dışarıya çıkmıştım. (Son partide taşlamadan çıkan kıvılcımlar üstüpüye denk gelmiş sanırım -benim tahminim- halen bilindiğini sanmıyorum) 3-5 dakika sonra Taşlama’da çalışanlardan birkaçı koşarak yanıma gelmiş ve depodan dumanlar çıktığı haberini vermişti. Depoya geldiğimde daha da yoğunlaşan dumanla karşılaşmıştım. Ne yapacağımı şaşırmış durumda bendeki tek anahtarla depo kapısını açtım, açmaz olaydım; hızla yüzüme gelen alevlerin etkisiyle kendimi geriye attım ve beni sırtımdan tutup hızla geri çekenler sayesinde facianın eşiğinden de dönmüş olduk. Kısa sürede de kontrol altına alınan bu sorun çabucak unutuluverdi…

Ve hala vardiya tutmaya devam ediyorum. Bu yaşananlar, hiç kimseye yansıtılmıyor çünkü.

12.00-08.00 vardiyası…

Kurutma Fırını’nın nasıl çalıştırılması ve sonlandırılması gerektiği anlatılmıştı. (O zamanlar iyi ki doğalgaz yok.) Fuel-oil ile çalışıyor sistem. Ama sorun oluştuğunda ne yapmam gerektiğini anlatmak kimsenin aklına gelmemiş. Bana verilen değerlerle fırın çalıştırılmış ve diğer işlere yönelinmişti ki dışarıdan bekçi koşarak geldi: “Bacamızdan kıvılcımlar çıkıyor, ne yapacağız?” dedi. Hemen koşarak dışarıdan baktım ki evet, hem de artarak devam ediyor. Koşarak içeri fırının başına geldim. Hava klapasını kısayım dedim, kıstım… Birkaç saniye sonra iki adım alttaki kumanda alanından dört adım üstte maçaların üzerinde buldum kendimi simsiyah bir suratla. Bacadaki kıvılcım ve yangın riski son bulmuştu ve yangınsız bir geceyi daha atlatmıştık.

O gün bugündür hala bilmez BURÇELİK’ten kimse bu yaşananları, yaşayanlar dışında…