• 24.07.2014 00:00
  • (2531)

 Dik bir yamaçta kendiliğinden oluşmuş tahılımsı yeşillikler arasında geçerdi dinlenmelerimiz, zaman buldukça uzun sohbetlerimiz. İlk orada duymuştum rüzgârda salınan ekinlerin ahenkli mırıltısını. Bu bir doğa bestesiydi, her esişinde dalga dalga notalar ardı sıra diziliyor, anlamlı sesler oluşturarak bizlere müzik ziyafeti sunuyordu.

İstanbul Kâğıthane’deki acemi birliğimden bahsediyorum ve arkadaş grubumdaki herkesi sevgiyle anıyorum. Orada biz küçük bir dost meclisi oluşturmuştuk. Birliğimiz tam da Sadabad’ın yanındaydı. Eğitimlerimiz artık bitmiş, dağıtım ile ilgili öngörülerde, iyi dileklerde bulunuyorduk ki, bir mektup aldım bir yakınımdan. Bursa’da ortak tanıdığımız bazı arkadaşların tutuklandığından bahsediyordu. Böyle bir şeyin hemen olabileceği örgütsel anlamda iletilmiş olmasa da tarafımca tahmin ediliyordu tabi. Henüz bu bilgi soğumadan ertesi gün sabah Karargâh’tan çağrıldım. Bölük Komutanı’nın yanına yalnız olarak alındığımda Komutan, kapıyı kapatmamı, bana oturmamı söylemişti. “MİT ten gelen yetkililer bir soruşturma kapsamında seni gözaltına almak istiyorlar, ne diyorsun?” diye sorduğunda: “Başlıyoruz herhalde” diye düşünmüştüm. “Komutanım, benim hiçbir suçum yok, teslim etmeme yetkiniz varsa lütfen engelleyiniz” çıkışını yaptığımda; “Bunu yapmam mümkün değil Komutanlık’tan yazı ile gelmişler, seninle konuşmam bile suç” diyerek kapıda bekleyen MİT’çileri içeri almıştı. Ve bana; “Üzülme her şey yoluna girer, suçsuz olduğunu söylüyorsun, buna inanıyorum, metin ol” diyerek, yanaklarımdan öperek ilgili personele teslim etti. Gelenler askerdi. Bir üsteğmen, bir başçavuş ve iki er tarafından ellerim kelepçelenerek askeri jeep’e bindirildim. Araç hareket etti ve birkaç dakika sonra hemen yanımızdaki bir birliğe girdik, burada nezarethane varmış.

Nizamiye’den girer girmez, yaklaşık bir bölük asker, düşük kodda olan nezarethane etrafını kuşatmış durumdaydı. Çok şaşırmış, bir o kadar da önemsendiğim sonucuna vararak gururlanmıştım. Bıyık altından da için için gülüyordum tabii bu trajikomik duruma.

Nezarethaneden içeri girer girmez, ardımdan, açılır-kapanır gözlü kapı kapanmış, iki adım atar atmaz da karşımda mor nefteli bir askeri hazırolda beklerken bulmuştum. Sonrasında tanıştığım ve bu olağanüstü önlemlerden korkmaması gerektiğine ikna ettiğim bu arkadaşın basit bir disiplin suçu nedeniyle orada olduğunu öğrenmiştim.

Sabahın ilk ışıkları ve mercimek çorbası sonrası nezarethane dışında hareketlilikler olduğunu, dışarıdan gelen telaşlı seslerden anlamıştık. Bir kaç saniye sonra, nezarethane kapısının açılır-kapanır bölümünden adım anons edildi. Derhal yakınına gelerek kısa künye verdim. Ana kapı açılmadan o küçük pencerede kır saçlı bir yüz belirdi. İsmimi zikrederek “O, sen misin” dedi, hazırolda bekleyen bana. “Evet, komutanım” dedim. “Lafı dolandırmayacağım, direkt soracağım; Türkiye Komünist Partisi üyesi misin?” dedi, tane tane… “Hayır, komutanım, ben DİSK’e bağlı T.Maden-İş Sendikası üyesi, Oyak-Renault Fabrikası’nda çalışan bir işçiydim” dedim. “Senin hakkında TKP üyesi olduğun ve Bursa Emniyet Müdürlüğü’ne götürülmen için bir yazı var üst makamlardan” dedi. “Bir yanlışlık olmalı komutanım, Emniyet Müdürlüğü doğru bir yer değil, ben askerim sizin inisiyatifinizde gözetim altında ilgili savcılıklara yönlendirmenizi talep ediyorum” dedim. “Üzgünüm oğlum, yarın Bursa’ya gidiyorsun, yapabileceğim bir şey yok”,  “Rahat!” dedi. Konuştuğum kişi Tümgeneral, Tümen Komutanı idi.

Su basmanı seviyesi altındaki koğuşumuzun ancak ilk kattaki ranzasının ayaklarına basarak uzanılabilindiği üç-dört penceresi vardı. Bu penceredeki ziyaret trafiği çok hızlıydı ve herkes yardımcı olmak istiyordu. İçlerinde tanıdıklarım da vardı tabii fazlasıyla... Sonrasında Bursa Emniyet Müdürlüğü işkencehanesinde, orada yazdığım ve güvendiğim birine emanet ettiğimi düşündüğüm masum “aman” yazısının ne anlama geldiğinin sorulması, derinden sarsmıştı genç benliğimi.

Yazının içeriğinde; “Ben gözaltına alındım abla, arkamı bırakmayın, takip edin. Bursa Emniyeti’ne götüreceklermiş, hiç param da yok. Sevgilerimle...”