• 11.10.2014 00:00
  • (2335)

 Bursa, 26.09.2014                                                                      

Nefret insan doğasının kimyasını bozuyor. Kuvvetle muhtemel yaşanabilecek nice güzel olumlu duygu ve yıllara da ipotek koymuş oluyor.

Parsellediği sürece de yaşama geri dönülmez acılar, pişmanlıklar, hüzünler kıskacında kat ve kat yeni nefretlerden beslenerek kısır döngüsünü de beraberinde getiriyor sanırım.

Bu bencillik sonucu oluşan ilkel anlayış, hiçbir canlıya yakışmayan kindar bir portrede kendini gösteriyor. Yani yalnızca hakaret, atfedilen olumsuz sözcükler, tehdit v.b. gibi duygularda da ifade bulmuyor.

Eskiler; “Yüzünde nur-pir kalmamış meymenetsiz” diye adlandırırdı bu toplum-yaşam dışı uyumsuzları.

Hiç tanımadıklarına da çatar, tanıdıklarına da… Tek doğru onlarınkidir...

Oysa gerçek düşmanı kendi içlerinde büyütürler gün be gün. Yiyip bitirir onları; umursamaz, kabullenmek istemezler.

Bir gün ancak onlar da belki; içlerinde var olan çiçeği fark edip sadece biraz su ile mutlu olan, kokularını hiç esirgemeyen fesleğen, hanımeli veya karanfilden demlenirler de bir nefes, kucaklaşırlar sevginin evrenselliği ile... Ve hem yüreklerine ama öncelikle yüzlerine de ‘nur iner’ umarım eskilerin deyimi ile...