• 22.11.2014 00:00
  • (2611)

 Evimizdeki dökme çiniden yapılmış çeşme, oturduğumuz oda çıkışındaki bahçe kapısının içinde kalmıştı; koridor bitimindeki kısmı ahşap malzemeyle kapattıktan sonra. Öncesinde odadan çıkar çıkmaz kucaklaşırdık doğayla. Kışın karla buluşurduk attığımız adımda, yazın mis gibi gül kokularıyla. Yani mevsimlerin rengi işlerdi yüreğimize her kapı açıldığında.

Güne kaygısızca uyandığımız o sabahlar, uyku mahmurluğundan eser kalmazdı; Uludağ’ın ham suyu yüzümüze değdiğinde. “Su katılmamış suydu” Devrengeç’ten gelen o eşsiz memba. Yazık ki yıllardır artık ovadaki yer altı suları eşlik eder oldu o emsalsiz “tat”a. Yetmez oldu zamanla, plansızca artan bu nüfusa.

Yoğun göç sonucu oluşan hep göz yumulan bu kaçak ve çarpık varoşlar; oy deposu olarak görme anlayışından vazgeçmeyen sistem kapkaççısı bezirgânlar için hala aynı anlamı taşımaya devam ediyor zira…

...

Bahçedeki şimşirler ayva, nar ağacı ve gülleri içine alan bir düzende zenginliğin tek sahibi gibiydiler. Ayva ağacının bereket dolu dalları her yıl komşumuz İbrahim Amca’nın çatısı için sorun olurdu. Ve yine elbirliğiyle defedilen bu sorun sonucu toplanan ayvalar, paylaşılarak kaşıkla yeme ziyafetlerinin yanı sıra reçel olarak da değerlendirilirdi tabi.

Gürültüler üzerine uyanarak dikildiğim yatağın sağında yeni diktiğim kavak fidanlarına bakan bir pencere, tam karşımda dantel işlemeli perde ardından gördüğüm ise pervasız bir koşturmaca. Öyle ki 24.00-08.00 çalışan ben göz ardı edilmiştim. Meğer Annem ile kardeş çocukları olan Sebahat Teyzemler ve Babam tarafından kardeş çocukları Hikmet Halam ile Nejat Eniştem yemeğe geleceklermiş.

İki eniştem de son derece sosyaller. Biri -Nejat Eniştem- Türk Hava Yolları’ndan emekli kaptan pilot, diğeri -Burhan Eniştem- Merinos Fabrikası’nda yönetici iken emekli ve o zamanlar Sifaş Fabrikası’nda İç Hizmetler Şefi olarak çalışıyor. İçki masası kültürleri de oldukça iyi tabii. Babam ise kırk yılda bir içen insan.

-Hiç unutmam aynı yılın bir aybaşı maaş aldığımda “Bana bir ufak rakı alırsın artık” demişti. Nasıl mutluluk bilen bilir koşarak zevkle almıştım. Bilip bildiğim oydu içtiği.-

Masanın panoramik köşesinde oturuyor olmam herkesi eşite yakın izlememe de fırsat veriyordu.

Saatler ilerledikçe, kadehler devrildikçe konu başlıkları değişti. Hedef bendim. Yönelttikleri tüm sorulara verdiğim olgun, mantıklı ve kabul görür yanıtların uzaması sonucu servisimi kaçırmıştım.

Bunu ifade ettiğimde iki eniştem de kibarca birbirlerine girmişlerdi beni kendi araçlarıyla fabrikaya bırakmak için.

Ve hiç bu kadar “kıs kıs” gülmeyi düşünmemiştim.

Keşke gülseymişim…