• 7.12.2014 00:00
  • (2485)

 Ömrüm boyunca duyduğum en büyük onurlardan biridir. Aynı zaman diliminde -kısacık bir süre de olsa- yakın bir kardeşi, yoldaşı olarak yanında yer almış ve tanıyabilmiş olmam O’nu. Ve büyük kayıp, hiç tanıyamayacak olanlar için artık.

Ahmet Hilmi FEYZİOĞLU.

Alçakgönüllülüğün anlamı, savaşım ruhu ve özverinin ilham kaynağı, inancın erdem abidesi, sıra neferi bu insan; birçoğumuzun yüreğinden öyle bir tutmuş ki, aflarına sığınarak onlar adına da: Yaşam ışığımız sonsuzca, diyeceğim...

Hararetli konuşma esnasında ayağını ritim tutar gibi kasığından hareketle sallardı sürekli. Aşnık’taki (Bursa Setbaşında bir restaurant) heyecan dolu bir sohbet akşamında; “Bana araba kullanmayı öğretir misin?” demişti, aynı şeyi Faruk ARAL da tekrarladı kendisi için. Ehliyeti almam üzerinden ise henüz bir yıl bile geçmemişti. “Tamam, olur.” dedim tabii, seve seve. Hemen ertesi gün Faruk ARAL ile çalı yolunda derse(!) başladık. İlk ders, yolun sağ tarafında ne zaman oluştuğu bilinmeyen üzüm bağının ortasında istemsiz bağırışlarla hasarsız bir şekilde sonlanmıştı.

Bir sonraki gün Orhangazi-Döktaş yolundaydık. Ahmet Abi’nin yönetiminde benim kılavuzluğumdaki oto güzergâhta oluşan su birikintisi nedeniyle stop etmiş ve çalıştırılamamıştı bir süre. Ertelenen bu çalışmalar ise nelere mal olduğu bilinen 12 Eylül faşizmi ile birlikte tarih sayfaları arasındaydı artık.

Saygı ve özlemle anıyorum tüm yitip giden dost-yoldaşlarımı bu naçizane dizelerimde:

kalbimin üzerine takacağım seni

kırmızı gül yerine

sokak sokak cadde cadde

dolaşacağım

ıslak kaldırımlarda

gün daha bir başka

güneş daha bir parlak doğacak

ve seni haykıracağım

aydınlık ufuklara

yırtacak kulakları sevgi yankıları

kucak dolusu kırmızı gül bırakacağı

-aralarında beyaz da olan-

hasret yanığı özlem kokan

lahtine

ve gün geldiğinde ışıl ışıl

binlerce yoldaş dikilip de akıtmayacağız

kanlı gözyaşlarımızı

durup da başlar dik

tek bir ağız tek bir vücut olup

haykıracağız göğe

işte geldik kavga dostu

ezdik ezenleri ulusumuzla bir olup

bir çelik kafes göğüslerimiz

bileklerimiz bir demir bükülmeyen

toprak kokan nefesimiz neşemiz sıcak

senin deyimin

ve selam işçi sınıfından

selam iktidarın yiğit savaşçılarından

yiğitçe savaşan büyük ustaya diyerek

değil bir değil beş değil on dakika

anacağız seni sonsuza dek

bitimsiz bir sevgi

göksel bir saygıyla

Not: Bu dizeler 1979 yılında yazılmıştır. Ayrıca TKP’nin SESİ Radyosu’nun son kapanış gününde okunmuştur. -Öylesine sadece...-