• 15.06.2014 00:00

 Dünya son birkaç gündür IŞİD’in Musul’u aldığı haberlerini, ardından Türkiye’nin Musul Konsolosu ve Konsolosluk görevlilerinin IŞİD militanlarınca tutuklanmasını ve bu çerçevede süren olayları takip ediyor. Kamuoyunun, Suriye’deki IŞİD eylemlerine yoğunlaştığı bir dönemde, şaşkınlıkla karşıladığı bu gelişmeler üzerine komplo teorileriyle bezeli çeşitli yorumlar yapılıyor. Biz de bu konuya katkı sunabilmek bakımından bu yazımızda, IŞİD’i ve Ortadoğu’daki dengelere etkisini analiz etmeye çalışacağız.

IŞİD kimdir, nasıl bu denli büyük bir operasyon yapabildi?

El Kaide, 1988 yılında, SSCB birlikleri ile savaşmak amacıyla, soğuk savaş döneminde SSCB'nin Afganistan'ı işgal edebileceği öngörüsü üzerine kurulan silahlı bir örgüt. Elbette kuruluşunda ABD’nin de bir hayli katkısı olduğunu göz ardı etmemek gerek. SSCB'nin Afganistan'ı işgali sırasında Afganistan topraklarını korumak için savaştı. Fakat Soğuk Savaş sonrasında, elde ettiği yüksek gücüyle denetimsiz kalan El-Kaide kendisine ana felsefe olarak İsrail'in yok olması ve Müslüman ülkelerde halifelik inancı altında büyük bir devlet kurmayı benimsedi. El-Kaide, dünya üzerinde birçok eylemden dolaylı veya direkt sorumlu tutulmaktadır. Liderliğini Usame Bin Ladin'in yürüttüğü dönemde  örgüt dünyanın birçok ülkesine yayılmış çok sayıda hücreden oluşmaktaydı, El Kaidenin başında Usame’den sonra şu an Eymen El Zevahiri bulunmaktadır.

El Kaide’nin bazı dönemlerde  birçok istihbarat örgütüyle beraber hareket ettiği iddiaları oldukça yaygındır. Ancak iddiaların ötesinde bir realite olan ise, El-Kaide eylemlerinin Amerika’nın Afganistan, Irak ve Yemen gibi ülkelere müdahale ve operasyonlar yapmasının müsebbibi kılındığıdır. Sonuçtan kalkılarak bakıldığında, sonuçlar iddiaları destekler mahiyettedir. Irak savaşı sırasında Suriye istihbaratı El-Muhaberat’ın, El-Kaidenin Irak yapılanmasının en büyük tedarikçisi olduğu da bazı kaynaklar tarafından ifade edilmektedir.

Bu günkü IŞiD, 2004 yılında “Tevhid ve Cihat” adıyla Ebu Mus’ab el- Zerkavi tarafından Irak’ta kuruldu. Sonrasında Usame Bin Ladin liderliğindeki El Kaide’ye katıldı. El Kaide’ye katıldıktan sonra adını “Mezopotamya’da El Kaide” olarak değiştirdi. Ebu Mus’ab El Muhacir ve Ebu Ömer el Bağdadi 2006’da  “Irak İslam Devleti”ni kurduklarını ilan ettiler. 2010 yılında ABD tarafından yapıldığı iddia edilen ve hiçbir kurumla fotoğrafları paylaşılmayan bir operasyon sonucu öldürüldükleri ilan edildikten sonra örgütün başına Ebu Bekir el- Bağdadi geçti.

El-Bağdadi hakkında hiçbir bilgi bulunmaması kendisini esrarengiz bir kişilik haline getirmektedir. Bağdadi’nin başa geçmesinden sonra “Irak İslam Devleti” olarak kendisini isimlendirmiş olan bu örgüt ilginç işler yapmaya başlamıştır. 

2011 yılının sonlarında Muhammed Cevlani liderliğindeki Nusra Cephesi, El Kaide’nin Suriye kolu olarak kuruldu. 9 Nisan 2013’te Ebu Bekir Bağdadi  Nusra Cephesi’nin Irak İslam Devleti’nin müttefiki olduğu belirtti. Bağdadi, Nusra Cephesi ile Irak İslam Devleti’nin “Irak-Şam İslam Devleti” olarak biraya geldiğini ilan etti. Muhammed el Cevlani bu ilandan sonra El- Kaide’ye bağlılığını ilan ederken Irak İslam Devleti ile IŞİD olarak bir araya gelmeyi reddetti. İki örgüt arasında ipler kopmuştu. IŞİD merkezi, Esed iktidarına yanaşırken Nusra Cephesi Özgür Suriye ordusu ve diğer İslami yapılarla hareket etmeye başladılar.

İŞID Suriye’de muhaliflerden temizlediği alanı Esed birliklerine terk ederken, önüne gelen muhalifleri ilginç ve vahşi yöntemlerle katledip, bunu basına özellikle sızdırıp, kendisine yönelik bir korku imparatorluğu kurmuştu bile. 

Suriye’de 5-6 bin kişilik bir gücü olduğu düşünülen IŞİD’in, Irak’ta toplam 10 bin kişilik bir gücü olduğu iddia ediliyor. Örgüt Felluce ve Ramadi gibi iki bölgeyi kontrol altında tutarken bu bölgeden yaklaşık 500 km kuzeyde bulunan bir kente elini kolunu sallayarak en az 5 bin kişi yığarak ve bu kişilerle de birçok etnik gurubun idaresini eline almak için uğraş verdiği bir şehri neredeyse hiç direniş görmeden aldı.

IŞİD Musul Merkez Bankası şubesinden ele geçirdiği 420 milyon dolar para ile şuan dünyanın en zengin örgütü, kaçıp kışlaları terk eden “Irak Milli Ordusu”ndan kalan silahlar nedeniyle de en iyi teçhizata sahip örgüt haline gelmiş durumda. Öte yandan 80 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını esir alarak, Irak’ın kaotik ortamına Türkiye’yi de dâhil etmiş, dünyanın bakışlarını üstüne çekmiş durumda.

Musul işgali sadece IŞİD’in işi mi?

Hemen hemen herkesin merak ettiği, Ortadoğu uzmanlarının medyada tartıştığı konu, 3- 5 bin kişilik bir yapının 70 bin kişilik bir ordu kuvvetini nasıl olup da Musul’dan çıkardığı. Herkes bunun mümkün olup olmadığını tartışırken, genellikle gözden kaçırılan bir husus var. O da, son 10 yılda Maliki hükümeti tarafından sistematik olarak sindirilen Irak’taki Sünni yapının Şii Maliki ile ciddi problemleri olduğu, sistematik katliamlara ve şiddetli baskılara maruz kalan Sünnilerde Maliki hükümetine karşı çok büyük bir öfkenin biriktiği gerçeği. Son üç aylık süreçte IŞİD bahanesi ile Ramadi ve Felluce neredeyse her gün Maliki ordusu tarafından bombalanıyor. Söz konusu şehirler yerle bir edilmiş durumda.

Şu anda Sünni aşiretlerin büyük kısmı, Saddam’ın eski askerleri, Ensar el- İslam örgütü, Mücahitler Ordusu Örgütü, Nakşibendîler ordusu gibi Sünni yapılar IŞİD ile beraber hareket ediyorlar.  Anadolu Ajansı Ortadoğu ve Afrika Haberleri Yayın Yönetmeni Turan Kışlakçı; “Irak’ta 2012 Aralık ortalarından bu yana Sünni gruplar Maliki yönetimine karşı Sünni bölgelerde gösteriler düzenlediğini ve bu gösterilerde 3 şeyin talep edildiğini açıkça ifade ediyor. Bunlardan birisi cezaevinde tutulan 5 bini kadın binlerce insanın bırakılması. İkincisi Amerikalıların Irak İşgali sonrası koyduğu kotanın kaldırılması. Bu kota Irak işgalinde Sünnilere yönetimde yüzde 20 temsil hakkı veriyor Şiilere yüzde 60 temsil hakkı veriyordu. Böylece Sünniler çok iyi oy alsa bile siyasetin tüm alanlarına Şiiler hâkim oluyorlardı. Bu sistemin değişmesini istiyorlardı. Üçüncüsü de ülkede ciddi bir yolsuzluk vardı. Hatta Sadr grubu bile yolsuzluk ve Şii baskısından dolayı meclisten çekilmişti” diye belirtiyor. Bu Sünni yapının “Eğer Maliki kazanmazsa sessiz kalacaklardı. Seçim sonrası kazanan belli olmadığı ve Maliki iktidarda direttiği için Sünni grupların büyük ekseriyeti silahlı direnişe geçti. Buna aşiretler destek verdi. IŞİD de bunlardan birisi olarak orada yer aldı. Musul, Kerkük gibi Sünni bölgelerde halk da bu isyana destek verince Maliki ve ordusu kaçmak zorunda kaldı” diyor.

Kışlakçı daha ilginç şeyler de söylüyor, “Yani bugün yaşananlarda IŞİD başrolde değil. Hatta varlığını sürdürdüğü birçok kentte sayıları 300-500 dolayında. Ama aşiret grupları on binlerce. Fakat destekleri yok. Liderlikleri de olmadığı için konu farklı bir pencereden yorumlanıyor. Çünkü IŞİD kullanılarak işin Türkiye’yi engelleme kısmı da bu arada çıkarılmak isteniyor. Bugün aslında bir anda PKK’nın hareketlenmesi, Irak’ta IŞİD’i öne çıkarma çabası, Türkiye’nin Kuzey Irak’la yaptığı petrol anlaşmasının bir sonucu. Türkiye’yi engellemeye yönelik bir faktör olarak kullanılıyor IŞİD ismi. Ve buna PKK’nın bir kanadının da dahil edilmesi ile gelinen nokta ortada.”

IŞİD kime çalışıyor?

Irak İslam Devleti örgütü 2010’da Ebu Bekir el-Bağdadi’nin başa gelmesiyle yön değiştirdi. Dünyanın dört bir yanından kadrolarına katılan elemanların olur olmaz işleri ve bağlantıları nedeniyle El- Bağdadi’nin de değişik istihbarat örgütleri ile irtibatı olduğu düşünülebilir. 

El- Kaide ile ters düştükten sonra, Bağdadi’nin Suriye Muhaberatı, Suudi İstihbaratı, ki hassaten görevden alınan eski Suudi istihbarat şefi Bender bin Sultan’ın Suriye politikasını değiştirmesi sonrası, ve özellikle İngiliz İstihbarat teşkilatı MI5’le yakınlaştığı iddialar arasında. El- Bağdadi’nin buralardan aldığı destekle rahatça hareket ettiği ve istediğini yaptığı düşünülüyor. Maliki’nin de, Bağdadi’nin el-Kaide ile arasının bozulması sonrası Bağdadi’ye aracılar gönderdiği ve onu ikna ettiği iddia ediliyor. 

İşin uzmanlarının ve siyasilerin üzerinde durmadığı esas konu, belki de IŞİD ve benzeri örgütlerin nasıl olup da bu denli güçlü hale gelebildiği ve dünyanın dört bir yanından savaşçıları kendisine çekebildiği. Özellikle çatışma bölgelerinde etkili olan ve çok büyük taban bulan bu tarz yapıların, yürüttükleri korku ve tedhiş politikalarına rağmen çekim merkezi olmasının arkasında gerçek etkenlerin konuşulması gerekiyor. İslam dünyasında nasıl bir sosyolojik zemin ortaya çıktı ki içinden IŞİD gibi yapıları doğurabiliyor, evet temel soru budur.

Küresel Cihad anlayışının özellikle Ortadoğu’da karşılık bulmasının elbette din anlayışından kaynaklanan nedenleri yadsınamaz ancak bu olgunun sosyolojik temellerinin konuşulmamış olması olayın tama manasıyla anlaşılmasını da engelliyor. Amerika ve Avrupa savaşı kendi topraklarından uzak tutarak kendi vatandaşlarının ve ülke güvenliklerini sağlarken yeni sendromlar ortaya çıkmasına sebep oluyor. Yıllardır çatışmaların yoğun olduğu bölgelerde yaşayanlar için normal hale gelen bu durum Mücahid’in Cihadist’e, inancın ideolojiye dönüşümü ve ya dönüştürümü taktiğinden başka ne olabilir ki? Taktik olarak yenilenen yapının içinden çıkan kişilerin de kendini bu hale getirenlerden kan ve gözyaşı üzerinden öç alma duygusunun depreşmesi mevcut sorunu ortaya çıkarıyor. Başkasından öcünü alamayan bu travmatik yapılar,  din anlayışlarının da elvermesiyle kendi din kardeşine yöneliyor.

Musul işgali bir örgüt ayaklanması mı? Yeni bir oyun kurulumu mu?

Hiç kuşkusuz Ortadoğu zor bir bölge. Dengeler sabah akşam değişebiliyor. Fakat bu son olayda, Maliki hükümetinin Irak’ta Şii iktidarını tahkim için Irak’ın istikrarsızlaşmasına neden olan Sünnilere yönelik baskı politikasını genişletme, Şii imtiyazlarını artırma ve Kürt Yönetimi ile Türkiye arasındaki yakınlaşmayı boşa çıkarma çabalarının da  etkili olabileceği dikkate alınmalı. Kürt yönetimiyle yaşanan petrol krizinin çözülmesi ve uluslararası bir müdahale ile Türkiye’nin Kürdistan’la yaptığı petrol sevkiyat anlaşmasının boşa çıkarılması da bu olayla birlikte amaçlanmış olabilir. Bölgede yıldızı yükselen Türkiye ve Kürdistan’a da bir örgüt eliyle ayar çekildiği de akıllara sıkça gelen bir ihtimal. Bütün bunların arkasında tek başına Irak merkezi yönetiminin olduğunu da düşünmek bizce safdillik olur.

Acem kurnazlığı peşindeki Maliki sert bir oyun oynuyor, oyunun ters tepmesi Irak’ın parçalanması demek ve Maliki şimdiden buna hazır olduğu görüntüsü veriyor. Bölgede uzun bir çatışma sürecine hazırlıklı olmak zorundayız, zor günler ve hatta yeni bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalabiliriz.

Türkiye’nin bu süreçte uluslararası kamuoyu ile hareket etmesi, vatandaşlarının güvenliğini sağlaması, sınırlarını daha sıkı kontrol altında tutması ve en önemlisi Kürdistan yönetimine de bu sıkıntı esnasında destek vermesi gerekiyor. Bölgede tek gerçek müttefiki olan bu yapıyı koruması uzun vadede yararlı sonuçlar doğuracaktır.

Bu sürecin sonunda ne olur?  Irak parçalanabilir mi?

Uluslararası kamuoyu bu olaydan sonra parçalanmış bir Irak bulabilir, ortaya çıkacak yeni dengede uzun yıllar çatışma yaşayacak yapılarla karşı karşıya kalabilir. Çatışmaların bitirilememesi yeni bir Afganistan örneğini de kapımıza taşıyabilir. Şu an bölgede hiçbir sınırın değeri olmadığına göre çatışma Türkiye’nin herhangi bir yerine sıçrarsa Avrupa’nın sınırlarına dayanmış olacak ve Batı’nın “savaşı uzakta tutma stratejisi” çökmüş olacaktır.

Bugün Ortadoğu’da yaşananların en büyük sorumlusu olan Batı bloğu, böylesi bir çatışma riskine ve olası saldırılara karşı Türkiye ve Kürdistan’ı destekleyip, Irak Başbakanı Maliki’yi de bu tuhaf oyundan vazgeçirmelidir. Hatta Maliki iktidarının daha ılımlı Şii liderlere devredilmesi de düşünülebilir. Peki, Irak’ı işgal edip, sonra da en büyük düşman ilan ettiği İran’a teslim eden Batı bunu yapar mı? Bugüne kadar sürdürdüğü kaos stratejisini, dost-düşman söyleminin arkasına gizlediği oyunları, İslamofobia üzerine kurulu politikalarını değiştirir mi? Veya bunları yapmasını Batı’dan beklemeli miyiz? Sorular çoğaldıkça çözümün karmaşıklığı daha da belirginleşiyor.

Irak’ta Satranç tahtasına taşlar dizildi ve doğru oynayan kazanacak, bekleyip göreceğiz…

Ömer Evsen
Diyanet-Sen Diyarbakır Şube Başkanı

Kaynak: http://www.liberalgazete.com/yazar.php?yazar=14&makale=166