• 29.06.2012 00:00

 Kürtaj konusundaki entellektüel tartışma devam ediyor. Farklı kesimden aydınların yaptığı tartışmalar  düşünce ufkumuzu genişletiyor ve faydalı zihin egzersizleri  yaptırıyor.

“Kürtaj günahsa da bu özgürlüğüme kim karışabilir” diyenlerin sesi olmaya çalışıyor Etyen Mahçupyan devam eden yazılarıyla. Günah işleme özgürlüğü belli sınırlar içinde irade sahibi insan için vardır ama daha öncesinde fillin yanlışlığı üzerinde mutabık olalım. Bu başka sıradan bir fiil değil. Fiilin yanlışlığını hep beraber görmeden  geçersek özgürlük tartışmaları arasında bir cinayet gözden kaçırılabilir. Başkasının hakkına çok duyarlı olan dindar aydınların kürtaj konusundaki hassasiyetini “kendisi için doğru saydığını başkası için de isteyenler” olarak nitelemek hiç hakkaniyetli bir yaklaşım değil. Başkasının hakkına çok duyarlı olanların kürtaj  konusundaki vicdan  sızlamasının başını  çektiği ve dini sorumluluktan ayrılamaz  hassasiyetini niye anlamıyorlar, bilemiyoruz. Bu hassasiyeti dindar aydınlar vicdan sahibi tüm kesimlerden bekliyor. Kürtaj karşıtlığı başkasının özgürlüğüne müdahaleden çok savunmasız bir canlı için gösterilen duyarlılıktır.

Kürtaj yasaklansın veya serbest bırakılsın tartışmasından önce  vicdan sızısı ve duyguların sesinin çağın mekanik ve hazcı insanının kulaklarına niye değmediğini sorgulamak gerekiyor.

“Cinayet veya hırsızlık gibi kötülükler ile ilgili konsensus sağlanmış durumdadır.” diyen Mahçupyan   kürtajı kast ederek  “ama eğer bir konuda henüz o noktada değilseniz, yasaklar yasağa karşı çıkanların meşruiyetini üretmeyle sonuçlanır.” diyor. Belki milyonlarca cana kast etmeyi  meşrulaştırmış olmanın sıkıntısını hissetmeyebilirsiniz ama  “ konsensus  sağlanamadı”  diye  cinayeti meşrulaştırma kararını doğallaştıralım mı?

Mahçupyan’ın “insanlık doğaya karşı işlenen birçok cinayeti serbest kılmış durumda”  demesi ile başlarsanız  zigot , embriyo, cenin cinayetleri de hoş görülebilir demiş olursunuz. “Öte yandan her hücre insana dönüşmüyor,” da derseniz  insan olarak doğacak bir cenin   için “doğmayabilir” dersiniz ve  doğması  kesin olmayan bir varsayım muamelesi yapıp iç huzuru ile katl serbestisi ilan edebilirsiniz.

 

 “Kadından kendisini nasıl etkileyeceğini bilmediği bir yükümlülüğü taşıması bekleniyor” diyen Mahçupyan  insan hakları dilinin önemli kavramlarından biri olan empati , başkasının hakkı gibi kavramların kürtaj kararı verecek olan kadına    öğretilmesini niye öncelikle  öğütlemez? Bu yapılsa yasayla yasaklanması etrafındaki tartışmaların harareti azalır zira birçok kadın kararından vazgeçer.

 

Mahçupyan “dinlerin doğruları söylediğini de bilmiyor, sadece inanıyoruz. Dahası dindarlık insan olmanın şartı olmadığı gibi, dindarlar ve dinsizler ebediyen birlikte yaşayacak ve cemaatçilik aşılamadığı sürece meşruiyet zaafı da bitmeyecek”  diyor ama dinden evvel vicdanın kürtaja geçit veremediğini görmesi gerekiyor. Dindarlar ve dinsizler günümüzde birçok erdemli konuda işbirliği yapabiliyor. Ama her şeyin de bir sınırı var “hatrın için cinayeti ben de meşru göreyim” noktasına gelmemiz beklenmemeli.

Savaşlarda insanların diğerlerini öldürmesini delil göstererek “Bu durumda gelişmiş, yetişkin insana karşı göstermediğimiz duyarlılığı bir cenine göstermenin hiçbir inandırıcılığı olamaz” diyerek yanlış örnek üzerinden cenin katlinin    meşruluğunu ispatlamaya çalışırsanız  inandırıcı olamazsınız.

“Dindarlar hayvanları öldürüp yerler, çünkü insanın 'yerinin' hayvanlardan daha üstte olduğuna inanırlar” diyerek kürtaj karşıtlığıyla  hayvan öldürmenin çelişki oluşturduğunu ileri sürmek anlamlı değil.  Zira insan için oluşturulduğu belli olan bir canlıyı öldürmekle insan olacak  cenini öldürmeyi bir tutmak insafa sığmaz.

“9. haftada öldürme yasalken 11. haftadaki niye yasal” diye sorana “Kadının kendi durumunu bilmesini ve sorumluluk sahibi bir insan olarak davranabilmesini sağlayan asgari sürenin kendisine tanınması...” diye açıklarsanız ceninin anne karnındaki gelişim evreleri gibi kriterler  üzerinden belirlenen 10. hafta sınırını anneye bağlama  hatasına düşersiniz. Bu süre görecelidir, o zaman bu süreyi hangi kriterle 20-30  haftaya uzatmıyoruz?

“Kadını sahiplenemeyen kültürlerin cenini sahiplenmesi ise sadece var olan güç asimetrisini pekiştirir” diyebilirsiniz ama iki yanlış bir doğru da etmiyor. Her ikisini de sahiplenmeyi öğütlemek çok mu zor?

“Feminizm, erkeğin kadını bedel ödemeden sömürdüğü bir ideoloji olarak en çok erkekler tarafından savunuluyor” diyen Ali Bulaç’ın serzenişine katılıyorum. Önemli olan bedenleri bir paçavra gibi görmemek aslında. Kullanıp atılan kadınlar ve ceninler dünyasında bunu söylemek ne derece etkili olur ama en azından hakikatin şahitliğini yapmış olalım.