UMRE NOTLARI-2

  • 24.07.2012 00:00

 İslam Mekke'de çok güçlü bir çağrıyla başlamıştı. O günün köhnemiş düzenine karşı çok haklı, çok güçlü bir  çağrı olarak başlamıştı. Peygamber ve arkadaşları görünüşte çok güçsüz ancak çok haklıydılar. Günümüzdeki umre ve hac topluluklarına bakıyorum, çok fazlalar ancak toplumlarında değiştirdikleri bir şey yok. Toplumlarının sorunları konusunda umre ve hac onları ne kadar değiştirebiliyor. Hac ve Umre’den sonra farklılıklara tahammülleri ne kadar? Kafile başkanlarının çoğunun bile bunlardan haberi yoksa sıradan müslümandan ne bekleyeceksiniz ki?

 

 Umre zamanlarında yaklaşık bir milyon, hacda ise 5 milyona yaklaşan bir sevgi ve heyecan atmosferine şahit olursunuz. Yıllardır biriktirdikleri küçük maddi birikimlerinin belli bir seviyeye ulaşması ile ancak Mekke'dedir onlar. İlk kez canlı olarak gördükleri Kabe, tavaf ve sa'y gibi ibadetler ile huzur ve mutluluk duyguları birbirine karışır. En olumsuz huylar, hareketler bile iptal edilir artık. Olabileceğinin en iyi haline gelmeye çalışan bir kişi vardır artık. Gerçekten bu hal imrenilecek bir haldir.

 

Mekke'de Allah'ın, Medine'de Resulullah'ın misafiri sayılan değerli bir konuktur artık o.

 

Hac ve umre hatalarınızın af edilmesini dilemeniz için çok güzel bir fırsat. Muhteşem düzeni ve adaleti ile yürüyen bir alem yaratan rabbinize karşı ne kadar şükr etseniz, hataya zulme çok meyilli bir insan olarak ne kadar af dileseniz azdır. Ancak sadece Allah'tan sürekli isteyen bir kul görüntüsü de beni düşündürtüyor, rahatsız ediyor. Nefsimize hoş gelenlerle imtihan için yaratılmışsak, nefislerimizin zulümleri ilahi düzenin adaletini bozuyorsa esenlik ve barış eksenli salih amellerin  Allah’a olan aşkımızdan neş’et etmesini istemeliyiz. İlahi aşktan kaynaklanan salih ameller ile  ancak ondan bir şeyler istemeye yüzümüz tutabilir.

 

 Tavaf ile size ışığın ateşin karşısında pervane olmuş uçan canlılar hatırlatılır. Bilinçli olmasa da o canlılar için  ışıkta onu cezbeden, ayıramayan bir çekim gücü vardır. Bilinçsiz bir şekilde merkez kuvvetin etrafında dönmekten başka seçeneği olmayanlar dışında olan biri de  vardır. Bu insandır. Onu bu aleme halife kılmak için yaratıp, eksiksiz bir şekilde tasvir edene sevgisini ve aşkını  göstermek zorundadır. Aslında Kabe'nin etrafında pervane olmak demek "sevgin ve aşkına şükrümden kaynaklanan salih ameller yapmamı nasip et" yalvarışıdır. Ondan bir şey istemeden evvel onun huzuruna  çıkabilmeyi hak etmek gerekir. Tavaf,  rabbine yani adaletli ve ahlaklı bir hayat tarzına meftun olmak demektir. Sadece af dilemekten önce kişi, rabbini hakkiyle takdir etmelidir. Yani sevgisiyle onun etrafından ayrılamadiğını göstermek için zorunluluktan değil,  cazibesine tutkun olduğunu göstermek için salih ameller işlemelidir. Kainatta yaratılış sırrı işte bu yaratıcıya yönelik sevgiden kaynaklanan çekim gücüdür.  Bu çekimi ayet bize iyi anlatıyor. Tefekkür edelim. “Hani İbrahim, “Ey Rabbim! Ölüye nasıl hayat verdiğini bana göster!” demişti. O da, “Yoksa inancın yok mu?” diye sormuştu. [İbrahim] cevap vermişti: “Hayır, ama [görmeme izin ver] ki kalbim tamamen mutmain olsun.” “Öyleyse” demişti Allah, “Dört kuş al ve onlara sana itaat etmeyi öğret;  sonra onları (etrafındaki) her tepeye ayrı ayrı sal; sonra da çağır: uçarak sana gelecekler. Bil ki Allah her şeye kâdirdir, hikmet sahibidir.”(Bakara 260) Yani yeniden yaratılışın Allah’ın çekim gücüne göre yaratılan insanın dirilme sırrının bu çekime geri dönmesi ile olacağını beyan ediyor. Varlık kuralı olan yer çekimi ve yörünge örneklerinin Allah’a dönüşümüzü ve yeniden diriltişimizi anlattığını anlıyoruz. Tavaf ile bunu ölmeden önce iradeli olarak gerçekleştirmemiz gerektiği bize öğretiliyor.

 

Safa ile Merve arasındaki sa'y ise Hacer 'in sabrını direnişini gösterir. Şimdi modern koşullarda yapılan 4 gidiş 3 dönüşlü klimalar eşliğindeki sa’ya  göre çok zor, çok çileli bir çırpınma sergilemişti Hacer. Sadece yürüyerek yapılan bir dua değil, teslimiyetin, sabrın, direnişin, samimiyetin  nasıl olması gerektiğine dair bir yürüyüştür sa'y. Sa'y esnasında belli bir bölge vardir ve orada mümkün olduğunca heybetli, onurlu, mağrur,  hızlı bir yürüyüş yapmalısınız. Zamanında müşriklere karşı güç gösterisi amacıyla yapılan bu Hervele yürüyüşünün günümüzde hükmünün kalmadığını ileri sürenlere katılmıyorum. Zira günümüzdeki durumda farklı degildir, Kabe'ye gayrimüslim girememekte ancak küçük bir köy haline gelmiş olan dünyada gayrislami güçler müslümanları ezmektedir. Her çağın büyüklenenlerine karşı onurlu bir başkaldırı hatırasını canlı tutmayacaksak Kabe'ye niye gidiyoruz ki?

 

 Hac ve Umre'deki talimler arkaplanı bilinmeyen,  hissedilmeyen, yaşanmayan ibadetler ise  ortaya çıkması gereken coşkun bir sevgi ve heyecan eksikliği yaşanır. Her bir sembolik hareketin insanlık tarihinden, peygamberler mücadelesinden derin izleri vardır. Çok tavaf, umre, hac yapmadan önce sembolik ritüellerin tarihi, düşünsel ve duygusal hatıralarına nüfuz etmek gerekir. Hac zaten sadece bireysel olarak anlaşılmaması gereken bir ibadettir. Çok güçlü bir toplumsal vasfı ve eğitimi de vardır. Kabe'de neden tek başınıza değil de büyük toplulukla bir yörüngesindesiniz? Müzdelife'den Şeytan taşlamaya, Mina'ya neden  dalgalanan, heyecanlı  tek vücut olmuş bir toplulukla giriyorsunuz?

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar