UMRE NOTLARI-3

  • 1.08.2012 00:00

 Allah bizlere toplumsallığı, paylaşmayı öğütlüyor ve insanlığa örnek olmamızı istiyor.

 

 Mekke'de Hudeybiye anlaşmasının olduğu yere gidiyoruz. Peygamber ve arkadaşları yüzlerce kilometre öteden Mekke'ye umre yapmak için gelmek istedi. Ancak Mekke müşrikleri buna izin vermedi. Mekke tarafının elçisi Suheyl, Hudeybiye'ye gelerek bir barış antlaşması yaptı. Buna göre müslümanlar tarafından bir kişi müslümanların şehri Medine'ye kaçarsa geri iade edilecek, müslümanlar tarafından bir kişi Mekke'ye kaçarsa iade edilmeyecek ve o sene müslümanlar hac yapamayacaktı. Yenilgi gibi görünen sartlar imzalanmak üzere iken Ebu Cendel isimli bir kişi Mekke'den kaçarak geldigini söyler. Müslüman olmuş Ebu Cendel'i müşrikler zincirleyerek hapsetmişti. Ebu Cendel tam kurtulamadığı için zincirleriyle gelmişti. Suheyl, Ebu Cendel'in öz babasıydı. Peygamberimiz antlaşma imzalanmadığı için Ebu Cendel'i vermek istemedi. Ancak Suheyl, verilmediği takdirde imza atmayacağını söyleyince Resulullah  içi kan ağlayarak onu teslim etti. Ona “Sen biraz sabret, katlan, yüce Allah'tan da bunun ecrini dile. süphesiz Allah, senin ve senin yaninda bulunan zayif mü'minler için bir genislik ve çikar yol ihsan edecektir. Biz onlara Allah'in ahdiyle söz verdik, onlar da bize söz verdiler. Onlara verdigimiz sözü çigneyemeyiz. Verdigimiz sözde durmamak bize yarasmaz"dedi üzüntüyle. Antlaşma şartları ve Ebu Cendel'in teslim edilmesi ashab arasında yenilgi hissi oluşturdu. Ama asıl kazananlar müslümanlardı. Çünkü haklıydılar ve adalet arayanlar için bir cazibe merkeziydiler. Nitekim bu ivme,  meyvesini veriyor, kısa bir süre sonra Mekke kan dökülmeden fethediliyordu. Babaların çaresiz çırpınışlarına karşı  gençlerin haksızlığa karşı çıkıp, islam'a gönülden sahip çıkmaları önü alınamaz bir isteği gösteriyordu. Mekke'deki her türlü maddi üstünlüğe rağmen müşrikler haksız ve zalim oldukları için kaybetmeye mahkumdular. Müslümanlar güçsüz oldukları halde o günkü zulüm çarkına karşı çıktıkları için güçlüydüler. Bunu niye anlattığıma geliyorum.Şu anda da islam'a inananların maddi güçleri olmadığını biliyoruz. Müdahil olan bir güç de değiller. Ancak maddî güçleri olsa bile önü alınamaz bir güç olmaları söz konusu değildir. Zira bulunduğu ülkenin ve dünyanın sorunlarına çözüm bulamıyorlar, derman olamıyorlar. Bunu Mekke'ye gidenlerin öncelikle düşünmesi, sorgulaması ve meselenin aslını idrak etmesi gerekir. Mücadelenin tarihî seyri bilinmezse özlenen ibadet tadı da, toplumsal başarı da elde edilemez.

 

Hira mağarasına gidiyoruz. Nur dağındaki bu mağaranın kelime anlamı “arayış” imiş. Hira arayışın başladığı yer. Allah resulünün vahyi almadan önce itikafa çekildiği ve her ne zaman Mekkelilerin putlara tapındığını görse: “keşke Hira’da olsaydım da bunları görmeseydim, Hira seni çok özledim” dediği o güzel mekan...Suudi Arabistan yönetimi buranın ziyaretini vehhabi anlayışından dolayı bid’at telakki etmiş ve dağı kendi haline bırakmış. Herhangi bir temizleme hizmeti yapmıyor. Hac ve umrenin asıl anlamı olan hatıralar ışığında tarihi ve dini anlama anlayışına ne kadar ters bir kafa yapıları var. Müslümanlar ifrat ve tefrit noktalarından kurtulamıyor. Ya türbeleri kıblegah edinirler ya da mezarları bile şirk düşüncesiyle dümdüz ederler. Hira dik bir dağ, çıkışta zorlanıyorsunuz ancak toplumundan bunalan ve bir arayış içinde olan peygamberin 5 yıla yakın buraya geldiğini düşününce Allah’ın onu büyük bir sorumluluğa hazırladığını anlıyorsunuz. Sonunda bir gece arayışına  ve sorgulamalarına ilahi cevap geldi.  Hz. Muhammed’e Cebrail gelerek bu arayışın çözümünün  kainatı “oku” ması ile olacağını hatırlattı. Varlığın mutluluğunun  insanın  yaratıcısına olan “alaka” yani sevgi, tutku ve aşk ile onun yörüngesinde kalma ile olacağını hatırlattı. Allah ilk ayetlerinde niçin yaratıldığımızı açıklayarak tavaf ile bunun soyuttan somuta getirilmesini de emrediyor. “Alak” kelimesini tavafı yaptığınız, Hira mağarasına çıktığınızda daha iyi anlıyorsunuz. Aslında hac veya umre tefsir ve siyeri anlamak, derinlemesine tetkik yapmak için çok iyi bir fırsat. Nur dağındaki arayış yıllarında  Hz. Hatice zaman zaman dağa gelir eteklerinde çadır kurarak eşinin yemek ihtiyacını karşılarmış. Bazı ateist ve dine alerjik kimseler “o  uzun süre mağarada kalmış ve düşüne düşüne akli dengesini kaybetmiş” der. Bu kişilere Hira’ya çıkarak aslında tam karşısında yer alan Mekke’yi seyretmelerini ve tefekkür için yeryüzünde nadir bulunacak bu yere çıkmalarını öğütlerim. Anlaşılan peygamberimiz sessizliği ve muhteşem tefekkür ortamı özelliğinden dolayı burayı seçmişti.

Sevr mağarasına çıkmamak olmaz. Hicret yolunun  çok kritik dönemecini oluşturan bu mağaranın kelime anlamı “devrim”  imiş. İnsanı sarsan bir anlam. Hakikaten devrim. Zira Mekke’nin zulmünün zirve yaptığı anda  buradaki görevin bitme noktasına geldiği anlaşılmıştı. Fedakarlık üzerine bina edilen bir ayrılışla Mekke’den ayrılan Nebi ve sıddık arkadaşı Ebu Bekir yolu değiştirerek bu mağarada 3 gün kaldılar. Müşrikler Medine yolunda olmayan Sevr dağına çok zayıf bir ihtimal olduğunu düşünerek ancak  iz sürücünün ısrarıyla geldi. Dağın en tepesindeki mağaraya çıktı ve mağaranın giriş kapısına kadar dayandılar. Ama aşağıda olan kapıya eğilerek bakmayı ihmal ettiler daha doğrusu Allah’ın ayetinde buyurduğu gibi “görmediğiniz ordular bu bakışı engelledi.” Sevr’in anlamı  niye devrim? Çünkü bir yenilgi değildi bu hicret. Sadece yeniden bir doğuşun ilk basamağıydı. Fedakar arkadaşına “üzülme, Allah bizimle, üçüncüsü Allah olan iki dosta kimse zarar veremez” diyen Nebinin yardımcısı Allah idi çünkü. Sevr’e çıkmadan hicret hakkında konuşmayınız. Bizim bir çıkışta canımız çıkıyor ama onlar orada 3 gün sadece süt içerek zorluklar altında saklanmışlar. Merhametli Resul ve onu çok doğrulayan arkadaşı bu adalet ordusunun  ilk devrim habercileriydi. Mağarada Kur’an okuyarak ve ışıkları da söndürerek geceyarısı 02.00 civarlarında hicretin bu çok kritik anını tefekkür etmeye çalıştık. Nebinin ayağının değdiği mekanları mutlaka ziyaret etmelisinizki o tarihi hadiseleri daha iyi anlayasınız. Niye Sevr’e devrim dendiğini, zorlukları aşan o iradeyi tanıdığınız anda fehmediyorsunuz. 11 gün süren 450 km’lik yolu iz kaybettirmek için zikzaklar çizerek zorluklarla  kat eden Nebi’yi ve fedakar arkadaşını iyi anlamak için bunu yapmak gerekiyor.

Tabiiki sonunda şu sorunun da cevabını aramak zorundayız. Hac ve umrelerdeki  bu denli dua, enerji birikiminden sonra niye istenilen noktada değiliz? İslam aleminin neresine gitse olumsuz davranışlar, toplumsal kurallara uyumda boşvermişlik, dini anlayışta kısırlık, tembellik gören Mehmet Akif’ten bu yana değişen bir şey yok. İslam dünyasında zihni bir devrim oluşturmazsak, dini yeniden yorumlama ve hayatın her alanında yeryüzünün vekili olma bilinci ile hareket etmezsek yıllarca potansiyel enerjimizi kinetik enerjiye çeviremeyeceğiz. Hac ve umrelerin islamı derinliğine anlama eğitimi olduğunu anlayınca simgelerin arkasındaki anlamları çözmeyi daha çok isteyeceğimiz anlaşılıyor.

 

Hac ve umre’den gelenin  vazifesi oranın güzelliklerini anlatmak ve oraya gidişe herkesi özendirmek olmalıdır.

 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar