Savaşı nasıl bitireceğiz?

  • 26.09.2012 00:00

 Savaş tüm şiddetiyle sürüyor. Artık çift haneli rakamları bulan asker

cenazeleri bile kanıksanır oldu. Anne babalar çocuklarını çatışmanın
olmadığı yerlere göndermek için ellerinden geleni yapıyor. Çatışmanın
yoğun olduğu bölgelerdeki askerlerin anne babalarının gözlerine uyku
girmiyor.

PKK strateji değiştiriyor, gencecik militanları sonu ölüm olma
olasılığı yüksek olan şehir çatışmalarına sürüyor. "Amaca giden her
yol mübahtır" anlayışı ile Foçada olduğu gibi askerler suikast öncesi
kendisini gören yaşlı sivilleri bile acımasızca öldürüyor. Askerler
öldürdükleri PKKlıların cesetleri önünde hatıra fotoğrafı çektiriyor.

İyiye gitmiyoruz. Bugünleri arayacağımız günlere gidiyoruz. Devlet
yöneticileri her ölümün bu dünyada ve öte dünyada hesabını verecekleri
bir geri dönüşümsüz hal olduğunu bilmiyorlar mı gerçekten?

Topluma baktığınız zaman da anlamlı bir durum göremiyorsunuz. Türk
halkı "daha ne istiyorlar" modunda. Kürtler ise alevleri gittikçe daha
ç.ok yükselen bir yangının kendilerini sarma ihtimaline her geçen gün
daha çok yaklaşıyorlar. Kürt halkı iki ateş arasında ne yapacağını
bilemiyor. Her geçen gün çaresizliği artıyor, güvendiği Türk
siyasetçilere olan ikna oranı düşüyor.

Ne yapmalı? Oslo görüşmeleri tekrar başlasa ne getirenbileceği muamma
bir soru.

Görüşmeler olmasa askeri güçle bir yere varılmayacağı da belli, buna
karşın çatışmalarla her iki tarafın da bir yere varamayacağını
bildiği halde devam etmeleri ve ölümlerin artması...

Elinde silah olanın ve birçok hakkı silahla elde ettiğini düşünene
"hele bir silahları bırak, sonra hallederiz" demenin ne kadar anlamlı,
gerçekçi olabileceği önemli bir soru olarak karşımızda.

Anayasal değişikliikleri yapmanın ne kadar zor olduğu uzlaşma aramaya
çıktığınızda ne kadar kötü niyetli tuzakçının sizi beklediği
ortada.Partilerin oy hesaplarından başka bir şeyi gözünün görmediği
ortada.

Kavgalarda görürüz, kavga yapanlar çığırından çıkmıştır. Asıl önemli
olanlar kavgacıların kenarda bekleyen yakınlarıdır. Ya kavga yapanla
olan hemşehriliğini, arkadaşlığını, dindaşlığını, yoldaşlığını
hatırlayarak düşünmeden tarafını belirler ya da adaletli bir tavırla
kavganın bitmesini ve sorunun hakkaniyetli çözümü için burnundan
soluyanlara şok edici beklenmeyen müdahalelerde bulunurlar. Bazen
kendi yakınına tokat atarak onu durdurabilir veya şok edici durduran
bir kelime sarf eder. Kavgacıların birbirini parçalamasının önüne
geçmesini istiyorsanız adil tavırları öncelemelisiniz. Ancak
çoğunlukla kavga anında herkesin adrenalini artar ve seyircilerin de
tansiyonu artar ve olay büyür.

Türkiye toplumunun kavgacılar ve onları seyredenler olduğu bellidir.
Kavgacıların ikisinden de olumlu bir tavır beklemek ne yazık ki artık
pek beklenen bir tavır değil. Önemli olan seyircilerdir. Seyircilerin
tavrı belirleyici olacaktır. Taraf olduğu kavgacıya söz geçiremezse
lafı uzatmaya gerek yok. O zaman çok kısa bir süre sonraki korkunç iç
savaştan hiç şikayetçi olmasın. Zira belli yerlerde patlayan Türk Kürt
halk çatışmaları çeşitli batı illerinde yeniden başlayabilir. Sadece
bir kıvılcım yeter bu çatışmalar için. Toplumun yüzyıllardır
beraberliği sayesinde çok ciddi bir seviyeye gelmeyen bu parlamaların
tekrar vukuu çatışmalar sonrası barış için çok geç olmasına neden
olacaktır. Her geçen gün yüzyıllardır tahkim ettiğimiz bu değerli
kardeşlik ruhunun aşınmasına yol açmakta ve üzücü iç savaş ihtimalini
arttırmaktadır.


Seyreden, sevdiği kavgacının rakibinin kavgada vurduğu yumruğun
aynısını vurmasını dilemesi yerine karşı tarafın kavgaya yol açan ruh
haline odaklanmadıkça sorun çözülmez. Seyreden kendi kavgacısının
zalimliğini yüksek sesle sevdiği kavgacıya söylemedikçe sorun
çözülmez. Seyredenler birlikte kavgayı durdurmadıkça sorun çözülmez.
Biri kavgacısını durdurup diğeri bu sayede "nasıl daha iyi
vurabilirim" diyorsa bu sorun çözülmez.

Evet kavga var ve çok zorlanmadan bunu sulhe ulaştırmak görevi
seyredenler üzerinde. Tabiiki taraflar birbirleri ile görüşecek ancak
çoğunlukla seyircilerinin heyecanlı ve adil olmayan tarafgirlikleri
üzerine anlaşma masasasına oturmuyorlar, otursalar bile masadan
kalktılar, kalkıyorlar. Onları bir odaya kapatıp anlaşmadan
çıkmayacaklarını söylemek seyircilerin tümünün ortak tavrı olmadıkça
herkes boşuna konuşacak, yazacak.

Bir toplumu burnundan soluyanların insafına bırakmak ne demektir,
gelin sakince düşünüp çözüm üzerinde kafa patlatmaya devam edelim.
Çünkü daha iyi bir ihtimal yok.

 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar