Eğer barış olursa...

  • 9.01.2013 00:00

 Oslo sürecinin hayal kırıklığıyla sonuçlanmasından sonra yeniden görüşmeler başladı. Her iki taraf da bu sefer daha olumlu bir sonuç almak için daha temkinli davranmak istiyor. 90 yıldır yanlış bir şekilde çözülmek istenip de daha sonra şiddet sarmalına dönen bir meseleyi bugünden yarına kolayca çözüvermenin zorluğu ortadadır.

 
4 aşamalı merdiven yöntemi uygulanacağı bilgisi yavaş yavaş sızdığına göre bu sefer görüşmeler halkın gözü önünde yapılacak. Bu önemlidir, zira riski baştan almak ve provokasyonları baştan mahkum etmek demektir ki sürecin iyi ilerlemesini sağlayabilir. Oslo sürecinde önemli bir gizlilik uygulanmıştı ve Başbakan seçim sürecinde Öcalan ile görüşmeyi  "şerefsizlik" olarak niteleyip tedbirini almıştı ancak ortaya çıkan Oslo görüşmeleri bir çuval incirin mahvolmasına neden oluyor ve süreci bitiriyordu. Şu anda görüşmelerin yapıldığının açıklanması son derece önemlidir, zira görüşmeciler dışındaki aktörlerin tepkileri görülebilecek ve daha rahat bir trafik işleyebilecektir.
 
Kronik meselelerde cesur  inisiyatif alan kazanır. 30 yıldır on binlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan bu Türkiye'nin en büyük meselesine somut çözüm arayışı toplumun her kesiminde büyük bir heyecan oluşturmuştur. Ancak çözümü kolay olmayan bir meselede erken iyimserlikler yeni bir Oslo benzeri hayal kırıklığı oluşturabilir. Eğer bu süreç kesintiye uğrasa bile her iki tarafın ileride  yeniden görüşme ihtiyacı ve isteğinde olacağı için bu sefer sürecin kazasız yürümesi boş  yere olabilecek can kayıplarının önlenmesi açısından çok önemlidir.
 
Türk kamuoyu genel olarak süreci olumlayan bir sessizlikle karşıladı. Bu Kürt kamuoyu için de geçerlidir. Yıllar süren ve artık her iki tarafın da birbirine üstünlük sağlayamayacağı belli olan bir savaşın kabul edilebilir bir barış ile sonlanmasının makuliyetinde toplumsal bir konsensüs görülüyor. Fethullah Gülen'in çok olumlu bir açıklama yapması ve Şehit aileleri derneği Adana şube başkanının sağduyuyu ifade eden intikam hislerinden uzak  "artık yeter" açıklaması  yapması önemlidir.
 
Başbakan'ın Öcalan'dan gelen bu yeni barış teklifine gözünü kapamaması, oy kaygısıyla hareket etmemesi önemlidir. Zira açılım sürecinde  yaşanan Habur kazası sonrası medyanın da olumsuz rolüyle yıkılan süreçte Ak Parti'nin iyi niyetli girişimi anketlere yansıyan yönüyle oy kaybetme sinyali almasına yol açmıştı ve süreç kesintiye uğramıştı. Devlet ve PKK birbirine rest çekerek tekrar pazarlık masasına oturana kadar karşısındakinin belini kırarak koz elde etme yarışına girmişti. Ancak bunun bir sonu olmadığı görülmüş ve tekrar başa dönülerek barış masasına oturulmuştu. Bu olumsuz dönem taraflara anlaşmaktan başka bir çare olmadığını göstermesi açısından önemlidir.
 
Başbakan'ın gücünü pekiştirmesiyle bu sorunu çözme eğilimine girmesi tahmin edilebilir bir durumdu. Zira Diyarbakır il başkanını "dindar oylar BDP'ye gidiyor" açıklaması nedeniyle görevden alsa da bölge milletvekilleriyle yaptığı toplantılarda kendisine bundan başka bir şey söylenmiyordu. Meseleyi öfke siyaseti ile çözemeyeceğini görerek kapalı kapılar arkasında görüşme trafiğine onay veren Başbakan, doğru bir iş yaptı. Zira savaşan iki taraf varsa görüşen iki taraf olması gerektiği açık bir gerçektir. "Terör örgütü ile masaya oturmayız" demenin hamaset olduğu,  bu topraklardaki kardeşliği kalıcı olarak mahvedeceği ortadadır.
 
Süreç içinde Türkiye'de başka bir etnik sorunun olmasına yol açmayacak dini özgürlüklerin de kolayca tanınacağı yeni bir anayasa yapılması kaçınılmazdır. Şu anda iyi gitmeyen anayasa görüşmelerinin Kürt meselesinin çözümüyle rahatlayabileceği bellidir. Bunun için devletin samimi anayasa adımları atması ve ardından silah bırakma ile sorunun çözülmesi vardır.Cengiz Çandar'ın yazdığı TESEV raporundan öğrendiğimize göre 28 Şubat sürecinde İslam'ı birinci tehdit olarak gören askerlerin PKK ile masaya oturarak bir engeli savuşturma niyetinde olduklarını öğreniyoruz. Ancak sorunu çözmek değil de bir palyatif bir tavırla engeli kaldırmaya yönelik yanlış kafa yapısıyla hareket eden ve sonrasında Ergenekon'dan çoğu tutuklanacak olan askerlerin PKK'nın anlaşmalı olarak 1999 sınır dışına çekilişinde 500- 1000 arası militanı  öldürerek örgüt nezdinde güvensizlik oluşturması  içten çözüm isteğinin ne kadar önemli olduğunu bize gösterir.
 
Başbakan'ın dindar kimliği ile bu girişimi başlatması önemlidir. Zira Türk halkında Kürt sorununa ileri düzeydeki yabancılık ve asker cenazeleriyle artan  kin, intikam duygularının yerleşmeye başlaması,  bunun islami kesimde de şaşırtıcı bir oranda yüksek olmasından dolayı da Başbakan'ın tavrı önemlidir. Zira böyle bir girişimi bir başkası başlatsa dindar Türk camianın çok daha olumsuz bakacağı kesindir. 
Bu girişimi başlatabilecek olan, başlatması gereken ve başarma ihtimali en yüksek olan kişi Leyla Zana'nın da dediği gibi Erdoğan'dır. Başbakan bu vesileyle ne kadar önemli bir tarihi fonksiyon üstlendiğini unutmamalıdır. Başbakan, pragmatik açıdan da baktığı zaman oluşan zeminden kalıcı  bir barış fırsatını bu topluma sunarsa unutulmaz bir lider olabileceğini unutmamalıdır.
 
Eğer barış sağlanır ve eşit vatandaşlık temelinde  toplum mutlu olursa bu toprakların büyük bir hamle, büyük bir sıçrama yapabileceği beklenmelidir. Kendi insanı ile oluşan ve gittikçe derinleşen husumetini doğru bir manevra ile eşit vatandaşlık ortağında pozitif kuvvete çevirebilecek bir devlet,  yumuşak karnının dış güçler tarafından zafiyete uğratılmasını engelleyebilecektir ve o  ülkenin önü alınmaz artık.
 
Eğer barış olursa T.C devletinin tohumlarını ektiği ve artık insanımızın kafasında da yeşeren ırkçılık duyguları kuruyacak ve yalancı kardeşlik söylemlerinin değil içten kardeşlik fillerinin oluşacağı günleri yaşayacağız inşaallah.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar