• 27.03.2014 00:00

 Çok değerli sosyolog  Nilüfer Göle  T24' deki son yazısında  (Demokrasi üzerine aykırı sorular, garabet oluşumlar) bir durum tahlili yaparak kendisine ve topluma önemli sorular yöneltti. Bu soruların cevaplanmasının önemli olduğunu düşündüğümden şahsi cevaplarımı vermeye çalışayım.

"Aykırı soru: Bilgi çağında Müslümanlar arasında seyreden bu fitneye karşı demokrasi bir hakikat ve hukuk rejimi olarak kendini yeniden tesis edebilecek mi?"

Korkular niye ortaya çıkmış, bunu irdelemek, anlamak gerekiyor. Hakikate meftun olması gerekenler niye hakikate karşı kör olmayı tercih ediyor sorusunun cevabını bulmak lazım. Uzun yıllar ötekileştirilmiş olanların bilerek taraftarlaştırıldığı, kutuplaştırıldığı ve onların da bunu hayatın gerçeği olarak kabul ettiği bir ortamda,  demokrasinin tesisinin güç ve zaman alıcı olduğunu bilmek gerekir. Şimdilik görüntü, karamsarlık oluşturuyor, kitlelerde taraftarlık ruhunun artacağı anlaşılıyor. Karşılıklı olarak adil duruşlar bihakkın gerçekleştirilemediği için İslami toplumun demokrasiyi bir hukuk devleti olarak oturtmak yerine kalkan ve zırhlarını kuvvetlendirme cihetine yöneleceği anlaşılıyor. Ama kim ne derse desin Müslüman aydınların ilkeleri koruması, adalet ve hakkaniyetten ayrılmayan bir anlayışı devam ettirmesi gerekiyor. Erişilmesi gereken bir nokta olarak demokrasinin tesisinin öz benliklerimizde oluşturulması ve örnekler sunmamız, akletmelerini sağlayacak toplumsal kötü bilgi deneyimlerinin hatırlatılması topluma rehberliği gerçekleştirmenin ön koşuludur. 

İktidarın kişiselleşmesi garabet bir gelişim. Demokrasi için aykırı soru: Putin neden kazanmaya devam ediyor? 

Maalesef Putin gibileri kazanmaya devam edecek. Çünkü ahlaki değerlerin üstün tutulduğu bir dünyada değiliz ve güç, kriter olduğu için pençeleriyle hakim olanlara özenti daha çok artacak. Yakın tarihi gelecekte güçlü olanların hakimiyeti daha çok artacak ve bu, güç ahlakını daha çok popülerleştirecek, ahlaksızlığın kökleşmesi sağlanacak. Uyacak önder arayan toplumlarda ideal yaşam biçimi, müreffeh yaşam hedefinden öteye hala geçemiyor. Karizmatik önderlerin yüceltildiği toplumlarda özeleştiri kültürü zayıf kalıyor. Toplumlar “iyi niyetleriyle” kötülüğün önünü açıyorlar, hırsları kötülüğün ortaya çıkmasını göremiyor. Özeleştiri geleneği oluşturabilmek, zamanla önderden başkasını görmemeyi zayıflatabilir.

"Askeri vesayetin geriletilmesi,  sandık demokrasisi ve seçilenlere yapılan vurgu “liberal yanılgıya” yol açtı diyebiliriz. Daha çoğulcu bir vatandaşlık tasavvuruna geçtiğimizi umut ederken, çoğunluğun despotluğu tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktayız....

İktidardakilerin kendilerine mazlum kimliği biçmeleri garabet bir tutum. Demokrasi için aykırı soru: Türklerin askersiz bir devlet tasavvuru var mı?"

Liberal yanılgıya uğrayanlar, uğradıkları hayal kırıklığına kanıp değerlerinden taviz vermemelidir. Güçlülerin dünyasında yaşayan bir çoğunluk varsa değerler dünyasında yaşayan her çağın aydınları sürekli var olmalıdır. Ama onları hayal kırıklığına uğratan Müslüman aydınlar derin bir vicdan muhasebesi yapmalılar. Onlar çoğunluk azınlık denklemine göre değil ortak değerlere uygun yönelişlerde olmalıydılar. Müslüman aydın ve siyasetçilerin, ilkeli ve namuslu bir şekilde herkesin hakkını korumaya çalışan gerçek aydınları hayal kırıklığına uğratmaya hakkı yoktur. İslam toplumlarında bu konuda anlayış ve tahammül olması için çok da acele etmeye gerek yoktur. İktidar olmadan önce de bilinçaltında ötekini dışlayan bir anlayışın imtihanı iyi vermesi kuvvetli ihtimal değildi zaten. Kısa vadede keskin bir değişim beklemek hayalcilik olur maalesef. Uzun vadeli ve ilkeli duruşlar, önemli sosyolojik evrilmeleri ilerde sağlayacaktır. Askersiz bir devlet tasavvuru olmayan bu topraklarda aceleci olmak ve kısa süreli değişimler beklemek bilime ve tarihe kötü bir iz bırakır.

 

Avrupa Birliği'ne üye bir ülkenin ekonomik krizin bedellerini bu kadar ağır ödemesi bir garabet. Aykırı soru: Türkiye Yunanistan’a benzeyebilir mi?

 

Bizde aşırı milliyetçi partilerin yükselişi değil de kutuplaşmayı hedeflemiş partilerin yükselişi izlenecek herhalde. Ekonominin nispeten iyi gitmesi ve karizmatik, otoriter bir liderin halkı etkilemesinin seyrek iyi bir yönü olarak barış sürecini benimsetebilmesi, milliyetçi yönelişleri zayıflatacak gibi görünüyor. Yunanistan'ın AB ve demokrasiye yöneliş sonrası böylesi bir geriye gidişe saplanması da çok önemli bir araştırma konusu olmalıdır. "Benden olmayanı ezerek, dışlayarak yükselebilirim" anlayışının kırılması sureten yok edilebilecek bir anlayış değildir ve en çok tetikte olacak tehlikeli olgunun bu olduğu unutulmamalıdır.

Karşılıklı güven ilişkilerinin kalmadığı bir toplumda kaos nasıl engellenir? Nasıl bir mutabakat, sosyal kontrat tesis edilebilir?

Böylesi bir toplumda otoriter yöneticilerin bu tehlikeyi umursamadığını anlayarak "iş başa düştü" demekten başka yol yok maalesef. Giderek güçlüleşen ve fakat o oranda vicdanlarda zayıflayan yöneticilere karşı ortak bir toplumsal anlayışın sivil toplum tarafından tesis edilmesinden başka yol yok. Gerçi bu topraklar, diğer birçok ülkeye göre ortak bağlarını korumasından dolayı çok avantajlı ama bu bağların her geçen gün güç mantığı tarafından törpülenmesi karşısında iyimser bir saflık halinde kalmamak gerekiyor. Aydınlar, özellikle farklı olanın içinde boy  göstererek bağları korumalı, günlük geçici politik mülahazalara takılmamalı, sadece muktedire küfrederek gününü geçirmemeli, kalıcı yapılması gerekene odaklanmalıdır. En başta vicdanlıların üzüleceği kaos tehlikesine karşı, sonradan  diz döven olmamanın yolu budur.

www.omerfarukgergerlioglu.com