• 12.06.2014 00:00

 Son günlerde  barış süreci sarsıntı yaşamaya başladı. Lice'de meydana gelen olaylar ve sonrasında çatışmaya dönüşen olaylar iki kişinin can kaybıyla sonuçlandı. Ölen kişinin cenaze töreni sonrası ise göstericilerden birisi askeri bölgede direkteki bayrağı indirdi . Güneydoğu'da artmış olan tansiyon batıda da arttı, nefret, söylemi güç kazandı, ateşin üzerine benzin dökülmüş oldu.

Barış süreci 1.5 yıldır az çok başarıyla yürütülüyordu. İrlanda sürecinde olduğu gibi süreçte olağanüstü olumsuz olaylar olmuyordu. Bir duraklama dönemi yaşansa da önemli bir gerilemenin yaşandığı söylenemiyordu. Süreçte önemli gelişme olmadığı sızlanması,  taraflarca seçime kadar farklı bir boyuta evriltilmiyordu.  Seçimlere kadar her iki tarafın birbirine mühlet vermesi sonrası ilerleme sağlanamaması halinde olumsuz gelişmelerin yaşanabileceği hissediliyordu.

 Barış süreciyle beraber bölgede kalekolların yapılmaya başlaması PKK için başlıca tedirginlik konusu oldu. Kandil'den gelen sert açıklamalar Öcalan'ın sözleriyle yumuşatılsa da belirgin bir rahatsızlık göze çarpıyordu. Esasında süreci başlatırken dikkat edilmesi gereken en önemli husus iktidar tarafından göz ardı ediliyordu. Bu da yıllardır devlete güvensizliğin iyice kökleştiği Kürtlere yönelik samimi adımların yetersizliğiydi. Barış süreciyle oluşan iyimser havayla idare etmek önemli bir aymazlıktı. Sürecin başlaması en başta bölgedeki anaları ve sonrasında toplumun büyük çoğunluğunu sevindirse de iktidar  yeni adımlar atılması ve  Kürtlerdeki güveni yeniden tesis etme konusunda çok tembel davrandı. Bu güvensizliğin giderilmemesi kalekol inşaatlarından rahatsızlığı ve ardından diğer olayları doğurdu. Olumsuz bir kısır döngü hemen oluşuverdi yangın her tarafa sıçramaya başladı. Bayrağa yönelik bir provokasyonun olumlu bir sonuca hizmet etmeyeceği ortadadır.

 Ülkenin neredeyse 100 yılını almış ve son 30 yılında 40 bin kişinin ölümüyle sonuçlanan bir sorunu hakkında yeni bir döneme girmek istiyorsanız en başta güven ortamını oluşturmalısınız. Bu güvensizlik Kürt köylerinde "PKK tam çekilmesin ne olur ne olmaz" şeklindeki cümlelerde kendisini ifade ediyordu şimdiye kadar. Demokratikleşme paketlerinden çıkan yetersiz adımlar ise bu zannı kuvvetlendiriyordu. Bölgede on yıllarca dönemlik süre içinde oluşmuş güvensizliğin sadece silahıyla çatışanların ateşi durdurmasıyla çözüleceğini sanmak saflıktır. Bölgede yeniden savaşa hazırlık yapma anlamına gelen kalekol yapımlarının barış sürecini zedeleyebileceği, unutulmamalıydı.

 Devletlerin sınırları dahilindeki topraklarda istediği gibi karakol yaptırabileceği ve buna karşı çıkmanın anlamsız olduğu itirazını inceleyelim. Tabii ki devletler istedikleri  alana karakol yapabilirler ancak bizzat devletin hatasından kaynaklanan bir sorunu çözme yolunda uzun yıllar sonra birçok risk alınarak bir süreç başlatılmışsa çatışmasızlık anında hemen kalekol inşaatına başlamanın yorgun düşmüş güvensiz kişilerde önemli bir güven kaybı oluşturacağı açıktır. Amiyane tabiriyle "Alavere dalavere Kürt Mehmet nöbete" durumunun oluşacağını hisseden insanları artık kolay ikna etmek mümkün değildir.

 Lice olayları sonucu Güneydoğu'da ve bayrak provokasyonu sonucu  batıda oluşan öfke ve barıştan geriye gidiş alameti  sorunun sadece iki silahlı güç arasındaki çatışmanın durmasına ayarlı zihinlerde olduğunu gösterir. Devlet süreç içinde hem Türklere yönelik devletin uyguladığı politikaların yanlışlığını ve tekrar benzer politikaların olmaması gerektiğini her şekilde anlatabilmeli hem de Kürtlere yönelik yaklaşımında soğuk devlet dilinden uzaklaşarak muhatabını ana şefkatiyle bağrına basan bir üslup ve anlayış içinde olmalıydı. Kalekol inşaatı yerine barışa susamış tüm anaların dilini kullanan bir devlet olsaydı bugünlerdeki olaylar olur muydu? Sorun  devlet ve PKK arasında görünse de sorunu çözecek ana aktör görevi gereği devlet olmalıydı ve bunu müşfik bir tarzda yapmaya odaklanmalıydı. Türküyle kürdüyle aslında toplumun tüm kesimlerinde sorunu anlatmalı ve inandırıcı olmalıydı.

 Yine de hiçbir şey için geç kalınmış değildir. Bu olumsuz dalga barış sürecini bozabilecek cesamette değildir. Bahçeli'nin "vuracaksın, öldüreceksin" sözleri barışa titizlenenleri tekrar uyarmalı ve insiyatifin klasik anlayışlara bırakılmaması için duygusal yönelişlerden alıkoymalıdır.  Bu varta da atlatılabilir ama önemli olan devlet mentalitesinin değişmesidir. Dev bir sorun ve zor bir süreçte taraflar itidali elden bırakmamalı ve bu dalgaları yenebilmeyi başarmalıdır.

www.omerfarukgergerlioglu.com