"Gerçek İslam" tartışmaları nereye varır?

  • 15.01.2015 00:00

 En başta şunun altını önceden çizmiş olduğum gibi tekrar çizmek isterim. İslam,  dünya çapında gündemdedir, dünyanın kaosa veya selamete yönelmesi konusundaki tartışmaların odağındadır. Olumlu veya olumsuz anlamda konuşulan konu İslam olduğu için farklı her kesimden aydınlarımızın ezberlerinden, ön yargılarından kurtularak İslam'ı tekrar tetkik etmesinde fayda vardır. Örneğin, bugün çoğunlukla tartışılanın dinin sola veya PKK'ya karşı olan tavrı değil,  solun, dine karşı olan, olması gereken  tavrı veya PKK'nın İslam'a karşı aldığı yeni pozisyonlar olduğu hatırlanırsa konuyu daha bir ciddiyetle ele almak gerektiği hatırlanacaktır.

 
Dinin yaşama yansıyan davranış düzenlemeleri, cari hayata yansıyan hükümleri canlı, dinamik bir anlayışı gerekli kılar. Saniye bile geçmeden değişen, yenilenen hayatın karşısında dindar, her açıdan kendisini aktif tutması gerektiğini unutmamalıdır. Bu unutuş, yaratılışın nedeni, niçini, Allah inancı vb gibi temel inanç konularında binlerce yıldır genelde (geriletilememiş, sarsılmamış) dini öğretilerden yana olanların sabiteleri ile günlük hayattaki değişimlerin gerekliliği konusundaki dindarlardaki  ihmalin çelişkilerini barındırıyor. İnancın sarsılmazlığıyla değişimin değişmezliğini birbiriyle tokuşturmamak, makul bir düzlemde çözme gereğini anlamamak, düşünmemek bizi bugünkü gerilimlere itiyor. Yine hakeza İslam dünyasının her alanda geri kalmasıyla, batının çifte standartlarını karşı karşıya getirmenin problemi çözmeye faydası yok, bu ikisini aynı potada komplekssiz bir şekilde değerlendirmek gerekir.
 
İslam dünyasının şu an yaşadığı tartışmalar Batı'nın Ortaçağda yaşadıklarını anımsatıyor. Kendini yenilememiş, yenilemeyen dini anlayışın bilimle olan çatışmasının bir benzerini şimdi İslam dünyası yaşıyor. Ama burada, tamamen Allah'ı inkar, dini hayattan silmek isteyenlerle,  dinin ilk çıkan püriten halinin çağlara cevap vermede zorlanan şekliyle  almak isteyenleri arasındaki karşılıklı anlayış eksikliği şeklinde cereyan eden, her iki tarafın at gözlüklü mücadelesi sorunludur. Tartışma farklı düzlemde olmalıdır.
 
"Gerçek İslam bu değil"  diyenleri çok aşağılamayın. Onların, Müslümanların  "gerçek İslam IŞİD'dir" diyebileceği bir tehlike var kapıda. Batı'nın da Neonaziliği iyice içine sindirebileceği bir tehlike daha var. "Gerçek İslam" tartışmasının benzeri her inanç ve ideolojide olur. Gerçek Sosyalizm, gerçek milliyetçilik vb tartışmalarının sonu hiçbir yerde gelmez. İşin doğrusu, inançlar ve ideolojiler onu kabul edenlerin özelliklerine göre çeşitlenir. Sert tabiatlıların olduğu bir yerde din veya ideolojinin sert yapısı öne çıkarılırken yumuşak tabiatlı kişilerce yumuşak yönleri ön plana çıkarılabilir. Kimi duygusal, kimi mantıksal, k,m, edebi yönünü ön plana çıkarabilir, bu çeşitlilik bitmez. İslam dünyasında bunun benzerini çok gördük.
 
Gerçek İslam tartışması, en azından bir arayıştır ve Ortaçağı yansıtan bu kaos ve karmaşa ortamından çıkılabileceğinin işaretidir. Bu tartışmanın hiç yaşanmadığını, sadece ve sedece  tek doğruların çarpıştığı bir dünyayı tahayyül edin, şimdiki ortamı daha ümitvar bulursunuz. Ortaçağda da bu tartışmalar yaşandı ve Hristiyan dünya yeni arayışlara girdi ve yeni yapılanmalar oluşturdu.İslam dünyasında  bir 2 yüzyıl önce bu tartışmaların hiç olmaması, süreçte oluşması ve devam etmesi  bugün için umut vericidir ancak sorunun çözümünün asırlar süreceğinin de işaretidir.
 
"Gerçek İslam" tartışmalarında günah keçisi olarak sadece İslamcılığı seçmek de doğru değildir. İslamcılık bugün  nitelik olarak zayıflarken nicelik olarak güçleniyor, taraftar buluyor. Levent Gültekin'in bulduğu formül de tünelin ucundaki ışığı gösteremiyor. "Ninemizin İslam'ına dönmenin" sorunun devası olduğunu sanmak yanlış, çünkü İslam yanlış da olsa doğru da olsa toplumsal hayatın içine bir kanaldan artık girmiş, bunu reddetmek yerine toplumsal yönelişi doğru kanalize etmek gerekir. Farklı anlayışların, "gerçek İslam"ların çok olacağını bilmek, kabullenmek ama umudu kaybetmeden  demokratik bir zeminde birbirine saygıyı gerçekleştirmesinin yolunu aramak, bulmak, benimsetmek duyarlı her aydının görevidir. Bu sorunun çözümünde, en çok üzerinde düşünmemiz gereken de "tek doğru" anlayışı yerine anlayışlar yelpazesinin çeşitliliğini  doğal karşılamak ve karşılatmaktır.
 
Müslümanların gerçek bir özeleştiri yapma ihtiyacı en olması gerekendir. Çıkmaz sokağı ortadan kaldırabilecek en önemli seçenektir. Tartışmanın sağlıklı ve sonuç alıcı olması dine uzak aydınların da inatçı bir ortak hedefi olmalıdır. Çünkü bu ateş içinde yaşadığımız dünyada adres sormadı, herkesin çözüm önerisine muhtaç ve açık olduğu tartışılmazdır.
 
Mesele, aklı selim aydınların Huntington'u haksız çıkarabilme azmindedir. Geliniz,  Huntington'u haksız çıkaralım. Medeniyetlerin birbirinin karşıtı olmadığını diğeriyle alışveriş yaparak bayrağı kapanın,  kendisini geliştirerek ön plana geçebilme becerisi olduğunu bir anlasak. Meselemiz, tekrar Haçlı seferleri ve cihat seferlerini başlatmaksa buyrun gelin hep beraber dünyayı kana bulayalım. Ama 21. yüzyılda farklı olanı anlama, ifade ve iletişimin güçlenmesiyse kamplaşma yerine özeleştiri ve diğerinin hüsranını önlemeyi, Cehennem'ini engellemeyi tercih edelim.
 
Toplumuyla problemleri olan Batı’daki kimi bireylerin İslâm dinini seçmeleri bile, nefretlerini göstermede bir yöntem hâlini almışsa bundan  mesaj alarak duvarlarımızı yıkalım. Bu karşılıklı duvarları yıkmak her iki kesimin  aklı selim aydınlarındadır. Ne cingöz siyasetçilerde, ne hesapçı, toplumu doğru fıkh edemeyen (okuyamayan),  bağnaz din adamlarında,  ne pratik görev bilinci oluşmamış akademisyenlerinde, ne de öfkeli gençlerindedir.
 
Bir tarafta Bernard Henry Levy "İslamofaşizm" diyerek bayrağı açmış ve  sokaktaki Fransız'dan daha yüksek değerlendirme yapamazken, diğer taraftan bazı İslamcı yazarlar "3. dünyanın öfkeli gençleri geliyor, savulun" diyor ve taraftar buluyorsa, nasıl iyimser olabiliriz, bunu seyrine bırakırsak  Fransa'da Marine Le Pen'in, Türkiye'de El Kaide'nin  yükselişe geçeceği bellidir.
 
Yine de iğneyi kendimize batıralım, alimlerin toplum sosyolojisi konusundaki öngörüsüne bir örnek verelim. Nureddin Yıldız'ın kız çocuklarının erken nikahı açıklamasının çarpıtılması çirkin. Ancak fıkıhta bir ara olmuş ve sonradan iptal edilmiş Kur'an'da yer almayan bir konuyu bir şekilde mevzu olarak anlatırsanız,  bu kamplaşmış ortamda yanlış anlaşılır. Bu problemi önlemek için fıkhın tekrar gözden geçirilmesi, dini tecdid lazım. Beşik kertmesine benzer sonradan iptal edilmiş kültürel bir olayı "Şeriatımızda  bu var ama sonra değiştirildi" diye başlayarak anlatırsanız sonuç çarpıtmak isteyenlere yarar ve kör döğüşü olur. Var olmuş olduğunu konuşmanın yersizliğini düşünememek, asıl problem olandır.

Ahmet İnsel soruyor. "İslam'la islamcılık arasında kesintisiz bir geçiş var mı? İslamcılıktan şiddet eylemlerine geçiş düz bir çizgi üzerinden mi oluyor?" Evet, bu geçişler var, ama mesele bundan öncesinde. Dinin toplumsal yaşamdaki devinimini, çıkmaz sokaklarını, alimlerinin çağı yakalayamayan fıkıhsızlığını, ona yapılan muameleyi, toplumların sosyolojisini iyi  tetkik etmeden olmaz. Kuru bir İslamcılık eleştirisi de çözüm değil. Zira sorunun kaynağı kurumadı ve kurutmayı düşünen de her iki kesimden çoğunluğu oluşturmuyor.

Ancak aklı selimle ve heyecansız düşünmeyle gerçek çözümü bulacaklar da her farklı kesimde yok değil ve bu da göğsümüzü genişleten tek etken.

www.omerfarukgergerlioglu.com

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar