• 11.02.2013 00:00

 Bu hükümet, iktidara geldiği ilk günden itibaren, Ergenekon diye bir örgüt olduğunu biliyordu. Hatta şeması Başbakan'a sunulmuştu.

Ben Başbakanımızın son zamanlarda attığı bazı adım ve hamleleri büyük bir hayranlıkla izliyorum. Onun zarif hamlelerini izlemekten o kadar büyük keyif alıyorum ki içimdeki oyunbozanlık yapan, politik analizler kulağıma fısıldayan sesi boğmak istiyorum. 
Eski Genelkurmay Başkanımıza terörist diyenleri ‘tarihin affetmeyeceğini’ söylüyor Başbakanımız. Bu kadirşinaslık, bu zarafet karşısında inanın gözlerim yaşarıyor. Ama dediğim gibi, hiç haddim olmadığı halde, ha bire sorular soruyorum. Yine obsesif bir sorgulama içindeyim. 
Başbakan’ın Ergenekon davalarına ilişkin zarafet dolu söz ve hamlelerini izlerken şu kaba düşünceler tekrar tekrar gelip zihnimin bir yerlerine oturuveriyor: 
“Bu hükümet, daha iktidara geldiği ilk günden itibaren, Ergenekon diye bir örgüt olduğunu biliyordu. Hatta bu örgütün şeması bizzat Başbakan’a sunulmuştu. Sadece Ergenekon’u değil, anbean, kendilerine karşı yapılan darbe planlarını haber alıyorlardı. Tabii bugün hava çok değişti, ama daha şunun şurasında 2010 yılında Bülent Arınç’ın evinin etrafında dolaşan askerler paniğe yol açmıştı. Yani daha birkaç yıl öncesine kadar hükümet diken üzerindeydi.

Yasadaki hiçbir örgüt tanımına uymuyor 


AK Parti’nin hukukçuları çok iyi biliyor ve anlıyorlardır ki, Ergenekon, Ceza Yasası’ndaki hiçbir örgüt tanımına uymayan, tamamen kendine özgü bir yapı ortaya koyuyor. Bu ne klasik anlamda bir terör örgütü ne de çıkar amaçlı bir suç örgütü. Ama onu diğer suç örgütlerinden net bir şekilde ayıran belirgin özellikleri var Ergenekon’un. Bu “Kamu gücü kullanan”, iktidarı manipüle etmeyi veya bunu başaramıyorsa alaşağı etmeyi amaç edinen bir örgüt modeli. AK Parti daha iktidara geldiği ilk yıllarda Ceza Yasası’nda değişiklik yaparak, “Kamu gücü kullanan suç örgütü” diyerek veya başka bir başlıkla, bu örgüte elbise gibi oturan bir tanım yapabilirdi. Ama bunu yapmadı. Onun yerine, inanılmaz derecede muğlak hükümleri olan Terörle Mücadele Yasası’nı korudu. TMK öyle bir çuval ki, pankart asan öğrenci de, eski Genelkurmay Başkanı da ‘terörist’ olarak yaftalanabiliyor. Halbuki, Ergenekon davalarında, klasik anlamda ‘terör’ olarak tanımlanamayacak ama çok ciddi başka suçlar yargılanıyor. Sahte internet siteleri açıp hükümete karşı kara propaganda yapmak, toplumu fişlemek, toplumun belli kesimlerine karşı komplo hazırlamak, darbe zemini yaratmak için tedhiş eylemlerine girişmek vd. gibi. Bu örgütün ‘terör’ olarak kabul edilecek eylem ve planları, sözünü ettiğim asli amaca ulaşmak için ikincil araçlar niteliğinde. Ama hükümet, Ergenekon gibi bir yapıyla mücadele edecek hukuki araçları hiçbir şekilde yaratmadığı için, savcılar ve mahkemeler bu örgüte kendilerince en çok yakıştırdıkları ‘terör’ kıyafetini giydiriyorlar. Bu devasa hukuki boşluğa, bir de hepimizin bildiği tutuklama vd. sorunlar da eklenince, darbecileri mağdur, onları yargılayanları da zalim gösteren bir tablo ortaya çıkıyor. Siz, gerekli hiçbir hukuki düzenlemeyi yapmayacaksınız, ondan sonra darbe planlarını soruşturmasını yargıdan isteyeceksiniz ve en sonunda da, yargıyı suçlayıp işin içinden tamamen sıyrılacaksınız. Tıpkı daha önce, bütün sorumluluğu taşıyan ama eli kolu her yönden bağlanmış sivillerin sürekli olarak askerler tarafından suçlandığı gibi...”