• 19.03.2013 00:00

 Meclis'te barış sürecine destek verecek, yapılanları denetleyecek bir komisyonun kurulması, sivil toplumun katkısı için yeni kanalların yaratılması gerek.

Dün Hakan Fidan’ın PKK’nın ‘dağdan indirilmesi’ için Türkiye’nin izleyeceğini söylediği ve kendine özgü bir terminolojiyle Türkçeleştirdiği ‘Disarmement, Demobilization, Reintergration’ (Silahsızlandırma, Terhis, Topluma Geri Dönüş) sürecinden çok kısa bir şekilde söz etmiştim. Bugün, bu plan çerçevesinde Türkiye’nin neler yapması ve hangi sorulara cevap araması gerektiğini tartışmaya çalışacağım. 

Temel koşullar 

Dünyadaki tecrübelere bakıldığında (bkz. Netherlands Institute of International Relations, DDR, Mapping Issues, Dilemmas and Guiding Principles) başarılı bir DDR için pek çok koşulun bir araya gelmesi gerektiğini görüyoruz. 

Öncelikle barış görüşmeleri sırasında DDR’nin nasıl uygulanacağı konusunda tarafların çok net bir anlaşmaya varmaları, ideal olarak PKK’nın üst yönetiminin tamamının bu konuda muvafakat ve desteğinin alınması gerekiyor. Yani DDR’de yol kazasına uğramamanın ilk koşulu, gidilecek yolun herkesin kafasında çok net olması ve bu konuda tarafların sorumluluk almasının sağlanmasıdır. 

Nereye dönecekler? 

DDR bir grubun ‘teslim olması’ değil, belli bir anlaşma çerçevesinde silahlarını bırakıp içinden geldikleri topluma entegre olmalarıdır. Sırf bu açıdan bakıldığında bile Türkiye’yi ne kadar komplike bir sürecin beklediğini görebiliriz. Türkiye DDR’sinin bir kısmını muhakkak ki Türkiye kökenli PKK’lıların Türkiye’ye dönüp sosyal ve siyasal hayatın bir parçası olmaları oluşturacak. Peki Suriyeli, İranlı PKK’lılara ne olacak? Onlar nereye geri dönecekler? Onlar için de gidecekleri üçüncü ülkelerde veya Türkiye’de ‘entegrasyon’ programları düşünülüyor mu?

Meselenin ne kadar karmaşık olduğu göz önüne alındığında Türkiye daha önce benzeri tecrübeler yaşamış ülkelerin uzmanlarından bir danışmanlar kurulu oluşturmayı değerlendiriyor mu? 

Süreci kim yönetecek? 

Sesli bir şekilde düşünmeye devam edersek, bu işin yürütülmesi oldukça kapsamlı bir koordinasyon ve idari organizasyon gerektiriyor. MİT eğer yürümekte olan müzakereleri başarılı bir şekilde götürebilirse bizi yolun başına getirip bırakmış olacak. Peki, bütün bu karmaşık organizasyonun plan ve icrası nasıl yürütülecek? 

MİT müzakereleri her aşamada yürütebilir ama DDR gibi bir programın planlanması ve icrası çok daha yüksek düzeyde bir koordinasyon gerektiriyor. Tıpkı AB’den sorumlu bakanlık gibi, bu yeni ihtiyacı karşılamak üzere bir devlet bakanlığının bu işin koordinasyonunu üstlenmesi düşünülebilir. Kaldı ki, DDR barış sürecinin sadece bir ayağını oluşturuyor. Bu bakanlık, bütün enerjisini DDR de işin içinde olmak üzere, barış sürecinin bütün siyasi, hukuki ve toplumsal altyapısını oluşturmak ve çıkan sorunlara çözüm üretmek için harcayabilir. 

TBMM ve sivil toplum 

Yine TBMM’de bütün bu barış sürecine destek verecek ve yapılanları denetleyecek bir komisyonun kurulması ve sivil toplumun sürece katkı sunabilmesi için yeni kanalların yaratılması gerekiyor. 

Zamanımız kısıtlı 

Eyüp Can’ın cumartesi günü yayımlanan yazısına göre, Öcalan Türkiye’den çekilme için 16 Haziran tarihini veriyor. Eğer Türkiye bir DDR programı yürürlüğe sokacaksa hükümetin PKK’yla müzakere edeceği yol haritasının taslak detaylarının bu tarihe kadar hazır olması gerekiyor. Bu detaylar PKK ile müzakere edilip uygulamaya konduktan sonra da, dünyadaki örneklere göre bütün programın bir-bir buçuk yılda tamamlanması gerekiyor. 

Programın aşamaları 

Çok kısa olarak DDR sürecinin aşamalarına bakacak olursak: 

a) Disarmement/ Silahsızlandırma: PKK’nın elindeki silahlar nasıl bir yöntemle toplanıp kayıt altına alınacak? Bu silahların bölgedeki başka grupların eline geçmesinin önüne nasıl geçilecek? 

b) Demobilization/Terhis: Programın bu aşaması örgüt üyelerinin örgüt hiyerarşisinden çıkıp geri dönüşe hazırlanmaları anlamına geliyor. Herhalde bu aşama Kuzey Irak’ta tamamlanacak. Bu aşamanın başarılı bir şekilde geçilebilmesi için örgüt üyelerinin PKK’ya ait eski hiçbir kampta toplanmamaları, sırf bu amaç için inşa edilecek yerleşkelerde ağırlanmaları gerekir. Bu yerleşkeler nerelerde kurulacak, PKK militanlarında bir ‘teslim’ alınma duygusu yaratılmadan, hangi program çerçevesinde geri dönüşe hazırlık yapılacak? Bu kamplarda görev yapacak personel için özel bir hazırlık yapılması planlanıyor mu? 

c) Reintegration/ Topluma geri dönüş: Hayatlarının uzunca bir dönemini dağda geçirmiş insanların tekrar sivil yaşama dönüşleri için ciddi bir hazırlık ve koordinasyon gerekiyor. Dünyadaki DDR örneklerine baktığımızda, bu geçiş döneminde eski militanlara belli iaşe için belli bir aylık ödendiğini, iş ve istihdam için programlar yaratıldığını görüyoruz. Hatta belli örneklerde eski militanların polis ve asker içine entegre edildiklerine tanık oluyoruz. Bu çapta bir dönüşüm Türkiye için şu anda hayal olsa bile, DDR’nin asgari gerekliliklerinden hareketle, bütün bu entegrasyon sürecinin güvenlik sektöründe gerçekleştirilen ciddi reformlarla at başı gitmesi gerektiğini söyleyebiliriz. Türkiye orduda ve polis gücünde, DDR programına entegrasyonu sağlayacak kapsamlı bir reform gerçekleştirmeyi planlıyor mu? Bunun hazırlıkları yapıldı mı? Varlığını PKK ile çatışma üzerinden sürdüren köy koruculuğu sistemine ne olacak? 

Bakın, bütün bu soruları ‘teknik’ bir program çerçevesinde soruyorum. Barış süreci aynı zamanda Kürt diyasporasının Türkiye’ye dönüşünün yollarını açabilmeli ve bütün bu reformlar demokratikleşme süreciyle at başı götürülebilmeli. Daha önce önerdiğim ‘Hakikat Komisyonları’ kurulması gereğini bir kere daha tekrar etmek istiyorum. 

Dün yazıma Türkiye’nin sorunlardan beslenen siyasal geleneğinden bahsederek başladım ve sadece iyi niyetle o geleneğin yarattığı ciddi handikaplardan sıyrılamayacağımızı söyledim. Kürt sorununun çözümü, eğer başarabilirsek, sadece bu kadim sorunu çözmekle kalmayacak, ama aynı zamanda Türkiye’de siyasi kültür ve devlet etme biçiminin ciddi bir şekilde dönüşüme uğramasına yol açacak. Dün yine belirttim, dünyadaki barış süreçlerinin yarısı başarısızlıkla sonuçlanıyor. Barış, sadece iyi niyet ve barışı arzulamakla kurulamıyor. Ama aynı zamanda muazzam bir hazırlık ve çalışma gerektiriyor. İşimizi şansa bırakmayalım ve geriye dönüşü olmayan bir barış süreci inşa edelim. Gerçekten yapabiliriz!