• 19.04.2013 00:00

 Kaldı ki AİHM peygambere hakaret durumunda bile uygulanan yaptırıma bakıyor. Hapis cezasına farklı yaklaşıyor.

Fazıl Say, dine hakaret ve AİHM

 

Taha Akyol, Nazlı Ilıcak ve diğer bazı yazarlar, Fazıl Say’ın aldığı mahkûmiyetin AİHM içtihatları göz önüne alındığında makul karşılanabileceğini söylediler. Hakikaten AİHM içtihatları Say’ın aldığı mahkûmiyeti meşrulaştırıyor mu? 

AİHM’nin dini değerlere hakaret nedeniyle ifade hürriyetine sınırlama getirilebileceğini belirttiği iki önemli kararı var. Bunlardan birisi Avusturya’ya karşı açılan Otto Preminger davası, diğeri İ.A. Türkiye kararı. Aslında bu iki davada da ortak bir özellik söz konusu, Otto Preminger’de Hz. İsa’ya yönelik ciddi aşağılama ve hakaretlerin yer aldığı bir filmin gösterilmesinin durdurulması, İ.A.’da ise yine Hz. Muhammed’e yönelik hakaretamiz sözlerin edildiği bir kitap nedeniyle yayıncıya ceza verilmesi söz konusu. 

AİHM filmin yayımlanmasının durdurulmasını ve yayıncıya verilen cezayı peygamberlere yönelik hakaret nedeniyle haklı buluyor. İ.A. kararında “yalnızca rencide edici veya sarsıcı yorumların ya da ‘provokatif’ bir görüşün değil, aynı zamanda İslamın peygamberine yönelik küfürbaz bir saldırının da söz konusu olduğu”nu belirtiyor. Yani eğer peygambere bir hakaret söz konusu olmasa, sadece birileri rencide oluyor diye ifade hürriyetinin kısıtlanmasına izin verilmeyecek. 

Nitekim Otto Preminger kararında AİHM’nin bu hususun altını çizdiğini görüyoruz: “İster dini çoğunluğun, ister azınlığın bir ferdi olsunlar, dinlerini dışa vurma özgürlüğünü kullanmayı seçen kişilerin her türlü eleştiriden muaf olmayı beklemeleri makul değildir. Bu kişiler dinsel inançlarının başkaları tarafından reddedilmesini ve hatta kendi görüşlerine düşmanca olan öğretilerin başkaları tarafından yayılmasını hoş görmek ve kabullenmek zorundadırlar.” 

Peki, Fazıl Say neden mahkûm edildi? Toplumun bir kesiminin dini değerlerine hakaret ettiği gerekçesiyle. Görüldüğü gibi, AİHM’nin ‘peygamberlere’ hakaret gibi oldukça spesifik bir konu üzerinden verdiği bu kararların, Say’ın durumuna uygulanabilir bir yanı yok.

Kaldı ki AİHM peygambere hakaret durumunda bile uygulanan yaptırıma bakıyor. Örneğin, İ.A’nın küçük bir para cezasına çarptırıldığının altını çiziyor, Otto Preminger’de ise sadece bir yasaklama söz konusu. Yani o kişilere hapis cezası verilmiş olsa, değerlendirmesi muhtemelen çok farklı olacak. 

Tabii biz hâlâ ifade hürriyetinin kıymetini bilemediğimiz için bir insanın ağzından çıkan sözler için hapis cezasına mahkûm olmasının ne kadar ağır bir yaptırım olduğunu göremiyoruz. Say’ın aldığı ceza ertelenmiş bile olsa, adli siciline işlenmesi, başka bir suç işlediği iddia edildiğinde dosyanın yeniden açılacak olması nedenleriyle çok ağır bir yaptırım söz konusu. 

Kaldı ki AİHM, önüne gelen davanın bütün özel koşullarına, devletin söz konusu uygulamasının bir istikrar arz edip etmediğine de bakıyor. Gelin bu açıdan baştan sona Say’ın durumuna bakalım: 

Her ne kadar mahkeme Say’ın “Nerede yavşak, adi, magazinci, hırsız, şaklaban varsa hepsi Allahçı” tweet’ine ceza vermişse de savcı 9 tweet için ceza istemiştir. Bu tweet’lere baktığımızda Say’ın ateist olduğunu deklare eden tweet’lerinin de eklendiğini görüyoruz. Demek ki Say’ın davası ateizmin de ‘dini aşağılama’ olarak algılandığı bir zihinsel/felsefi iklim içinde görülmüştür. 

Say’ın mahkûm olduğu 216/3’te ‘dini değerler’ denilerek nötr bir ifade kullanılıyor. Peki, Türk mahkemeleri Hıristiyanların ve Yahudilerin dini inançlarına hakaret edildiği için bugüne kadar kaç defa mahkûmiyet kararı vermişlerdir? Yine 216. madde bugüne kadar azınlıkları hedef alan nefret söylemlerinde kaç defa tatbik edilmiştir? 

Hıristiyan ve Yahudi inançlarına yönelik hakaretlerin cezai tatbikata uğratılmadığı bir ortamda, son yıllarda giderek artan oranda İslam dinine yönelik hakaretlerin tatbikata uğraması yargının özel bir hassasiyet geliştirdiğini mi göstermektedir? Hemen akla gelen diğer örnekler, Penguen çizeri ve Ekşi Sözlük yazarlarına açılan davalardır. 

Say’ın tweet’leri aslında retweet ettiği görüldüğüne göre, neden sadece Say hakkında ceza davası açılmıştır? 

‘Allahçı’ ibaresi, bütün Müslümanları kapsayan bir kavram mıdır, yoksa burada, tweet’i atan, alerji duyduğu bir gruba mı göndermede bulunmaktadır? 

Twitter’da sadece isteyen insanlar, belli kişileri ve onların mesajlarını takip ettiklerine göre, Say’ı kendi isteğiyle takip edenlerin onun sözlerinden rencide oldukları söylenebilir mi? 

Daha pek çok soru sorulabilir kuşkusuz. Bütün bu söylediklerimden, Say’ın sözlerini hoş gördüğüm sonucuna varılmasın. Ama beni, onun sözlerinden çok daha fazla, insanların ağızlarından çıkan saçma sözler nedeniyle kolaylıkla hapis cezasına çarptırıldıkları bir ülkede yaşamak rahatsız ediyor. 

Bu ülkenin çok ciddi bir ifade hürriyeti sorunu var. O yüzden gelin AİHM kararlarını böyle kararları meşrulaştırmaktan ziyade, özgürlük sorunumuzun boyutlarını anlamak için kullanalım. Yarın Say’ın mahkûmiyeti ışığında ifade hürriyeti meselesine bakışımızdaki temel çarpıklığı tartışmaya çalışacağım.