• 17.01.2014 00:00

 1960’lardan, 70’lerden kalan bir Yeşilçam filmi izler gibiyiz. Hükümet, gazozuna ilaç koyan melek yüzlü bir ‘şeytanın’ kendisini kötü yola düşürdüğünü iddia ediyor. Meğer onların hiç ruhları bile duymadan devlet ele geçirilmiş, bütün zemin altlarından kaymış.

Bir ‘emniyet-yargı cuntası’ varmış, her şeyi ama her şeyi onlar yapıyormuş. Hükümetin polis ve yargıya ilişkin yakınmalarını duyan birisi, zannedebilir ki, onlar yargı ve polisin Türkiye’nin bütün renklerini yansıtması için ellerinden geleni yapmışlar ama işte ‘sinsi’ bir örgüt arkalarından dolap çevirip mevcut durumu yaratmış.

Polislerin kurdukları Emniyet-Sen’in yöneticilerini, onlar da ‘Fethullahçı’ diye mi görevden ihraç ettiniz? Yargı-Sen’i kapattıran sizler değil misiniz? Demokrat Yargı yöneticilerini Türkiye’nin dört bir tarafına dağıtan sizin iradeniz değil mi?

Hepsini bir kenara geçin, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeleri (HSYK) seçilirken şu andaki üyelerin seçilmesi için cansiparane mücadele verenler Adalet Bakanlığı’nın bürokratları değil miydi?

Hükümetin HSYK konusunda Meclis’e getirdiği ve geçirmek için, uçarak tekme atmak dahil her türlü ‘ikna’ metodunu denediği yasa teklifinin aslında ne olduğunu kendilerine sanırım şöyle izah edebiliriz: HSYK’yı tam olarak verdiğiniz yasa teklifindeki gibi dizayn etmeyi başardığınızı düşünün. Ama aynı zamanda önümüzdeki genel seçimlerde ağır bir yenilgiye uğradığınızı da birkaç dakika için hayal edin. Bu getirdiğiniz HSYK düzeninde, iktidarda başkaları varken, mahkeme önüne çıkacak olsanız ne hissederdiniz? Önümüzdeki seçimleri kaybedeceğinizi bilseniz, yine bu teklifi bu şekilde Meclis’e sunar mıydınız gerçekten?

Dünyada hiçbir otoriter, totaliter ve baskıcı rejim bir gecede kurulmadı. Hemen hepsi, kademe kademe özgürlükleri yok ettiler ve ‘kuvvetleri’ bir tek elde topladılar. Bunu yaparken de hemen hepsinin bir bahanesi vardı. Kendilerine komplo kurulmuştu; dış güçlerin de içinde olduğu bir kumpas onları alaşağı etmek istemişti. Sonra bütün sesleri kısıp, sadece ‘ulu önderlerinin’ seslerinin duyulacağı bir ülke yarattılar.

Bugün hükümet HSYK üyelerinin nasıl seçileceğini tartıştırarak dikkat dağıtıyor. Getirdikleri teklifte asıl korkunç olan hükümler bu şekilde görünmez hale geliyor. Anayasanın ‘mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre’ kurulduğunu belirttiği HSYK’nın bütün yetkilerini Adalet Bakanı’na devrediyor bu yasa teklifi. Adalet Bakanı tek başına HSYK üyeleri hakkında soruşturma ve kovuşturma makamı haline geliyor. Yani Türkiye’deki bütün hâkim ve savcıların kaderine hükmeden bir organın bütün yöneticilerinin kaderi Adalet Bakanı’nın iki dudağının arasından çıkacak kelimelere kalıyor. HSYK üyeleri bir anda, Adalet Bakanı’nın sekreteri haline geliyorlar. Yargı üzerinde muazzam ve hiçbir demokratik ülkede hayal edilemeyecek bir ‘vesayet rejimi’ kurulmak isteniyor.

Demokrasinin gazozuna ilaç konuyor ama senarist bizi asıl mağdurun kendisi olduğuna inandırmak istiyor.