• 10.10.2014 00:00

 Türkiye, herkesin avazı çıktığı kadar bağırarak sesini duyurmaya çalıştığı ama bütün bu gürültü patırtı içinde, insanların sadece kendi seslerini, kendi ağızlarından çıkanları duydukları bir tımarhaneyi andırıyor.


Hiç kimse bir diğerinin ne dediğini duymuyor.

Dua edelim bu sayı daha da artmasın ama ben bu yazıyı kaleme alırken ezici çoğunluğu
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan 24 kişi hayatını kaybetmişti…

Bu insanların nasıl hayatlarını kaybettiklerine dair kapsamlı bilgiler elimizde yok.
Yapılan açıklamalarda hep başkalarını suçlayan sözler duyuyoruz.

Ölenlerden iki tanesi Mardin Kızıltepe’de bulunan, birisi Suudi Arabistan diğeri de Suriye vatandaşı olan iki yabancı uyruklu kişiymiş.

Sosyal medyada bir tartışma gördüm; birisi, bu iki kişinin sırf sakallı oldukları ve görünümleri IŞİD militanlarına benzediği için göstericiler tarafından öldürüldüğünü söylüyordu.

Bir diğer kişi, PKK’nın bu kişilerin kimliklerinden emin olmadan öldürmeyeceğini iddia ediyordu.

Bu insanlar sırf sakalı bıyığı IŞİD’çilere benzediği için öldürüldüyse vahim bir durum var ortada.

IŞİD’çi olsalar bile, yargısız infaz yapma yetkisini kendinde gören bir anlayışın kurbanı oldularsa başka bir vahamet söz konusu demektir.

Yukarıdaki örnekte olduğu gibi, PKK’nın şiddet kullanmasını sorgusuz sualsiz bir şekilde meşrulaştıran sorunlu bir anlayış var ortada ve bu anlayış içinde bulunduğumuz çıkmazın parçalarından birisini oluşturuyor.

Öte yandan dün Selahattin Demirtaş’ın söyledikleri de yine başka bir açıdan ciddi kaygı uyandıran tablo ortaya koyuyordu.

Demirtaş, barışçıl bir şekilde başlayan gösterilerin, Batman’da sivil kişilerin silahla göstericilere ateş ettiği haberi geldikten sonra çığırından çıktığını söylüyordu.
Demirtaş isim vermese bile Hizbullah uzantılı sivilleri kastettiğini anlıyoruz. 90’lı yıllarda bu örgütün nasıl palazlandığını ve neler yaptığını bilen herkes için oldukça kaygı verici bir gelişmeydi bu...

Demirtaş’ın şiddetten uzak durulması yönündeki çağrısı önemlidir. Bunun karşısında hükümetin de güvenlik kuvvetlerine, şiddet içermeyen gösterilere müdahalede bulunmama ve gösterilere diğer gruplardan yapılacak müdahaleleri engelleme talimatı vermesi gerekir.

Sorumlular yargı önüne çıkarılmalı

Ayrıca bu ölümlerin nasıl meydana geldiği, en kısa zamanda bağımsız ve tarafsız bir soruşturmanın konusu yapılmalı, sorumluları da yargı önüne çıkarılmalıdır.

Kürtler Kobani’nin barbar bir gücün saldırısına uğraması karşısında haklı olarak infial halindeler. Bu saldırıyı gerçekleştiren IŞİD’in bu kadar palazlanmasında Türkiye’ye biçilen rol ve Türkiye’nin IŞİD’le PYD arasında tercih yapmakta kafasının karışıkmış gibi bir görüntü vermesi bu öfkeyi daha da körüklüyor.

Ancak sokaklara yansıyan bu kaos ve şiddet ne politika değişikliği konusunda hükumetin üzerinde pozitif baskı yapıyor ne de Kobani acısının bütün Türkiye toplumu tarafından benimsenmesine yardımcı oluyor.

Şimdi hepimize sağduyulu davranma görevi düşüyor...