• 8.12.2014 00:00

 Şimdi bu başlıktaki soru ne kadar saçma, saygısız, münasebetsiz ise, cemevi bir ibadet yeri mi, diye sormak da, o kadar saçma, saygısız ve münasebetsizdir.


Üstelik Türkiye’de bu münasebetsizliğin katmerlisi yapılıyor; sadece sormakla kalmıyorlar, bir de müthiş bir had bilmezlikle, “Hayır değildir” diye, cevap verme cüreti gösteriyorlar.

Kim yapıyor bu had bilmezliği? En başta, Alevi vatandaşların da verdiği vergilerle faaliyetlerini yürüten Diyanet İşleri Başkanlığı yapıyor. Ondan aldığı fetvayı, din özgürlüğü konusunda “bilimsel görüş” zanneden hükümet, devlet kurumları ve hatta mahkemeler yapıyor...

Din özgürlüğü demek, hiç kimsenin, bir başkasının inancını, ibadetini, kendi dini inançlarına göre tanımlayamaması demektir. Bu yüzden de, paradoksal bir şekilde, din özgürlüğü, ancak ve sadece, bir resmi dinin olmadığı, devletin bir din ya da inancın sözcüsü olmadığı bir yerde olabilir.

Din özgürlüğüne kibrit suyu

Biz bir caminin ibadet yeri olduğunu nereden biliyoruz? Çünkü o caminin içinde ibadet edenler bize böyle söylüyor. Kilisenin ibadet yeri olduğunu nereden biliyoruz? Çünkü her pazar oraya giden Hıristiyanlar bize böyle söylüyor.

Biz herhangi bir yerin ibadet yeri olup olmadığına, orada ibadet eden insanlardan başka bir referans aramaya kalktığımızda, örneğin herhangi bir kutsal metin veya dini yorumu referans almaya başladığımızda, din özgürlüğünün de dibine kibrit suyu döküyoruz demektir.

İçinde bulunduğumuz sefalet

Bir yerin ibadet yeri olduğuna sadece orada ibadet eden insanlar karar verebilir. Orada ibadet eden insanlar sizin yanlış veya saçma bulduğunuz inançları temel alıyor olabilirler. Zaten din özgürlüğünün de özü budur. Din özgürlüğü, herkesin başkalarına saçma gelen inançlarını sonuna kadar yaşayabildiği bir yerde olabilir. Burada tek sınır, insanların dini inançlarını yerine getirirken başka birisine zarar vermemesi, ceza yasalarına göre suç işlememesidir. Bu tür eylemler dışında, demokratik bir ülkede devlet, ibadet yerlerine burnunu sokamaz. Aynı şekilde, neresinin ibadet yeri olduğuna karar veremez. Devletler, ibadet yerleri konusunda sadece objektif bazı kurallar getirebilir. Örneğin, “Şu kadar sayıda insanın başvurusu üzerine, bir yere ibadet yeri statüsü tanınır”, gibi. Ve o objektif kriterlere göre kurulan ibadet yerleri arasında bir ayrım yapamaz. Birisine tanıdığı bir ayrıcalığı diğerlerinden mahrum bırakamaz...

Yani, çok kısaca söylemek gerekirse, cemevlerinin ibadet yeri olup olmadığına ilişkin tartışma, sadece ve sadece din özgürlüğü konusunda içinde bulunduğumuz sefaleti gösteriyor, başka da bir şey göstermiyor...