• 23.12.2020 00:00

 Yaratabilecek becerisi, sabrı, yeteneği olmayanlar, yaratmanın benzeri bir hazza ulaşmak için yok ederler.

Yok etmek çok kolaydır.

Hiçbir kültür üretememiş toplumların, soykırımlarla, katliamlarla kolaylıkla yok edebildiğine tanık olursunuz.

Kültür üretemeyenler, kültürleri yok edebilir; kurumlar yaratamayanlar, kurumları alaşağı edebilir.

AK Parti iktidara geldiğinden bu yana, ne bir kültürün yaratılmasına aracılık edebildi ne gerçek anlamda kurumlar oluşturabildi ne de olanları muhafaza edebildi.

Kendilerini muhafazakâr olarak tanımlayan bu iktidar; var olan ve işe yarar hiçbir geleneği, kuralı ya da kurumu “muhafaza” edemedi.

Hayalî ve gerçekle alakası olmayan bir Osmanlıcılıkları var; son yüzyılda oluşturulan bütün kurumları da bir tür düşman olarak görüyorlar.

Yaratmaya yönelik bir yetenek ve kapasiteleri olmadığı için var olanları yıkıyorlar sadece. 

Burada güçten, iktidardan anlaşılan, yeni bir şey yaratabilmek değil, “eski” olarak addettiklerini yıkabilmektir. 

Yerine hiçbir şey koymadan, öncekini yok edebilmek…

İşte o yüzden de çok büyük hatalar yapıyorlar.

Eskisi gibi, bir “dışişleri kurumu” olsa, gidip asla kullanılamayacağı belli olan S-400 füzelerine milyarlarca dolar harcayabilirler miydi?

Türkiye’nin dış politika geleneğinde, bu S-400 çuvallamasıyla boy ölçüşebilecek aynı ölçüde “muhteşem” bir başka hatayı bulamazsınız.

Ortada kurumlar olsa, mutlaka ama mutlaka, bu S-400’leri satın almanın ağır bedelleri olacağını anlatır ve bir yerde bu maceraya bir fren konulurdu. 

Başka bir yazının konusu ama burada da söylemeden geçemeyeceğim, S-400 gibi korkunç bir hatanın bile arkasında duran bir muhalefetimiz var; bu denli büyük hatalarda bile iktidara bir ayna tutamıyor, milliyetçi hamasetle onun arkasında hizalanıyorlar sadece…

Sadece Dışişlerinin değil; Meclisin, yargının ve Türkiye’de kurum olarak aklınıza gelen ne varsa hepsinin üzerinden yıkıcı bir kasırga olarak geçtiler.

Bunlar yetmedi, baroları, odaları yıkmaya çalışıyorlar.

Tamamı iktidar destekçisi 2. barolar kurulmaya çalışılıyor.

Şimdi de “kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesine ilişkin kanun” kılıf yapılarak, sivil toplum yok edilmek isteniyor; avukatlardan muhbirlik yapmaları bekleniyor.

Tıpkı Belediyelere yaptıkları gibi, terör suçlarına ilişkin soruşturma yürütüyorum deyip, sivil toplum örgütlerinin yönetimlerine kayyım atayacaklar.

Avukatlara, taşınmaz alım satımı, şirket, vakıf ve dernek kurulması gibi konularda “şüpheli işlemleri bildirim” yükümlülüğü getiriliyor.

Böyle bir yükümlülük avukatlık mesleğinin tümden lağvedilmesi, bu kurumun tamamen yok edilmesi demektir.

Avukat, işi ve görevi gereği, “suçlu” kabul edilen insanları savunur; bütün müvekkillerinin sırlarını saklar. En olağanüstü zamanlarda bile avukat-müvekkil arasındaki mahremiyete dokunulmaz.

Buralara dokunmaya kalktığınızda; insanları devlet karşısında bu denli çıplak bırakmaya çalıştığınızda; müvekkilinin sırlarını saklamak zorunda olan avukatı, onu ihbar eden bir insan haline getirdiğinizde, Türkiye’nin değil, dünyanın binlerce yıllık geleneklerini yıkıyorsunuz demektir. 

Bu denli bir yıkımın sadece sizin hedefinizde yer alan insanlara zarar vereceğini sanmayın sakın.

Sizin bu sınır tanımaz iktidarınız gider, yarın bir başka sınır tanımaz bir iktidar gelir ve güç elinizdeyken yıktığınız bütün bu kurumların altında kalırsınız.

AK Partililer kendilerine “muhafazakâr” demeyi seviyorlar.

Biz herhangi bir şeyi muhafaza edebildiklerine tanık olmadık bugüne kadar.

Sürekli yıkıyorlar; kültürel bir mutaassıplığa muhafazakârlık adını veriyorlar sadece.

Mutaassıplıkla muhafazakârlığı bu kadar karıştırmasalar; hiçbir şeyi muhafaza edemediklerini, sürekli yıktıklarını belki görebilirlerdi.

Yıktıkları şeylerin hiç birinin yerine bir yenisini inşa edemediklerini de…