• 15.11.2012 00:00
  • (3519)

 Mecliste kurulan Darbeleri Araştırma Komisyonu çalışmalarını sürdürüyor.

Komisyon son olarak eski Başbakanlardan Tansu Çiller ve eski Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ı dinledi.

Çiller, kuşkusuz 28 Şubat sürecinin en önemli tanıklarındandır. Ama iddia ettiği gibi kendisi ve partisi 28 Şubat sürecinin mağduru mudur derseniz, cevabım hayır olur.

28 Şubat sürecinin gerçek mağduru demokrasidir, halktır ve o dönemde faili meçhul cinayetlere kurban giden Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı sivil insanlardır, yakılan, boşaltılan köylerdir, hayatlarının tek birikimi olan küçük miktardaki paraları bir gecede batan ve yoksullaşan insanlardır.

Çiller komisyona bu konularda hiçbir şey söylemedi. Bir milletvekilinin Sapanca’da infaz edilen Kürt iş adamlarıyla ilgili sorusu karşısında duygulandığı, ‘ben bir anayım, böyle bir şeye nasıl evet diyebilirim’ yollu bir cevap verdiği söyleniyor.

Sayın Çiller, keşke o gözyaşlarını , toprağın içinden cesetlerin fışkırdığı  o yıllarda dökebilse ve Özal’ın şüpheli ölümünden sonra hayata geçirilen kirli siyaset oyununun bir parçası olmayı ret edebilseydi..

Ama bu olmadı maalesef. Özal ortadan kaldırıldı. DYP Çiller’e emanet edildi ve Demirel, Özal’ın yerine  köşke çıktı.

Çiller’in o dönemde ortaya koyduğu siyasi performansı, doğrusu, bu kirli siyaset oyununu kuranların çok memnun kaldığı bir performanstı.

Çiller, ‘Bu devlet için kurşun yiyeni ve kurşun atanı kahraman’ ilan ediyor, beş yıldızlı otellerde basın toplantısı yaparak, ‘PKK yardım eden Kürt iş adamları listesi elimizde’ diyor ve cinayetlerin işlenmesine zemin hazırlıyordu.

Susurluk süreci patladığında, ‘devlet için kurşun atan, kurşun yiyen’ diye tanıtılan kişilerin  hangi kirli ve karanlık işlerin içinde olduğu anlaşılmış, ama Türkiye’nin toplumsal hafızası da bir daha onarılamayacak kadar derin bir yara almıştı.

Meclisteki komisyona ifade veren hiç kimse esastan bir şey söylemiyor.

Tamamen faydasız bir iş yapılıyor demiyorum. Ama şimdiye kadar dinlenen isimlerin, toplumsal hafızaya katkı sağlayacak açıklamalar yaptığı kanısında değilim.

Oysa geçmişle yüzleşme ve hesaplaşma dediğimiz mesele, her şeyden önce, toplumsal hafızanın yeni bilgilerle zenginleşmesi demektir. Toplumun siyasi sebeplerle şimdiye kadar kendisinden gizlenen hakikati bilme hakkını elde etmesi demektir.

Sonraki adım, elbette darbe süreçlerinden sorumlu olanların  yargılanması ve hesap vermesidir. Ama galiba bu yönlü güçlü bir kamusal talepten henüz çok uzağız. Komisyonların kuruluş aşamasında belli ki bu konuda ilkesel herhangi bir prensip belirlenmiş değil.

Araştırma komisyonunun  yetkileri son derece sınırlı. Dinlenen ve görüşlerine başvurulan kişiler arasında bir ayrım yapılmıyor. Bunların arasında 28 Şubat’ın sorumluları da var, mağdurlar da. Ama ne mağdur, ne sorumlu, sadece ‘analiz’ yapan kişiler de var.

Böyle bir ortamda en azından kamuoyu vicdanında gerçek sorumlu olarak görünenlerin, Meclise kendilerini aklayabilecekleri bir ruh haliyle geldiklerini kimse inkar edemez. Çünkü sunulan zemin böyle bir ruh halinin gelişmesine çok müsait.

İnsan, 28 Şubat ve darbeler dönemini soruşturmak isteyen, görevleri, yetkileri belirlenmiş bir komisyon çalışmasından ziyade, söz konusu dönem hakkında bir belgesel film izliyormuşuz gibi bir duyguya kapılmıyor değil.

Bu duyguyu yaşamak isteyenlerin, ama ‘ya bundan sonra ne olacak, bu işin hesabını kim verecek?’ gibi herhangi bir sorusu olmayanların,  ve tarihsel süreçlere sırf bilgilenmek için ilgi duyanların ise ne bileyim mesela Mehmet Ali Birand’ın 28 Şubat Belgeselini izlemeleri  belki daha tatminkar bir sonuç verebilir. 

 

Özetle Türkiye dünyadaki deneyimlere  pek benzemeyen ve sadece kendine özgü bir yüzleşme tarzı icat etmiş gibi görünüyor. Hadi hayırlısı..

Kaynak: Todays zaman