• 19.11.2012 00:00
  • (3934)

 ‘Türkiye Türklerindir’ derler ya, Amerika, Amerikalılar’ındır, yani bir tek ulusun Amerikası yoktur.

Afrika, Asya, Avrupa ve Latin  kökenli halkların oluşturduğu bir Amerikan ulusu var.

Dünyanın dört bir yanından gelmiş, dilleri, kültürleri farklı bu ulusların kendilerini ait hissettikleri ‘bütün ulusların Amerikası’  demokratlarla-cumhuriyetçiler arasında geçen kıyasıya bir seçim yaşadı, ve Barak Obama’yı ikinci kez başkan seçti.

Barak Obama’nın seçim başarısı, demokratların cumhuriyetçilere karşı  elde ettikleri basit, ve uygun siyasi koşullar oluştuğunda her zaman elde edilmesi mümkün bir siyasi zafer değil sadece.

Amerikan seçmeni dünya barışı için Obama’ya bence bir şans daha vermiş oldu.

Yoksa Obama’nın hiç de lehinde bir durum gibi görülemeyecek, sağlık reformundan tutun da, işsizliğin artmasına varıncaya kadar, yığınla iç sorun vardı.

Obama döneminde Amerika zor bir dönem yaşadı. Dünyanın çeşitli çatışma bölgelerindeki askeri harcamalar, ülke ekonomisini etkiledi, işsizlik arttı.

Fakat bütün bunlar, Obama’ya olan güveni azaltmdı.

Amerikalılar, cumhuriyetçilerden miras kalan ‘dış dünyaya savaş ihracı’ politikalarının artık bitmesini istiyorlardı.

Obama döneminde Amerikan ordusu Irak’tan çekildi ve Suriye’ye girmemek için büyük bir kararlılık gösterdi.

Afganistan’da geri çekilmeye ilişkin bir sürecin başlaması Obama sayesinde oldu.

Filistin sorununda kayda değer bir ilerleme sağlanamadıysa da, Amerika’daki İsrail lobisinin yönetimi etkileme gücünde belirgin bir azalma olduğunu söylemek mümkün.

Bu lobi, İran’a askeri bir müdahale yapılması için çok çaba gösterdi, ama sonuç alamadı.

Obama yönetiminin İran’ı değişime zorlayacak politikalarında askeri yöntemleri bu yeni dönemde de tercih etmeyeceğini tahmin etmek zor değil.

Amerikan halkı, Obama’nın, dünya barışına katkı sunacak, hatta öncülük edecek güvenilir bir politikacı olduğunu düşündü ve onu kendine başkan seçti. 

Bütün ulusların Amerikası olmayı başarmış Amerika, aslında bu seçimde ve bir kez daha kendi toplumsal ve tarihi travmaları ile dünya barışını oyladı diyebiliriz.

Toplumsal travmalar yaşamış ulusların hafızasında ortak anılar, ortak acılar oluşur.

Bu anılar ve acılar, insanların belleğinden kolayca silinmezler, durmadan geleceğe taşınıp durur, hak talep eder ve bir gün  iyileşmeyi beklerler. 

Amerikan ulusunun ilk seçim kazanıldığında, yani dört yıl önce, Barak Obama için ve onunla beraber, usul usul yağan bir yağmurun altında, ağladığı an, işte o andı.

Bu tarihi anın ilk safhasını 140 yıl kadar önce köleliğin kaldırılması sırasında yaşadı Amerika.

O ilk safha,  Howard Fast’ın Türkiye’de de çok okunan ve Hürriyet Yolu’ adını taşıyan romanında şu sözlerle anlatıldı: 

‘Savaş olup bitmişti. General Lee, Appomattox Adliye Sarayında silahlarını teslim etti ve her şey bitti. Şimdi ılık Güney topraklarında dört milyon özgür karaderili vardı. Kölelikten kurtulduklarına, şimdi artık özgür olduklarına inanamıyorlardı..Zor kazanılmış bir özgürlüktü bu, çok değerliydi. Özgür bir insan hem dünü hem yarını düşünmek zorundadır, geçmişi de geleceği de kendisinindir çünkü; açlıksa açlık çekecektir, karnını doyuracak sahip yoktur artık; ama hızlı adımlarla yürümek isterse, yavaş ol bakalım diyecek kimse de yoktur.

Okumayı ve  yazmayı  bilmeyen romanın kahramanı siyah derili Gideon Jackson’ın, 500 kişilik kurucu meclise halkının temsilcisi olarak seçilmesi Amerika’da yeni bir tarihin başlangıcıdır.

O tarihin içinde, Gideon Jakson’ların açtığı ‘Hürriyet Yolu’nda, şimdi siyah derili bir lider, Barak Obama yürüyor. Yeniden başkan seçilen Obama’nın,  dünyanın kana bulandığı bu zamanda, ona,  ‘yavaş ol bakalım’ diyecek olanlara aldırmadan ve çok hızlı adımlarla yürümesi gerekecek.

Suriye, Filistin ve Kürt sorununda çözüm, Afganistan’da siyasi normalleşme  onu bekliyor.