• 29.11.2012 00:00
  • (4241)

 Kimi sol- liberal aydınların AK Parti hükümetinin ülkeyi kötü yönettiği, reformları durdurduğu ve Kürt sorununda frene bastığı şeklinde yaptığı eleştirilerin bu partide herhangi bir siyasi bölünmeye yol açmadığını biliyoruz.

Oysa öyle analizler yapılıyordu ki, insan bu analizlere bakıldığında bu hükümetin Türkiye’yi daha fazla yönetemeyeceğine rahatlıkla inanabilirdi.

Siyasi bölünmeye işaret eden tartışmalar AK Parti’de değil, ama son zamanlarda CHP’de yaşanıyor.

Dersim’de 1938’de oğluyla beraber asılarak idam edilen  Seyit Rıza’ya itibarının iade edilmesi ve anadilde savunma talebi CHP’yi yeniden ulusalcılar ve demokratlar olarak ikiye bölmüş gibi görünüyor. 

Seyit Rıza için, teklif hazırlayan Hüseyin Aygün de Dersim mebusudur. Ne yazık ki bu teklif CHP’de destek görmedi ve ulusalcı kanadın itirazlarıyla karşı karşıya kaldı.

Dersim hadisesiyle yüzleşme  tartışmalarında aynı şey yaşanmıştı.

Sayın Kılıçdaroğlu, ‘devrim şartlarında böyle şeyler normal’ diyerek tartışmayı noktalamıştı.

Kılıçdaroğlu anadilde savunma talebine evet diyor, ulusalcılar ise hayır.

CHP’nin ancak Kürt sorunuyla ciddi bir yüzleşme yaşayarak kurucu ideolojinin temel paradigmalarından uzaklaşabileceğine inanan biri olarak, Kürt sorununun çözümü konusunda ilerleme sağlandıkça, bu partinin daha da zorlanacağını düşünüyorum.

Çünkü, CHP’nin değişmesi mümkün olacaksa, bunun sınanacağı alan Kürt sorunu alanıdır.

Siyasal İslam’ın Kürt sorunu üzerinden elde ettiği değişim imkanlarını ve demokrasiyle buluşmayı Kemalist CHP bugüne kadar başaramadı.

Geçmişe özlem, demokratik değişime itiraz bu partinin temel politikası haline geldi. Bu durum CHP’yi Kürt sorununda olması gerektiği gibi, temel bir siyasi aktör konumundan giderek uzaklaştırdı, hatta çözümün önüne dikilen bir engel haline getirdi.

Ulus-devletin, bütün kurum ve düşünce normlarıyla korunmasını savunmak, CHP için vazgeçilmez yegane siyaset biçimi olarak benimsendi.

Oysa, Türkiye’de demokrasinin gerçekleşmesi şuna bağlıdır:

Ulus-devletin, egemenliğini başkalarıyla paylaşmaya, yani çoğulculaşmaya  hazır olması.

CHP buna evet diyemiyor, diyemez, derse ortada bugünkü CHP diye bir şey kalmaz.

Fakat istediğiniz kadar geciktirin, Türkiye’de Türk ulus-devletinin demokratikleşmesi eğer, ulusal egemenliğin bu ülkenin başka etnisiteden gelen yurttaşlarıyla  paylaşılması demekse, bunu tarihsel ve siyasal olarak geciktirseniz bile, ilelebet engelleyemezsiniz.

Nitekim bütün çabalara rağmen, tarih bildiği yoldan ilerlemesine devam ediyor.

Kürt kimliğinin inkarı sona erdi.

Kürt dili ve edebiyatı giderek saygınlık kazanıyor.

Devlet inkar politikalarından elini çekti. Bunun yerine geçmişte inkar ettiği ne kadar kültür ve dil varsa onlarla barışmaya çalışıyor.

Kültürlerle yeniden barışmak, çok sancılı yaşanıyor. Bu da doğal. 89 yaşındaki cumhuriyetin 79 senesi inkarla ve asimilasyonla geçmiş..

Kürtleri de başka halkları da inkar etmeseydik daha iyi bir devletimiz ve demokrasimiz olurdu noktasına son on yıl içinde geldik.

Devletin tanınma taleplerini şiddetle bastırma politikaları sona erdi. Ama bu talepler üzerinden PKK eliyle süren şiddet politikası siyasetin bir biçimi olarak hala yürürlükte.

Gelen cenazeler, dökülen kan, Türk halkının kendisinden başka halkların da bu ülkede yaşamakta olduğunu düşünme fırsatı vermiyor.

Kürt siyasetini silahlı mücadele alanına hapseden zihniyet, bu hapishanenin içinden yükselen sivil feryatları ve meşru -haklı taleplerin Türk halkı tarafından duyulmasını engelliyor.

Türk halkı yeni bir anayasa Kürt sorununu çözer diye düşünüyor, ama işe bakın ki, yeni anayasada Atatürk İlke ve İnkılaplarının korunmasının istiyor.

Peki hem bu ilkeleri korumak hem Kürt halkını memnun edecek, yeni bir anayasa nasıl mümkün olabilir ki?

Doğrusu halkımızın da CHP’nin de kafası Kürt meselesinde biraz karışık gibi..

Todays zaman