• 2.12.2012 00:00
  • (3074)

 Cumartesi günü,  İzmir'de kendilerini 'milliyetçi mufazakar' olarak tanımlayan bir grubun davetindeydim. Katılımcılar arasında CHP'liler de vardı. Konu Kürt sorunuydu. Mümtazer Türköne'yle ikimiz konuşmacıydık. Kürt sorununun dünü, bugünü ve  her iki halkın, Türklerin ve Kürtlerin ortak geleceğinin alabileceği haller  üstüne söylenmedik söz, sorulmadık soru kalmadı. Akşam sekizde başlayan toplantı sürerken geceyarısına doğru o toplantıda bulunan herkesin yüzünü güldüren bir haber geldi.

Öcalan, açlık grevlerinin bitmesini istemiş ve İzmir cezaevinde kalan grevciler eylemi sona erdirmişlerdi. Ölüme karşı hayatın bir kez daha kazandığına Türk milliyetçisi aydınlarla beraberken tanık olmak bu tanıklığı mümkün kılan habere beraberce sevinmek itiraf  etmem gerekirse bambaşka bir duyguyu yaşamak gibiydi..PKK'lı veya KCK'lı hiç kimse ölmeyecek, ve bu ölümleri durduran kişi de Abdullah Öcalan.

Bugün medyada muhtemelen çok farklı yorumlar okuyacağız. Kimi belki hala ' ya talepler, onlara ne olacak' diye soracak. Kimi Öcalan'ın PKK üstündeki siyasi nüfusunu gündeme getirerek, 'Kürt hareketinde bölünme sinyalleri'  filan diye gerçekle alakası olmayan şeyler yazacak. Kimi, 'keşke bu iş bu kadar uzamasaydı' diyecek haklı olarak.

Ama gerçek şu ki, hem hükümet hem Kürt hareketi önemli bir sınavdan geçti. Uzlaşma ve diyalogun her şeyden daha önemli olduğu  bir kez daha görülmüş oldu. Keşke bu gerçeğin daha erken farkına varılsaydı.

Açlık grevi devam ederken, endişe yaratan, toplumu geren,  ve herbiri  ulusal bir meydan okumadan farksız bir takım  demeçlere rağmen, siyasi aktörlerin aslında isterlerse hiç çözülmeyecek gibi duran bir sorunda uzlaşabileceklerini gördük.

Mecliste açlık grevi yapan ve grev sırasında bile 'Başbakan için ifade ettiğim sözlerin arkasındayım' diyen Leyla Zana ve onun gibi düşünenler haklı çıktı. Hükümet ve Başbakan Erdoğan'ın çözüm için bir şans olduğu bu şansa habire hücum etmek yerine,  diyalogu ve uzlaşmayı teşvik etmenin Kürt sorununda barış için daha değerli olduğunu artık anlamak  lazım.

Açlık grevleri, öne sürülen haklı talepler ne olursa olsun, aslında Kürt hareketinin izlediği stratejinin tamamlayıcı bir parçası olarak hayata geçirildi. Öcalan yaptığı çağrıyla eylemin doğru olmadığını, eğer bu türden eylemler yapılacaksa, içerdekilerin değil, dışardakilerin yapmasınını daha doğru olduğunu söyledi. 63 gün devam eden eylemlerin amacına ulaştığını ifade etti. Hükümetin MİT kanalıyla Öcalan'la yaptığı görüşmeler nihayet sonuç verdi ve grev sone erdirildi.

Şimdi bir nefes alıp, soluklanmanın ve bu 63 günün muhasebesini yapmanın zamanıdır. Türkiye'nin adeta sarsıcı bir toplumsal depremden son anda kurtulmasını konuşmak ve Kürt sorununda yeni bir sayfanın açıldığını görmek gerekiyor.

Bir kaç kez olmadı değil; Öcalan'a sadece 'işe yaradığında' kendisiyle diyalog kurulan bir lider olduğunu düşündürmemek gerekir. Açlık grevi için Öcalan'la kurulan diyalogun bu defa kalıcı bir barış için sürdürülmesi, sürecin şiddet yanlılarının vesayetinden kurtarılması bakımından son derece büyük bir önem taşıyor.

PKK liderinin, avukatlarıyla düzenli olarak görüşmesi sorun olmaktan çıkarılmalıdır. Öcalan' ın susması  değil, daha çok konuşması gerekiyor. Vereceği mesajların bazılarına katılırız veya katılmayız, ama bu mesajların ben, kendini Ortadoğu'nun jeopolitiğine ve egemenler arasındaki savaşa iyice kaptıran PKK'nın, yüzünü Türkiye'nin gerçeğine dönmesi için çok önemli olacağını düşünüyorum.

Şİmdi BDP meclise yeniden dönecek. Kürt siyasetinin nabzı sokaklarda değil, mecliste atacak. Dünyanın ve Türkiye'nin gözü hükümette ve BDP'de olacak. Başka şansı yok Türkiye'nin. Çözüm Ankara-Diyarbakır ve İmralı üçgeninde, bu gerçek bir kez daha doğrulanmış oldu.

Asıl olan hayattır ve hayata yeniden merhaba diyenlere selam olsun.