• 6.12.2012 00:00
  • (3256)

 Yaz aylarında PKK’lılarla dağda buluşan milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması için süreç başlamış gibi görünüyor.

Başbakan’ın kararlılık ifade eden tutumunda son anda bir değişiklik olmasa, meclis bu milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldıracak ve böylece yargılanmaları mümkün hale gelecek.

BDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıları kaldırıldıktan sonra tutuksuz yargılanmaları ve böylece meclisteki görevlerine devam etmelerini mümkün kılacak bir garanti yok. Yani tutuklanabilirler. Bu Türkiye’yi 1994 yılına benzer bir süreçle karşı karşıya bırakabilir.

1994’te DEP’li milletvekillerinin apar topar meclis önünden polis aracına bindirilip götürülmeleri ne mecliste ne de toplum içinde ciddi bir tepkiye yol açmamış ve bu olay siyasi tarihimize sanki sıradan bir vakayi adliye olarak geçmişti. 

DEP milletvekilleri yargılandılar ve her bir 10 yıldan fazla hapis yattı.

1994 yılından 2007 yılına kadar meclis Kürt siyasi partilerine kapalı kaldı.

Her iki tarafta da çözümden yana olmayanların eli güçlendi.

O tarihten sonra kurulan ve ömürleri ortalama üç-dört yıl olan Kürt partileri peş peşe kapatıldı. Anayasa Mahkemesi kapatıyor, Kürt siyasetçiler yenisini açıyorlardı.

Şiddet zemininden, demokratik zemine geçiş bu ve başka sebeplerle mümkün olamadı.

Bu arada DEP’li milletvekillerinin tutukluluk hali sürüyordu.

Yargılama uzun yıllar devam etti.

Derken yargılama sürerken, 2004 yılında tahliye oldular.

DEP’liler dört kişiydiler.

Orhan Doğan 2007 yılında Doğubeyazıt ’ta, bir kültür festivalinde yaptığı konuşma sırasında hayatını kaybetti.

Selim Sadak bugün, Siirt Belediye Başkanı.

Hatip Dicle, 2011 yılında Diyarbakır’dan milletvekili seçildi.

Ama çok tartışmalı bir karar ve uygulama sonucu, meclise gelemedi.

Dört DEP’liden biri olan Leyla Zana ise Diyarbakır milletvekili olarak  mecliste görev yapıyor.

Neresinden bakarsanız bakın, kimsenin aslında bir şey elde edemediği hazin bir siyasi hikaye bu.

Türkiye’nin aynı hikayeyi yeniden, üstelik Kürt sorununda bu kadar çok şey değişmişken yaşamaya zorlanması ise gerçekten trajik.

Zorlanması diyorum çünkü adı geçen milletvekillerinin elinde silahı olan ve silahtan başka bir siyasi güce ve imkana inanmayan insanlarla kucaklaşması, kabul edilebilir bir hadise değildir.

Demokrasi tolerans rejimidir. Genel tabloya ve sürece bakıldığında bu toleransın toplum içinde gelişmekte olduğu da bir gerçek. ‘Diyarbakır’a uzanan eller kırılır’, ‘Ferman padişahınsa dağlar bizimdir’, ‘Kurşun adres tanımaz’ gibi genç insanları şiddete davet eden sözleri ve açıklamaları bu milletvekillerinden duyduk. Görmezlikten gelemeyiz, Kürt siyasetçilerin zaman zaman şiddete hizmet eden bu konuşmalarını, medya ve toplum en zor koşullarda bile tolere edip durdu, görmezlikten geldi. Demokratik zeminin istismar edilmemesi ve şiddet yanlılarının güçlenmemesi adına yaptı bunu.

Ama dağdaki buluşmanın tolere edilebilecek bir yanı da yok maalesef. Aynı zamanda Hüseyin Ergun’un kaçırılması, bir takım işgüzar medyanın Şemdinli elden gidiyor yollu attığı manşetler, yaz aylarında karşı karşıya kaldığımız ve PKK eliyle sürdürülen psikolojik harbin birer parçasından başka bir şey değildi.

Şimdi BDP bu psikolojik harbin faturasını ödemekle karşı karşıya.

Ne var ki eğer dokunulmazlıklar kaldırılır ve tutuklamalar başlarsa, bu faturanın sadece BDP’li vekillerin ödeyeceği bir fatura olmayacağı da açıktır.

Kürt sorununda hep şiddetten yana olmuş kesimlerin şimdi ellerini oğuşturarak heyecan içinde meclisten böyle bir kararın çıkmasını beklemekte olduklarından eminim.

Hiç kolay değil biliyorum, ama meclisin ve toplumun sabır göstererek, Kürt sorununda demokratik zeminin zarar görmemesi için bir kez daha tolerans göstermesini beklemek ve ummak en iyisi.