• 24.04.2014 00:00
  • (2285)

 Dersim’e en son on yıl önce, Newroz kutlamaları için gitmiştim.     O tarihten sonra yolum düşmedi Dersim’e. Ta ki yazılarını okuduğunuz ve çeşitli televizyon programlarında yorumlarını dinlediğiniz Ali Kemal Özcan dostumun davetine gelinceye kadar.

Ali Kemal’in bir bilim insanı ve aydın kişi olarak en önemli özelliğinin Abdullah Öcalan’daki düşünsel değişimi, yıllarca takip etmiş ve bazı sonuçlar çıkarmış olmasıdır. PKK’nin Öcalan’ı çok ta iyi anlamadığını savunanlardandır Özcan. Bu inancını, Tunceli Üniversitesi’nin düzenlediği ve Hüseyin Yayman, Muhsin Kızılkaya’yla birlikte katıldığımız panelde de söyledi zaten.

Panel’de çözüm süreci bağlamında Türk-Kürt ilişkilerini konuştuk. Büyük keyif aldığımı söylemek isterim.

Öğrenci ağırlıklı dinleyicilerin program katkı sunan düşünceleri ve soruları gerçekten çok öğretici ve düşündürücüydü.

Bizleri liberaller olarak tanımladı bir arkadaşımız.. Söyleyişinde mesafeli bir üslup vardı sanki. Eh işte liberaller gelmişler, Dersimlileri Erdoğan’ı Kürt sorununu çözebileceğine inandırmaya çalışıyorlar!

Sevgili gençler de, çoğu savaş yıllarında yaşanmış  ihlallerden, stratejik amaçlı olduğunu düşündükleri barajlardan ve yeni inşa edilen karakollardan söz ederek, durumun çözüm süreciyle hiç bağdaşmadığına liberalleri ikna etmeye çalıştılar!

Gençleri dinlerken on yıl önce geldiğimi Dersim’le bugünkü Dersim arasındaki farkları düşündüm.

Gelgitlerle dolu süreçler yaşandı. Oslo’dur, şudur budur derken, aslında Türkiye hayata geçirdiği politikalarla, başta üniversite eğitimi olmak üzere bölgeye yaptığı yatırımlarla bölgenin makus talihini değiştirdi. Sosyal, siyasal ve ekonomik manada yepyeni dinamikler oluştu. Dersim gibi her nedense hiç büyümeyen, nüfusu artmayan bir şehirde bile, bugün okuyan gençlerin sayısı, bugün evine, halkının arasına onurlu bir dönüş için dağlarda bekleyen gençlerin iki katı kadardır.

***

Dağlarına bahar gelmiş Dersim’in. Munzur akıp gidiyor.. Üniversite kampüsünün hemen her yerinden Munzur’u görebiliyorsunuz. Dersim’in dağlarına, Munzur’un akıp giden sularına bakarak ders dinlemek ve ders vermek, ne büyük bir mutluluk..

Dersim’de görev yapan bilim adamları da, bürokrasi de Dersim’de bir zamanlar olup biten felaketin farkında. Vali Hakan Yusuf Güner’i dinlerken, sanki devletin valisini değil, üniversitede görevli bir tarihçiyi, bir sosyologu dinler gibi oluyorsunuz.

Vali Hakan Yusuf Güner, halkla aynı havayı solumaktan duydukları memnuniyeti paylaştı ve geçmişte kalan güvenlik rejimine halkın gösterdiği reaksiyonu anlattı.

Rektör, Prof. Durmuş Boztuğ hocamız, geleceğe dair umutlarını paylaştı bizlerle: Türkiye’nin akademisyenlerini bu harikalar harikası coğrafyaya çekebilmek ve eğitimin kalitesini, öğrenci sayısıyla beraber arttırmak..

Durmuş Hocamızın yönettiği paneli, dinlemeye gelen gençlerin, çözüm sürecine daha fazla inanmaları, içlerinden bir türlü söküp atamadıkları güvensizlikleri atabilmeleri için, çok konuşmak ve çok tartışmak lazım.

BDP’nin ve AK Parti’nin bu konuda birlikte yapacakları paneller, sempozyumlar, karşılıklı olarak güveni arttırır. Ama görebildiğim kadarıyla henüz bu aşamada değiliz. Neden olmasın. BDP’li ve AK Partili vekiller, bir program yapsalar ve Hakkari’den Dersim’e kadar bölgeyi birlikte gezerek, fikirlerini halkla, üniversiteler ve sivil toplumla paylaşsalar ne iyi olurdu.. Meclis kulislerinde kol kola girilebiliyor ve orada ömür boyu sürecek dostluklar geliştiriliyor, bunu bilmeyen mi var? O halde aynı dostlukları sahaya birlikte inip halkla paylaşmak neden zor olsun ki?

Gençlerden biri uzun süre söz almak için bekledi. Söz alınca da kısa kesmesi istendi. O da itiraz etti ve şöyle dedi:

‘Kürdistan’a şimdiye kadar hep askerler geldi. Şimdi yazarlar gelmiş, bırakın da konuşalım.’

Çözüm sürecinin aktörlerine ve taraflarına duyurulur: Çözüm süreci nereye gidiyor? Gencinden yaşlısına halk bu soruya cevap aramak ve konuşmak istiyor.

Sayın vekiller, Yozgat’a da Edirne’ye de, Dersim’e de beraber gidin ve konuşun, milli projemiz çözüm sürecini anlatın halka ve gençlere..