• 27.04.2014 00:00
  • (2756)

 Öcalan’a, Kandil’e veya dağda olan birilerine gönderilmek üzere kitap satın alan birine kitap satmak suç sayılabilir mi?

Dünyada var mı bir örneği bilmiyorum, araştırmadım, ama maalesef, böyle bir garabet  Türkiye’de mümkün oldu.. Yargıçlar bir anne ve iki bebeğinin hayatını karartacak ibretlik bir karara imza attılar. Ve kitap satmayı suç kabul ettiler.  

Diyelim ki bir kitapçıya girdiniz ve satın almak istediğiniz kitapları paketlemekle meşgul olan satıcıya, laf olsun diye, bu kitapları Abdullah Öcalan veya Murat Karayılan için satın aldığınızı söylediniz.

Kitapçı o anda size ‘Demek bu kitapları Öcalan ve Murat Karayılan’a yollayacaksın, öyle mi? Bende Öcalan ve Karayılan’a yollanacak kitap yok kardeşim, hadi işine’ deyip size kitap satmaktan vazgeçebilir mi?

***

Böylesi bir davranış mantıklı ve makul bir davranış olabilir mi? Bir kitapçının satacağı kitapları kimin okuyacağıyla ilgili bir tercih yapması, rastlanabilecek bir durum da değildir. Kitaplar, ırk, renk, sınıf,din farkı olmaksızın herkesin okunması için yazılır ve satışa sunulurlar.

Maazallah dünyanın herhangi bir yerinde bu genel kuralın dışına çıkılsa, satın alınacak her kitap için onu okuyacak olanın kimliğini araştırmak, söz konusu kitabı veya kitapları okuyacak olanın dağda mı, bir adada mı yoksa ovada mı yaşıyor gibi faktörlere bakarak sorgulamak gerekir ki, böyle bir şeyin altından ne devlet ne de kitapçılar kalkabilir.

***

Dağdakiler’in bir zamanlar kendi yayınları ve bildirilerinden başka bir şey okumadığı söylenirdi..

Ama şimdi durum bambaşka. Burada okuyacağınız hikayede de görebileceğiniz gibi, dağdakiler artık özellikle roman ve şiir okuyor, vaktiyle tetiğe basan parmaklarıyla, Nazım Hikmet ve Elif Şafak’ın yazdığı kitap sayfalarını çeviriyor ve muhtemelen Başkan Öcalan’a yetişmeye çalışıyorlar. Öcalan’a giden kitabın haddi hesabı yok. Okuyup da avukatlarına sözünü ettiği bazı kitaplar, çok satanlar listesine giriyor, bunu bilmeyen mi var?

Demek ki varmış. Olmasa, yargıçlarımız tutup da dağa yollanacak kitapları sattın diye, bir anne ve henüz birkaç aylık çocuğunu beraber cezaevine yollayacak bir karara imza atarlar mıydı?

***

Dağa yollanacakken, anlaşılan yakalanan ve yollanamayan kitaplar yüzünden bebekleriyle beraber hapse girecek olan Mülkiye Demir Kılınç’ın hikayesi, kendi diliyle, aşağıdaki gibidir, okuyun ve Mülkiye’ye bir imzayla destek verin:

Ben birkaç kitap sattım ve bütün hayatım değişti. Eğer hep beraber sesimizi duyuramazsak,19 Mayıs’ta ikiz bebeklerimle cezaevine gireceğim ve o tarihte bebeklerim 6 aylık olacak.Ve bu 2014 Türkiye’sinde olacak.

Bebeklerimle hapse girmeme neden olan suçum özetle şu: Çalıştığım kültür merkezinde kitap satışı yaptığım bir müşteri bu kitapları dağa götürecekken yakalanmış!

Açıklayayım: Erhan isimli bir müşteri Mezopotamya Kültür Merkezi’ne gelip benden birkaç kitap aldı. İstediği kitaplardan bir kısmı ise tükenmişti, bana telefon numarasını bırakıp gitti, tamamlayınca haber vereyim diye. Öyle de yaptım, geldi, Elif Şafak’ın, Nazım Hikmet’in, Michel Foucault’un, Şükrü Erbaş’ın ve Ahmet Telli gibi yazarların kitaplarını aldı, parasını ödeyip gitti. Sonra ne olduysa, Erhan’ın, gözaltında hangi koşullarda ifade verdiğini bilmiyorum, özetle kitapları dağa (PKK’ya) götüreceğini, benim de bu durumu bilerek kendisine kitap verdiğimi söylemiş.

***

Şu anda ortada, Erhan’ın emniyette verdiği ve dört gün sonra da savcılıkta değiştirdiği o ifadesi dışında tek bir kanıt yok. Erhan beni tanımadığını defalarca kez dile getirdi ama bu benim bebeklerimle hapse girmeme engel olamıyor maalesef.Tek yapabileceğimiz, daha çok kamuoyu yaratıp bu konuyu yetkililerin gündemine taşımak. Ve ellerinden geleni yapmalarını istemek.Adalet Bakanlığı’ndan bazı yetkililer konuya eğileceklerini söyledi.

İki yılı geçen hukuk mücadelesi süresince beraat edeceğimden hiç şüphem olmamıştı. bu sürede önce bu olaylar yüzünden ertelenen nikahım kıyıldı. Sonra, o acı Yargıtay kararının üzerinden birkaç gün geçmişti ki ikiz bebeklerimi kucağıma aldım. Hangi duygularla doğum yaptığım gibi detaylara girmeyeceğim, ama sütümün birkaç gün içinde kesilmesinin nedeni endişelerimdi, ondan eminim.

Nasıl endişelenmeyeyim? Bebeklerim Lorin ve Özgür ile cezaevine gideceğim belli olmuştu. O günden beri bir yandan eşimle birlikte bebekleri aşıya, kontrole vs götürürken bir yandan da ikizlerimizin cezaevinde emekleyip, ilk adımlarını orada atmaması için o kapı senin bu kapı benim mekik dokuyoruz. Şimdi hep beraber harekete geçersek yetkililere sesimizi duyurabilir, yapılmak üzere olan bu yanlıştan dönülmesini sağlayabiliriz. Lütfen imzanı at ve bizimle beraber sesini çıkar.

Birkaç kitap sattığım için iki bebeğimle cezaevine gitmek istemiyorum. Bebeklerimin dört duvar arasında emeklemelerini istemiyorum. Ama daha da önemlisi o duvarlar arasında ilk adımlarını atacak olan Lorin ve Özgür’ün büyüdüklerinde öfkeli olmalarını istemiyorum.Ben onlara ‘suçumu’ açıklayabilirim. Ama onlar 2014 Türkiye’sinde kendilerine bunları yaşatan bir devleti, onun adalet sistemini ve buna göz yumanları ne kadar anlayışla karşılar doğrusu hiç emin değilim.

Mülkiye Demir Kılınç

Not: İmza için ‘Change.org’ adresine başvurulabilir.