• 28.08.2014 00:00
  • (2332)

 IŞİD, söylendiği gibi PKK olmasa Adana’ya kadar gelir miydi bilemiyorum, ama IŞİD’in Irak ve Kürdistan’da şimdilik zor bela da olsa durdurulan ilerleyişine ve bu ilerleyişe karşı PKK’nin verdiği mücadeleye bakıldığında, PKK’nin silah bırakacağını düşünmek gerçekçi değil.

Ama yine de kamuoyunun çözüm sürecinin bu aşamasından çoğu kez ve özetle anladığı, PKK’nin silah bırakacağı ve Kandil’in de aşamalı bir planla belli bir süre sonra boşaltılacağıdır.

Silah bırakmak ve Kandil’i boşaltmak bir yana, Şengal dağlarında PKK’nin Kandil gibi, yeni bir askeri ve siyasi üs kurmaya hazırlandığı söyleniyor.

Batı’nın çifte standartlı terör listelerinden, IŞİD’le savaşmak için, Batı’dan silah alabilecekler listesine transfer olan PKK’nin silah bırakmaya değil, silaha ve daha fazla silahlı insana ihtiyacı olduğunu anlamak için ne Rojava ne Şengal’de yaşamak gerekiyor.

Dolayısıyla çözüm sürecinin felsefesi dahil, pratik işleyişinde de ciddi bir restorasyona ihtiyaç olduğu tartışma götürmez.

***

Yeni Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun çok iyi görebileceğini düşündüğüm şu ki, Türkiye, 2015 genel seçimlerine doğru giderken, çözüm süreci, Davutoğlu hükümetinin en zayıf karnı olmaya devam edecektir.

Çözüm sürecinin başlangıcında benimsenen birçok şeyi yeniden düşünmek ve gözden geçirmek gerekiyor.

Burada ve Türkiye’nin arka bahçesinde Kürt toplumuyla siyasi, sosyal ve kültürel, hatta diplomatik ilişkiler yeniden düşünülmez ve her ne düşünülecekse, bu düşüncelere Kürt aydınlarının ve sivil toplum örgütlerinin en geniş manada katılımı sağlanamazsa yarın çok geç olabilir.

Çözüm sürecinin ‘bürokratik mekanizması’ gevşemeli ve herkesi kapsayacak bir sivilleşmeye doğru evrilmelidir.

Büyük Kürt Partileri’nin de ciddi bir muhasebe yapmaları beklenir.

Kürt Partileri, ellerine geçen büyük fırsatlara ve körfez savaşından bu yana fiili olarak federal bir yapıda olmalarına rağmen, ‘Milli Bir Savunma Gücü’ inşa edemediler.

Dört büyük Kürt Partisinin kendine ait silahlı gücü var ama hala ulusal bir ordudan  söz edilemiyor. Eldeki tek nizami silahlı güç olan peşmergeler, KDP ve YNK’ye bağlı peşmergeler olarak bölünmüş durumda ve silahlı bir gücün sahip olabileceği modern donanımdan yoksunlar. 

PKK’nin sınır tanımayan ve gerektiğinde bir ülkeden diğerine rahatlıkla mobilize olan gerillaları ise şu manzaraya baktığınızda, Kürtlerin Ortadoğu’da yegane dostu olan bir ülkenin dağlarında, her şey yolunda gider ve çözüm sürecindeki en hassas aşamaya yani eve dönüş aşamasına geçilirse, dağlardan inecekler..

Bu en iyi ihtimal. Dağlardan inip, Türkiye’yi terk etmek.

Ama Cemil Bayık’ın Ruşen Çakır’a verdiği röportaj dikkatle okunduğunda, bu ihtimalin, öyle kolay gerçekleşecek bir ihtimal olmadığı da görülür.

PKK’nın, KDP’yle beraber, ikinci büyük ‘milli güç’ olma şansını elde ettiği ve ‘Kürdistan’ı düşmanlardan korumak için cepheden cepheye koştuğu bir zamanda’, silah bırakmaya değil, daha fazla silahlı insana ihtiyacı var!

İki yıl önce silahsızlanmadan söz edildiği koşullarla bugünün koşulları arasında epey fark oluştu.

IŞİD’in hem Rojava’da hem Kürdistan’da bir türlü önü kesilemeyen ilerleyişi, Kürt Partilerini yeni bir siyasete ve kendi aralarındaki ilişkilerini ulusal ittifak yönünde yeniden düşünmeye sevk ediyor.

IŞİD artık hem PKK’nin hem Erbil hükümetinin ‘ideal düşmanı’dır çünkü.

Kürtler bu ‘ideal düşmanın’ saldırıları sonucu, derlenip toparlandılar, Amerika’yla olan stratejik ittifakı unutmuş gibi görünüyorlardı ama ‘ideal düşman’ IŞİD, Kürdistan topraklarında öyle bir ilerleme kaydetti ki, ulusal birlik siyaseti ve bu siyaseti mümkün kılacak olan Amerikan-Batı mı desem?- şemsiyesi yeniden hatırlandı.

Çözüm sürecinde ve daha geniş manada, Kürt sorununda, bana kalırsa, ‘stratejik bir derinlik’ yaşıyoruz.

Neyse ki, kadim sorunların sahip olduğu ‘stratejik derinliklere’ vakıf bir Başbakanımız var..

Kırk yılda bir rastlanabilecek bir şans bu, İmralı’daki şansla beraber iyi kullanılabilirse tabi..